dün gibi hatırlıyorum, daha uzun zaman dün gibi hatırlamaya da devam edeceğim sanırım...senin için sıradan bir akşamdı, yalın cümleler kuruyordun ve noktalama işaretlerine dikkat etmiyordun, senin için çok basitti belkide, bilmiyorum... oysa ben sana daha önceki akşamlar gibi, tüm anlamlar ile gelmiştim. yine sen vardın cümlelerimin gizli öznesinde...ve ismini yazıyordum ismimin yanına isim tamlamalarımda, genede anlamıyordun daha doğrusu anlamamazlıktan geliyordun, biliyordum... artık o kelimeyi söyleme derken tutunduğum son dalıda elimden alıyordun, başka bir ruhla parsellenmiş düşüncelerinde hiç düşünmeden...sözlerin giyotiniydi boynumun, iplerini çekiyordun...
Kuramadığım cümlelerin altında ezildim ya hep.
Tıpkı söyleyemediğim ''hayır''lar gibiydi her yüklem.
Sözüm ona güçlüydüm, direnirdim kendime rağmen.
Ben hiç eksilmezdim, dedim ya güçlüydüm.
Ağlamak acizlikti, yutkunamazdım bile.
Hani çok sevilirdim ya.
Kabul görmüşlüğüm vardı nazar-ı nasda.
Kimse incitmezdi gülüşümü.
Hem hemhaldim ben onlara.
Ama Sen o kadar öfkelisin ki bana.
Evet evet öfkelisin...
her ne kadar da mutlu ol, huzurlu ol desende..
her ne kadar mutlu, güçlü gözükmeye çalışsanda..
evet güçlüsün tanıdığım en güçlü insanlardan birisin...
Koca bir devir yitip gitti.
Koca bir 4 seneye bir parçacık gece galip geldi.
Bende de yittim...
Günler tükendi senle beraber.
Öyle kızgınsın ki bana biliyorum.
Giden gitti.Hangi yolda, hangi zaman aralığında kaldı senin gözlerin.
öyle kızgınım ki sana.
Söz bitti, sen duydun. Hadi bi gayret indir şu cümleleri yüreğinin orta yerine.
Yeter yüklendiğin şu şehre.
Dayanıp durma artık ''ama''lara.
Herkes ''ama''yla aldı ilk nefesini.
Sen veren ol o boğum boğum nefesleri.
Can havliyle tutundukların yine sen ol, kendin ol.
Hadi bi gayret et.
Bu defa da tutun kendine.
yalnızca kendine...
ilham perim geri geldiğinden beri senin için yazdırıyor tüm yazıları. sana adıyor tüm harfleri. içime serptiğin tüm güzelliklere isim veriyor durmadan. sıfatlar buluyor sana, zamirlerimizi birleştirip "biz" yapıyor. elimden tutuyor söylediğin tüm cümleler. kafa tutuyor kilometrelere, inada bak sen! ...
sana yazdığım her şeyi beğeniyorum, seni düşünerek yazdığım yazıları da seviyorum seni anlatmasalar bile.
gözlerimi kapatırken, güzel bir müzik açıp seni düşünüyor, seni yaklaştırıyorum rüyalarıma.
sana ait melodiyle çalan telefonuma uyanıyorum. "bebeğim" diyişinle kendimi gülümserken bulup resmimi çekiyorum. sonra sana yolluyorum tüm resimlerimi, sevgi sözcüklerimi, gecelerimi, günlerimi.
bana baktığın her anı özlüyorum sen yokken, bakışını özlüyorum, bakan gözlerini...
beni bana anlatışındaki heyecanını seviyorum , bizden bahsederken ki gülümsemeni seviyorum...
parmaklarının elime her dokunuşundaki ürperişim yenileniyor bu yazıyı sana yazarken.
seninle gelen ilham perimi pamuklara sarmalıyorum, öpüp kokluyor, sana yolluyorum ki; bana o güzel cümlelerinle gel diye.
tatmadığım sevgi, duymadığım sözler, alışmadığım her şey sen olmuş. içimde dört nala koşan tüm karmaşık duyguların dindirici melodisi: sesin.
gitarınla söylediğin her şarkının alıcısı bensem, kalemimle yazdığım her yazının alıcısı sensin. seni düşünür parmaklarım, kalemim sana yazar, mürekkebim karanlıksa eğer daha çok yazacak şeyim var demektir.
sen yanımda oldukça, sen kokacak tüm yazılarım. sen... iyi ki girdin hayatıma , iyi ki geldin.
sevgili zuhal hoca,
ben bu yazıyı sana yazdım. değmezsin biliyorum, senin için değil zaten sadece sana yazdım. içimden gelenleri kusayım da rahatlayayım diye. doğru düzgün ders işlemezsin, derste dalıp dalıp gidersin, en son ne söyledm diye bize sorar; iki dakika sonra yine unuttum dersin. bunamışsın farkında değilsin, menopoza girmişsin kendinde değilsin. insana benzemezsin hayvan değilsin. niye peki insan gibi hareket etmezsin? ben de ilerde öğretmen olacağım tamam ama biraz da mesleğe saygı lütfen. bu işe gönül veriyorsanız yapın. derste sıkılıp dışarı bakmakla olmuyor bu işler. bi kitaptan okuyup, yazdırıp finalde al bu kitabı çalış demekle öğretmen olunmuyor. git o kafanı musluğun altına sok, silkin ve kendine gel! bu dersten bir kalayım var ya bittin sen hoca, şurda 2 saat kaldı. 2 saat sonra sınava girip kurtulacağım. ama sen o vicdanla daha ne kadar yaşarsın bilmiyorum. ulan seneye de dersime girerse bu hatun okulu bırakırım. beni çıkarsalar ondan iyi anlatırım be. bu dersten kalırsam gözüme gözükme zuhal hoca. ama geçersem de bu senin değil; benim azmim ve zaferim. şimdi rahatladım, oh be gidip az daha çalışayım. hodri meydan zuhal. sınıfta görüşürüz bebeğim. ****
ellerini tutmak isterdim sımsıkı ama yapamadım
gözlerine bakmak isterdim sımsıcak o cesareti bulamadım
kalbine akmak isterdim aşkımı anlatamadım
son kez sarıldığın an gözyaşlarımı tutamadım...
dudaklarında kıvranan tebessüm, gecenin ayazını dansa kaldıran sessiz bir bıçak ucu gibiydi.. valentin, gözleri etraftaki gölgeleri yarıp geçen, karşısındakinin ruhunu demir pençelerle kavrayan savaş büyücüsü Falez'in karşısında nezaketle eğildi ve ay ışığını emip kendi teninin soğukluğuna katıyormuş izlenimi veren elini öptü zarif bir reveransla.. ve neden sonra konuşabildi..
-büyü kullanıcısı olduğunuzu anlamak için ellerinizden alev topları çıkarmanızı görmem gerekmiyordu hanımım..bakışlarınızın parıltısı, yer yüzünün kalbinde dolanan saf enerjiden de büyüleyici..ve sesiniz, cezbedici bir melodi.. *
kimdi seni bana imkansız kılan, neydi ?
aradaki zaman mı, yoksa benim hakkımda düşündüklerin mi ?
ya da bendeki özgüven eksikliği mi ?
en ufak ayrıntını ve her söylediğin sözü bir dua gibi ezberlemeyi ibadet saymıştım kendime.
seni izlemek denizin maviliğini izlemek gibiydi, okyanus gözlerinin içindeymiş gibi.
kısacası ben huzuru senin maviliğinde "bulmuştum".
gözlerine yansıyan ışık ise huzur veren yakamozların özetiydi adeta.
denizi olmayan şehirde kendimi denize bakıyormuş gibi hissetmemi sağlardın hep.
sesindeki güveni anlatmak için hangi cümleleri kullansam acaba ?
bakışlarındaki çaresizlik ifadesini.
sesindeki güven verici duygu ve bakışlarındaki çekingenliğe tutarsız kalamadım ben.
peşinden geldim hep ama olmadı, söyleyemedim sana karşı hissettiklerimi.
tek suçum ise aradaki zaman farkını uçurummuş gibi görmem, işte bu olmadı.
belki sana söyleyemeyeceğim şey bende ömür boyu bir pişmanlık olarak kalacak, ama söyleyemem bunu.
aklımın içinde dolaşıp duran hayalini öldürmeye yelteneceğim az sonra...
tanıdık hiçbir şey hissetmek istemedi canım...
ben aşıktım denize, bulutlara... bir gün beni bırakabilecekleri düşüncesi bile canımı yakmaya yetiyordu.
bıraktılar...
baktıgında huzur veren, içinde kelebekler uçuşturan, varlıgı bile mutlu eden...
kıvırcık saçlı, güzel gözlü kızın elinden hiç düşürmediği, yaşama sevinci, umutları, uçurtmaları da denize battı, bulutlar gibi baska ülkelere gitti...
giderek kurtuluyorsun benden... aynı sahneler tekrar, aynı unutma arzusu...
en göz değmemiş yerlerini açtıgım kalbim paramparça oldu.
ellerim yine kan içinde...
yoksa sen bana bakarken aynı şeyleri hissetmiyor muydun?
ulan macun gözlü pis herif, bidaha bana "naber reis", "kes lan alırım ayağımın altına" gibi taşak muhabbeti yaparsan pis döverim bak. abiyim lan ben. çıldırtmayın beni.*
bir şeyler insanın elinde olabilseydi diyorum durmadan.insan istedigi anda hayatında ki herhangi bir şeyi istedigi şekle dönüştürebilseydi.belki o zaman kolay olurdu bir kalp agrısını silip atmak.her gece uyurken,sabah uyandıgımda aklıma gelen ilk şey olmaman için dualar eden ben,sabah uyandıgımda aklıma gelecek ilk şeyin sen olacagını bilerek kapatıyorum gözlerimi.küçük bir lambanın ışıgında bembeyaz sayfalara simsiyah çizgiler atıyorum.sanki her çizgiyi kalbime saplıyorum.başlayamamış bir şeyi bitirebilmek çabası bendeki.öyle ya sen ve ben vardık.biz hiç 'biz' olmadık.olamazdık.belki olurdukta...olamadık..hakkım yoktu belki de buna.kalbimi senle böylesine doldurmaya.keşke bu kadar gecikmeseydim kalbimde oldugunu anlamaya.konuşmanın faydası yok anladım,zararı bana.
ve sen yüregimde ki en sagır yara.susuyorum artık.bırakıyorum her şeyi zamanın hoyratlıgına...
ah be adam...söylenecek söz bile bırakmamaktasın ısrarla. o kadar dolmuş ki içim, içimi hep rahat döken ben kelimeleri bir araya getiremiyorum bile. nihayet yol ayrımındayız. ya aynı yola gideceğiz, ya da yollar kesin ayrılacak. neyi istediğimi sorma bana, ben istediğimi baştan sundum sana. şimdi sıra sende...
tren camindan ayiramadim bugün gözlerimi. tekerleklerin dönmesini hissetmemle daha bir burkuldu içim. kimsenin gözünün içine bakamadan, şuursuzca gülümsedim el sallayanlara, mutluymuş gibi gözükmeye çaliştim. vedalara alışkınım her zaman ama bu sefer daha bir koydu. yalniz yolculuklar n'için bu kadar kötü olur ki? dışariyi seyredersin ama en ufak bir taş parçasi bile seni başka bir yerlere çeker. engel olamdim kayboldum dağlarin üzerinde biten ufak ağaç öbeklerine. ruhumu alip götürdüler benden. sanki dallariyla dövercesine.
ayakta kalmaya çalişsam da başaramadim. dallar kırbaç misali yapiştirdi yüzüme herşeyi. düşünmek istediğim istemediğim herşeyi. gözlerimi kapadim müziğe sığındım olmadi. en yakin dostum sigarama sarıldım oda sırtını döndü. hayatta yalniz olduğumu bir kez daha anladim. öyle korktum ki ben nasil bu kadar savunmasiz kalabildim dedim kendime.
yalnizlik allah'a mahsus demişler ya, işte bana bugün çok anlamsiz geldi. eğer öyleyse hani nerdesiniz şimdi dedim. yolculuk bitti bomboş buz gibi bir oda karşıladi beni içerdeki soğukluk bir buse kondurdu sanki yüzüme. renksiz geçen bir ben geldim konuşmasindan sonra tekrar kendimi yolda buldum. etrafa göz gezdirdim. yoldan geçenn araçlara baktim. herkes gidiyordu. bilmediğim yerlere bilmediğim düşünceleriyle. bu düşünceleri bilemediğimden olsa gerek benim kadar sorunlari olan biri daha gelmedi de kendi kendimi pohpohlamaya devam ettim.
ufak bir hareketiyle yüzümü tokatladi hava. ne benim ne de elimdeki şişenin bir tepkisi olmadi buna. yolu izlemeye devam ettik beraber. biraz seni biraz onu biraz da diğerlerini andık beraber. hiç susmadim sürekli anlattim. kaybetmeyi başaran sen ve türevlerin mi yoksa çekip gitmeyi bir numarali çözüm olarak gören ben mi? hiç bir zaman burda kim haklı çözemicem.
odaya döndüm tekrar. cevaplar hiç bir zaman beni duymuyordu bunu bir kez daha anladim ve yazmaya başladim. senin artik ne yaptiğimi bilemeyeceğin ilk vakitlerde. gözlerin okadar güzel ki prenses, ben onlarin içinde boğulurken öyle mutluydum ki...
ağzindan çıkan hiç bir şeyi duymadan, sana verdiğim cevaplarda bir anlam arayamadan. sadece sana baktim, aklımdan hiç birşeyin geçemediği bir yere hapsettin beni gözlerin. öyle bakiyordun ki ben çarpılmış gibiydim. sanki delicesine kendini bir yerle vuran kalbim değilde beni tuzla buz edicek depremin ilk öncüleriydi. sanki gözlerin batiyordu gözlerime ben kaçırmaya çalıştıkça bakışlarimi...
bu sefer doğru olani yaptik galiba... hoşçakal baş belam, güzeller güzelim....
Gelecek olan sevgilim.. Seni ararken bulmak isterken oradan oraya suruklernirken.. Seni aradım durdum.. Yoruldum, kırıldım.. Şimdi sadece sessiz umut dolu seni bekliyorum.. Geliceğin ve gözlerimin içine bakacağın zamanı. Sabırla aşkla.
ve sustu çığlıklar, şehir geceye kavuştu.. bir mum yaktı adam, karanlıklar ışığa bulandı.. sigarasını uzattı mumun titrek alevine ve derin bir nefes çekti dolu dolu sigarasından. azaltmak lazım artık, diye düşündü.. ya da hepten bıraksak.. bıraksak sancıtan ne varsa. uzun zamandır göğsü ağrıyordu adamın, göğüs kafesi daralır gibi oldu yine.. okkalı bir küfür savurdu adam yüreğine, bir koltuğa bıraktı yorgun bedenini. derin derin nefes almaya çalışarak oturdu bir süre. evi çok büyük sayılmazdı gerçi ama, yine de mum yeteri kadar ışıtmıyordu odayı. artık karanlığa alışmıştı gözleri, küllüğü el yordamıyla bulup, henüz yarısına bile gelmediği sigarasını söndürdü çabucak. nefes alıp verişleri düzelmeye başladığında, yine el yordamıyla, bir bardak su almak için kalktı yerinden. ancak, birkaç adım bile atamadan yığıldı yere, ağzının kenarında bir parça kan.. hiç aldırmadan ceketinin koluna sildi ağzını, ki kolu kurumuş kan lekelerinden rengini yitirmişti artık. soğuk gecelerde tek ısınma aracanın bu laciverd ceket olduğunu umursamazdı hiç. bir başka laciverd ceketi olmamasına karşın hem de.. düştüğü yerden kalkmak için çabaladı bir süre, ancak kolları ve bacakları onu yerden kaldırmaya yetecek güce sahip değildi.. sürünerek koltuğun yanına kadar geldi ve son bir gayretle yasladı sırtını sigara yanıklarıyla dolu koltuğun yan kenarına. kulaklarındaki uğultunun sebebini anlamak için anlamsızca baktı etrafındaki koyu karanlığa. yine anlamsızca ellerini kapattı yavaşça kulaklarının üzerine. son bir aydır başlamıştı bu da.. hayaller görmeye alışmıştı belki, ama sesler, uğultular beynini kemiriyordu sanki.. bir süre geçmesini bekleyerek kaldı öylece. kesik kesik bir şarkı mırıldanmaya başladı.. en sevdiği şarkı değildi söylediği belki ama, o, dudakları uyuşuncaya kadar devam etti buna. ve daha sonra gücünü yeteri kadar topladığına kanaat getirip, bir kez daha kalkmaya yeltendi.. başaramadı.. kaldı öylece, sırtı koltuğun emanetinde.. dudaklarının kenarındaki kurumuş kanın üzerine, acı bir gülümseme oturtup, ellerini cebine soktu, ısınmaları için.. mum yanmaya inatla devam ediyordu, kendi hayatı gibi kısalmasına rağmen.. hayatını düşünmeye başladı, hayallerini, yaşananları, anılarını.. kelimeler boca olmaya başladı beynine, cümleler, noktalama işaretleri ve tabi olmazsa olmazı üç noktalar... yanında kağıt kalem olmayışına hayıflandı bir an. ama sonra, uzun zamandır yazmadığı, ceket cebinde kalem kağıt taşımayı bıraktığı geldi aklına.. ağlamayı bıraktığı gibi, yazmayı da bırakmıştı artık.. bu kadar cesaret ancak delilerde bulunur, diye mırıldandı kendi kendine. korkak olmak lazım bazen, ancak o şekilde korunabilir insan kötülüklerden.. insanların o'na farklı gözlerle baktığını fark ettiğinden bu yana, kendine hep "ben deli miyim acaba", diye sormaya başlamıştı. deli olmayı hiç umursamayarak.. ama kesin olarak bildiği bir şey vardı; bu denli cesur olmak çok da iyi bir şey değildi.. soluk alıp verişeleri artık iyice düzelmeye başlayınca, aklında gerçek olamayacak kadar uzakta kalmış düşler yine, gözlerini kapattı yavaş yavaş adam, iyiden iyiye ağırlaşan gözkapaklarına direnmeyerek. kendini en iyi hissettiği zaman uykuda olduğu olduğu anlardı, biliyordu bunu artık. her gece gördüğü rüyayı tekrar görmeyi umut ederek uyumaya çalıştı sonra, sessizliği dinleyerek.. ki zaten göğsündeki ağrı sadece rüya görürken hafifliyor, yerini tatlı yürek çarpıntılarına bırakıyordu.. mum artık yanmaktan vazgeçmiş, her yer zifiri karanlık, vakit bir hayli geç çünkü, gözleri kapalı adamın.. bedeni bir parça huzur bulmuşçasına gevşemiş, tatlı bir rüyada sanki.. ve sessizlik her yerde..
genç bir delikanlı ve saçları bulutlarda bir genç kız.. yürüyorlar.. ince ince kar yağıyor.. genç kızın bir eli eldivenli, diğer eli delikanlının avuçlarında sıcaklık arıyor.. delikanlı ise, boşta kalan elini pantalonunun cebine sokmayı tercih etmiş.. birbirlerine o kadar yakın yürüyorlar ki neredeyse ayakları takılacak, düşecekler.. kartopu oynayan iki çocuk dışında sokak bomboş.. hava kararmak üzere ve kar hızlanacağa benziyor.. insanlar bu soğuk havada evlerinde oturmayı tercih etmiş olmalılar.. sevgililerinin elinden tutup karları ezerek yürümek şansından yoksun olan yalnızlar ise çoktan uyumuşlardır.. delikanlı, kızın elini bırakıp, kolunu omzuna doluyor.. elleri terlemiş ikisinin de soğuğa rağmen.. kız da delikanlının belini aynı heyecanla sarıyor.. birbirlerinin gözlerine bakmak için çabalıyorlar ancak, yağan kar hızlanmış iyice, izin vermiyor buna.. şimdi daha da yakınlar ve bu sefer düşmeleri işten bile değil.. bu ihtimale aldırmıyor oysa ikisi de.. daha fazla yakınlaşmaları mümkün olsa, onu da yapacaklar.. bir şarkı söylemeye başlıyor delikanlı, içinde mutluluk olan o nadir şarkılardan birini.. kız ince sesiyle mırıldanarak eşlik ediyor.. ayakları iyiden iyiye kara karışıyor, sokak bomboş ve yürüyorlar öylece.. bir süre sonra delikanlı, kızın üşümüş olduğunu düşünüp, bir taksiye binmeyi teklif ediyor.. ama kız yürümekten memnun, soğuğu umursamıyor.. eve az bir mesafe kaldığını ve yürümenin daha güzel olduğunu anlatıyor delikanlıya.. delikanlı gülümsüyor.. ve yürüyorlar.. çok fazla zaman geçmeden varıyorlar zaten delikanlının evine.. delikanlı yalnız yaşıyor.. sadece hayatını devam ettirmesine yetecek şeyler var evinde.. evi yalnız yaşamasına yetecek ufaklıkta.. eski ama temiz eşyalar.. salona açılan bir kapı, iki koltuk ve ufak bir televizyon salonda.. evin diğer ve tek odasında ise, bir yatak, bir giysi dolabı, bir masa ve kalan tüm boş alanda kitaplar.. çok okuyor olmalı.. delikanlı, kızı bu evde ağırlamak zorunda kalmaktan memnuniyetsiz, kız her ne kadar onun yanında mutlı olsa da.. aslında delikanlı için her şey tamam bu ufak evde bile, ama o kızın daha fazla mutlu olmasını itiyor sadece.. keşke bir şöminem olsaydı, diye düşünüyor delikanlı.. dışarıda kar yağarken, şömine ateşini izlemek keyifli olurdu.. ama çabucak siliyor aklından bu düşünceyi.. olmayacak şeyler düşlemeyi azaltmış iyice, bırakmak istiyor hepten.. sıyrılıp hayallerden, sarılıyor kıza sıkıca.. tek bir vücut olmuşçasına kalıyorlar bir süre öylece.. kız biraz utangaç bir tavırla öpüyor delikanlıyı.. delikanlı, yüreğinin sesini kızın duymasından endişeli.. bedenleri titriyor ikisinin de.. birbirlerinin tenini sanki ilk defa olarak tanıyormuşçasına dokunuyorlar birbirlerine.. her sevişmeleri, ilk kezki kadar heyecan verici.. başka hiçbir şeyde bulamayacakları hazzı, doyumu birbirlerine dokunurken buluyorlar.. ve birlikte kayboluyorlar mutluluktan, kapatıp gözlerini ikisi de..
ve sustu çığlıklar, şehir sabaha kavuştu.. açtı gözlerini adam, yanakları henüz ağlamışçasına nemli.. nerede olduğunu anlamaya çalıştı bir süre.. sonra gece düşüp kaldığını hatırladı. sabah ayazından korunmak için daha bir sarıldı ceketine. o sırada laciverd ceketinin lekelerden leş gibi olmuş kolu takıldı gözlerine. parmaklarını ağzına götürdü ani bir refleksle.. kurumuş kanı hissetti teninde.. yine o öksürük nöbetlerinden birine tutulmuş olmalıyım, diye düşündü. bir sigara yakmak için uzandı sigara paketine. tüm vücudunun uyumuş, tutulmuş olduğunu anladı o an. sabaha kadar koltuğa yaslanarak uyumak ihtiyar bedenini yormuştu adamın. ama buna rağmen tatlı bir sıcaklık hissetti. derin bir nefes alıp kapadı ışığa henüz alışamamış olan gözlerini. gece gördüğü rüyayı anımsamaya çalıştı, başaramadı ama.. ve tekrar hayaller boca oldu beynine, hiç sahip olamadığı anılar.. ağlamak istedi sonra, hıçkıra hıçkıra ağlamak. ağlayamadı.. hep yaptığı gibi bir şarkı mırıldanmaya başladı yine. çok devam edemedi ama, sustu bir süre sonra. yüreği tekrar çırpınmaya başladı, elini bastırdı göğsünün üzerine. uzamaya başlamıştı artık vaktinin dolmasını beklediği zaman dilimleri. birden acıma hissetti kendine karşı, ölemiyordu bile.. sigarasından son bir nefes alıp, söndürdü çabucak. hava almaya çok ihtiyacı vardı. yağan yağmura aldırmadan attı kendini dışarı ufak evinden. rüzgarın bedenine dokunmasını istercesine açtı ceketinin önünü. hayatlarının peşinde yürüyen insanları görüp, kimbilir belki benim kadar yorgun olanlar da vardır içlerinde, diye düşündü adam.. sonra gözleri genç bir çifte takıldı. birbirlerine o kadar yakın yürüyorlardı ki sarıldıkları için, takılıp düşmeleri an meselesiydi.. gülümseyerek izledi genç çifti. gülümsemesini sağlayacak o kadar az şey kalmıştı ki.. bu anı daha uzun tutmak istediği için oturdu kaldırıma, yağan yağmura ve yerin ıslaklığına hiç aldırmadan. genç çift yürürlerken bile, birbirlerinin gözlerine bakıyorlardı, kızın elinde tek bir gül, kan kırmızı.. delikanlı, kızın kulağına bir şeyler fısıldadı ve kız gözdüğü en tatlı gülümsemeyi yerleştirdi dudaklarına. adam onları duyamasa da, hissetti nelerden konuşabileceklerini. sonra kendisine baktıklarını fark etti.. gülümsemesi bıçak gibi kesildi adamın. parmaklarını, iyice kırlaşmış saçlarına götürüp, bir biçim vermeye çalıştı onlara.. ama yaptığının anlamsızlığını fark edip, kızdı kendine. kimbilir yüzü ne haldeydi ve o saçlarını düzeltmeye yeltenmişti. kızdı ahmaklığına.. yağmur da hızlanmıştı bu süre içinde iyice. saçlarından yüzüne süzülüyordu damlalar. yağmura rağmen bir sigara yakmaya çalıştı ama ıslanan sigarası yanmadı bir türlü. bir küfür savurup, bu duruma kızmaya başladı sonra. aklına genç çift geldi, gözden kaybolmuşlardı artık.. beni deli sanmışlardır, diye düşündü ve kendi kendine konuşmaya başladı yüksek sesle. deli değilim ben, deli değilim ben, deli değilim ben, deli değili... sarsılmaya başladı bedeni.. ve gözlerinden boşandı yaşlar, yağan yağmurla yarışırcasına.. uzun zaman sonra ağlayabilmesine sevindi adam, tuhaf bir şekilde. ağladıkça daha çok ağlamak geldi içinden.. hıçkırmak delice.. yavaşça kapadı gözlerini, bedenini soğuk ve ıslak kaldırıma uzattı.. bir kaç meraklı insan uzandı çevredeki evlerin pencelerinden. çok sürmeden yine kendisiyle kaldı adam. bu sefer geldim yolun sonuna, diye düşündü ve tekrarladı kendine yüksek sesle aklından geçeni. avuçlarını kaldırdı gökyüzüne.. yağmur damlaları düşmeye başladı ellerine, yüzüne.. artık gözlerini hiç açamayacağını fark etti adam. genç çifti düşündü bir süre, sonra gece gördüğü rüyayı anımsamaya başladı.. gözyaşlarına aldırmadan bir kahkaha koparttı, sessizliği yırtarcasına.. ve karıştı yağmura..
nasıl bir bedduaysa anlamadım. yalnızlığı seven ben, şimdi iki kan davalı sinirli bir şekilde aynada birbirimize bakıyoruz. yalnızlık iyi de geceleri yatakta uyuyamak cok zor. düşüncelerin arasında, hiç birşey olmamış gibi düşünmek. tekrar yaşanamayacakları düşünmek, insanın sadece geceleri gördüğü yıldızları bile söndürüyor nedense. saplanıp kalmak çamurun içine, çamurdan çıkmak kolayda paçalarındakini temizlemek insanın zoruna gidiyor. aslında ne oluyor anlayamıyorum bu dönemde. yolda yürümek bile zor geliyor, sanki dışarıdan izliyorum yalnızlık hallerimi.
nasıl bir söz söyledin arkamdan pek tahmin edemiyorum ama, bu yalnızlıktan anlaşılacagı üzere mahallenin şarapçısı kıvamına girmişim. nasıl bir söz ettin anlamıyorum, o kelimeleri nasıl kurdun, içime yalnız bir hayat kurdun, kurdugun hayatın içine kurtlar düşürdün. öyle ki beynimi kemiriyorlar sinsi görünmez yaratıklar.
hiç kimse kendine iyi bakamaz birileri gidince. ''kendine iyi bak'' sözü gözden kayboluncaya kadar geçerlidir. kendime iyi bakmıyorum! hertürlüsünü görüyorum ayrılıkların, ayrılıklar ; kahrolası varlıklar, canlılar onlar eminim!. insanın kalbine kesik attıktan sonra bir pislik gibi kaçıyorlar. gözlerinin altına yerleşiyorlar daha sonra. hemde hiç inmeyecek şekilde. mor ve gözaltı torbalarının insanın üzerinde dayanılmaz şiddetdir ki, büyük bir beyin ameliyatını tercih ederim. olurya belki silinir herşey yeniden başlarım.
seni sorarım başkalarına '' sevdigim biri varmıydı'' diye.
onlarda başlarını eğerek cevap verirler : ''bu hiçbirşeyi değiştirmez''.
ne benim sana gel demeye niyetim var ne de senin benim yanıma gelmeye...dürüst olmak gerekirse hayatımda bu kadar kısa tanıdığım birini böylesine özleyeceğim aklıma gelmezdi ama hayatta herşey gelebiliyor insanın başına. daha dün gibi sen yine bu odada yanımdaydın hatırlıyorum..kimseyle paylaşmadığım şeyleri paylaştım seninle, ilk defa nefes alamamak nasıl bir şey hissettim her yer oksijen doluyken. ama kabullenmem gereken bir gerçek var ortada; sen asla benimle beraber bir gelecek kurmayı, bana geleceğinde yer vermeye düşünecek kadar cesur olamadın. savaşmadın bile bu ilişki için. tek korkun ilerde duyabileceğin pişmanlık oldu. kendini düşündüm anlayacağın sen yine...ama ben sana gerçekten değer verdim, senin için her türlü fedakarlığı yapmaya hazırdım. sen buna bile inanmadın. o kadar korktun ki 'biz' ihtimalinden yüzüme karşı bitti bile diyemedin. belki de sezen ablam doğru söylemiş; ' o sevgiler ki yoktular, onlar ümitlerimizdi.'.. evet belki onlar gerçekten ümitlerimizdi ama ben ilk kez ümide kapıldım gelecek hakkında biriyle, ilk defa biriyle yaşlandığımı düşündüm, çocuğumuzun adını...
yine de sana bir teşekkür borçluyum, gerçeği anlamama yetecek kadar çok, o ümitlere bağlanmamı sağlamayacak kadar az kaldın yanımda...şimdi resmine bakıyorum ve yaşadığımız, yaşayamayacağımız güzel anları düşünüyorum senin mışıl mışıl uyumanı izledğim yatakta. belki hayatımın aşkı değilsin ama gelecekte yaşayacağım her şeyin temelisin. ne olursa olsun seni hep fındık' ım olarak hatırlayacağım ve hiçbir zaman anılarının yok olmasına ya da kirlenmesine izin vermeyeceğim. umarım istediğini, aradığını bulursun bu hayatta...bulmasan da önemli değil aslında ben seni hep güler yüzünle, o kara ve inatçı bakışlı gözlerinle hatırlayacağım...istediğin gibi beni sevdiğini unuttum ve gidiyorum, sağlıcakla kal...