artık ne düşünmem gerektiğini biliyorum. (bkz: #4703825)
karşımdaki insanların bana bilmeden verdikleri işaretlerle anladım artık ne yapmam gerektiğini. sanırım sandığımdan daha iyi bir gözlemciyim.
artık kimi sevdiğimi iyi biliyorum, nasıl bu kadar aptal olabildim anlamış değilim. öyle açık ve barizdi ki. aklımı karıştıran tüm o koşuşturma arasında yüzünü bile görmediğim birini sevmeye başladım.
kendime anlam veremedim önce ne kadar da saçmaydı, ama sonra onunla konuştukça artan huzur hissi, sesini duymayınca gelen sıkıntı, hepsi birer işaretti işte.
yüzünü dahi görmemiştim oysa, nasıl olabilirdi ki? internetten birileri ile tanışan dostlarıma, binbir türlü laf söyleyen ben, şimdi yaratıcının tuzağına düşmüştüm. hiç görmediğim birini seviyordum işte.
sesini seviyordum, gülüşünü seviyordum, ağlayışını seviyordum.
şimdi sen söyle allah aşkına sözlük; deliriyor muyum?
olur da bu yazıyı okursa zaten anlayacak o kendisini, ama okumasını isteyip istemediğimden bile emin değilim.
ey yurek nedir senden çekilen.. neden beni mahkum ettin yalanlara, yalancı gözlere. Derin bir ah çekip kokunu arıyorum aldığım nefeste .. Yok Bir daha yok.. bir yaç suzuluyor gözumden. Önce yanaklarıma. sonra dudağımıa düşüyor. Gözyaşı bile sen diyor. Bir Sana sen dedirtemedim ya ey sevdicek deldin geçtin ta yureğimi.
--spoiler--
Ne sandin kendini
Küçük sevgilim
Roller degismedi, katil benim.
Bu kadar zaman oyun mu zannettin?
Kalbini tas gibi, demir gibi kirilmaz mi zannettin?
Ne sandin kendini
Küçük sevgilim
Hem kendine hem bana
Inan yazik ettin
Öcünü almadan zaman
Görebilseydin eger,
Bu kadar korkmak zaten ölmeye benzer.
Öcünü almadan zaman
Görebilseydin eger,
Asksiz olmak zaten ölmeye benzer.
--spoiler--
bunu kendime bile söylemekten utanıyorum... nasıl canından bir parçadan nefret edersin? yediremezsin kendine değil mi?
ben de kızıyorum...! soruyorum her defasında; ne yaptım ben bu çoğuğa? yaşadıklarımız çok fazla değil miydi iki kardeş için? şimdi neden böyle?...
her defasında tokat gibi çarpıyor beynime cevaplar. kanıyor kalbim. hissettiklerim kadar güçlü sandığım dünyam yıkılıyor başıma...
3 kuruş uğruna satılan ruhum acı bir tecrübeyle yine öğreniyor burada yalnız olduğumu...
eve geldiğin ilk gün gibi kirlenmemiş olsaydık keşke...
-usulca sokuldum yanına. kıskançlıktan deliye dönmüş gözlerim... kafandaki iki tutam saçı da yolmaya çalışmam...-
gözümün önünde hep...
siliyorum yavaş yavaş... kapatıyorum sana hep açık olacak sandıgım kapılarımı suratına. bir daha açılmasını bekleme sakın!
ugruna; hayallerimi düşünmeden terkettiğim, canım dediğim... sen!
kardeşimdin...
başka bir adama baba diye sarılıp beni hiçe saydığın gün bittin!
gittiğin yerden dönme sakın!
keşke kendi dünyanda kaybolmaktan vazgeçip biraz dışarıya çıksaydın; hiç düşünmediğin gibi düşünüp, hiç bakmadığın gözlerle bakıp hayata, hiç görmediğin şekilde görseydin beni... benim hiç düşünmediğim gibi düşünüp, bakıp, gördüğüm gibi... o zaman belki mucizeler yaratabilirdik, belki muhteşem bir hikaye çıkardı bizden, belki kendi hikayemiz olurdu anlatacak...
"dinle ahmak âdem, dinle!
sen görmezsin kendinden başkasını,
ben anlatayım sana işin aslını.
mum gibi yanarsın, şems e ahkam kesersin.
şeytanlık yaparsın, şeytana taş atar da,
körü, topal edersin.
yare yandım dersin, kendine yanarsın!
yarin seni gördükçe soğur gider,
buz olur, dağılır bakışları mumun gölgesinde.
bakmazsın kendi yüzünden başka yüze,
bilmezsin kendi yarandan farklısını,
görmezsin kendi derdinden başkasını!
yar dedikçe yanarsın da;
yar nedir, nerdedir bilmezsin!
seni bekler az ötende,
soğuk sular boşalır yüreğinden;
sen yanarsın, o soğur gider...
bir gün sen erirsin, onun da ömrü biter.
ben bu yazıyı sana yazmak istiyorum ama olmuyor. moderasyon var, sözlük formatına aykırı malum.
ağız dolusu küfürler olmalıydı çünkü bu satırlarda. bas bas bağırmalıydı kelimelerim sana. hayranlığımı, nefretimi, sevgimi, kinimi, özlemimi. deme bana, sorma hepsi aynı anda aynı adama karşı olur mu diye. oluyormuş, sende öğrendim bunu da. sende, seninle öğrendiğim yüzlerce gerçekten biri buda. aşık olunca anladım zaten gerçekte ne demek olduğunu bu kelimenin, sarmaşık gibi saran ama içten içe yiyip bitiren bir duyguymuş bu. bütün renklerin beyazda buluşması gibi doruk noktasıymış duyguların. ama sen anlamadın benim anladığım kadar aşkı. yaşamadın tüm renklerini. hep korkuların vardı çünkü halletmeye çalıştığın, çözmeye uğraştığın sorunların. ben gibi bırakamadın kendini savunmasızca. ama şimdi çekip gittin. ben kendimi bıraktığımla kaldım, savunmasızlığımla. ama sanmaki yıkık surlarım. yamalı da olsa bir kısmım devam ederim inanmaya beklemeye.
korkularından arın öyle gel bana. kendin gibi ben gibi...
bu yazıyı sana yazdım ama okutacak cesareti de bulurum belki bir gün.
--spoiler--
Şimdi git
Say ki seninle sahildeki çardakta hiç dondurma yemedik
Say ki oturup konuştuğun yaşlı ve yabancı bir adamdı
Ve sevdadan hiç söz etmedik
Say ki hiç gülmedik
Aynı şeyleri sevmedik
Ve yağmurdan sonra beraber yürümedik
--spoiler--
o kadar ağladımki gecelerce.. ama söyleyemedim. sana yazdım bunları. okumasanda.. gülmedi dudaklarım iki gündür telefona bakmaktan menedemedi hiçkimse. sadece boş bir ekran olsada. aramadın sen. sessiz soğuk uzaktın. gittin.
öyle acıdıki içim öyle yandıki seninle doldurduğum kalbim. hani gülündüm ben senin. bitanecik gülün. bu kadar kolay mı soldurmak? dön diye yalvarıyorum içimden sana. tüm hüzünlü şarkıları dinleyip hediye ediyorum ikimize. dayanamıyorum ki ben sensizliğe güçsüzüm. küçücüğüm. kollarının altında değilimki cesur olayım. affediyorum seni dön bana.
başlığa cevap niteliğinde entry olacağının farkındayım ve biliyorum silecekler seni de beni de. ama senin yazdıklarına ancak buradan cevap verebiliyorum. cevap verdiğimi bilmeni istemediğimden sadece... bir sürü süslü cümle dizmişsin arka arkaya trencilik oynuyorlar sanki. ve son olarak ;
bu sefer sana yazmıyorum haberin olsun! başkasına yazıyorum ki senin de kim olduğunu bilmiyordum yazıyordum işte görmeden sevdiğim sevipte pişman olduğum.
hani beni kandırdığı zannediyorsun ya aslında sen kendini bile kandıramayan birisin neyin ne olduğunu biliyorum ve sadece bazen bilmemekten geliyorum neden? çünkü etrafımdakileri üzmemek için. evet kendimi üzmekten alamıyorum kendimi. gözlerim doluyor içim acıyor fakat bir şey diyemiyorum. sana değer veriyorum sen değer verirsin, siktir edersin hiç umrum da değil ben kendimi önemsediğim kadar seni de önemsiyorum taki en kötü olana nefret edene kadar bunun olacağını tahmin etmiyorum-etmiyorsun dimi? gerçi nerden okuyacaksında 'evet' diyeceksin.
niye yaptın lan niye beni üzdün-üzdünüz hiç mi aklına gelmedim? 'yapmamam lazım diyemedin mi?' benim kadar cesur olamadın mı? 'ben senin için demiştim' olamazsın çünkü benim kadar cesur değilsin benim kadar kafan atınca deliremezsin benim kadar gidemezsin olayın üzerine. ben seni yalnız bırakmamıştım 'gel yanıma oralar da tek başına durma demiştim'
sen üzülme ben üzülürüm senin yerine derim zamanı gelince. sen ağlama ben ağlarım seni yerine yalnızken ağlaması daha kolay ben yalnızım sen değilsin...
hadi şimdi duruyorum önünüzde birer tekme vurun da düşeyim yere bakayim ne kadar cesaretiniz var...
bu başlığa entry gireceğimi hiç düşünmezdim biliyor musun? hem bilsen ne önemi var okumayacaksın ki bu yazıyı. pek öyle sözlüklerle ve sözcüklerle aran iyi değildir. sanki senin çok iyi de derdin okusaydın zaten. ben bir cümle kurarım seni yermek için, aynı cümleyi öznelerini değiştirerek sen kurarsın bu sefer amaç yine aynıdır beni yermek. birbirimizi yer yer yererek bu zamana geldik işte. neyse demem o ki mutlu ol. bunca saçma sapan cümleden sonra olabilirsen. ama zaten okumayacaksın ki; neyse kafam karışık. kib. bye. mucuk.
erken yatmışsındır bu akşam, kim bilir kaçıncı uykundasın şu anda. malum, yarın erken kalkıp hazırlanman gerekiyor. her şey gönlünce geçer inşallah, istediğin şekilde, arzu ettiğin şekilde, en mutlu şekilde... hazırlanırken acele etme, varsın iki dakika beklesin, unutup çıkma birşeyleri ardında(!)
kahvaltı yaparsanız herşeyi küçük küçük dilimlere bölmeni tuhaflamasın, çekinmeden söyle bilsin. hem öyle yemesi çok pratik oluyordu değil mi? en rahat ettiğin şekilde ye sen gene. öğlende bol mısırlı pizza, bu sefer belki başka bir şey istersin... bu defa bir değişiklik yap, aynı yerlerde yürürken aynı cümleleri kurma(!)
akşam waffle yerken dikkat et, çikolatasını damlatma önüne. sonra yaramaz kedilere dönüyorsun, sinirlenipte o anın tadını kaçırma, ama damlarsada boşver, canın sağolsun... sahilde denize karşı otururken topla saçlarını... her seferinde gözüne girerdi, hem sinir etmesin o'nuda yüzüne bakarken...
şubat ayı, bak havalar soğuk kazak giymeyi unutma sakın, atkını berenide al mutlaka. burnun gene kızarıp akar, mendillerinide unutma.
sıkı giyin "emi"... "o" bilmez daha, sen çok üşürsün!... üşüme...
dün 13 şubattı bugün 14 şubat. biri doğumgünün biri de şu sevgililer günü.
ikisini de kutlayamadım. sevgililer günü değil de içimi en çok doğumgününü kutlayamamak acıttı. bazen buraya yazıyorum uzun uzun okunmadığı bilerek. bazen de anlatıyorum seni uzun uzun dinlenmediğimi bilerek. olsun.. yine de acımı hafifletiyor sanırım bunlar.
seni anlatacak bir şeylerin olması. bilmem daha ne kadar yazarım seni. senle sohbetler kuruyorum kafamda. seninle konuşuyorum her an. içim dökülüyor içime. sana bendeki seni anlatıyorum anlamıyorsun. ne çok anlamadıkların oldu. ne çok anlatamadıklarım. pişmanlıklar kaplıyor içimi. oysa en korktugumdu pişman olmak. seni düşünüyorum. ne güzel uyuyorsundur şimdi. ne umarsız. hep hoşuna gittiği için oturur şekilde uyuman gözümün önüne geliyor. bir de şairin sözleri : onun bana söyleyip unuttuğu' nu sandığı sözü ben ona unutmadığımı iletsem..nasıl olurdu ki. neler değişirdi ki. uyuyorsun ya şimdi rüyana gireyim istiyorum. uyan istiyorum beni düşünerek. uyan ki sana söyleyebileyim seni unutamadığımı. senin bana öğretiğin sevmeyi unutamadığımı. bana öğrettiğin ama beni öyle sevemediğin sevmeyi. öyle iyi öğrenmişim ki bir türlü unutamıyorum sevmeyi ve bunu sende yaşamayı. bana soruyorsun her şey yolunda mı diye. her şey öyle yolunda ki! çünkü ben çekildim o yoldan. artık önemli pek bir şey yok hayatımda. seni düşünmek, nasıl aşık olduğumu, ilk aşkım oldğunu farkına varmak, önce tüm boşlukları doldurup sonra ardından büsbütün boşluğa bırakarak her şeyi öylece çekip gitiiğini düşünüyorum.
düşünüyorum da boşuna..
bigün yine arkadaşlar batak oynuyoruz.. aklıma geldi.
elimde tek kalmış kupa kızını düşürmek için papazla koz çekene, kağıt dağıtmadan önce son dört-beş kağıda bakıp ona göre dağıtana yazdım.
afedersiniz, herşeyi bildiğini zanneden ama bi boktan çakmayan tipler bana bu yazıyı yazdırdı.
her duyduğumda çekip gideyim şurdan dedirten boş laflar.. evet bildiğin boş bu.
otobüste arkadaşım iki akbil parası verdiği halde benden 1,5 tl isteyen iett şoförü! sana yazdım.
cezalandırılmış birini cezalandırmaktan zevk alan anne babalar, size yazdım.
abisine bilgisayarı vermemekte direnen kardeşler, size de yazdım lan. bunu okumaktaysanız, kalkın ve abinize ablanıza yer verin, hatta okumayın lan bunu.
çok sinirlendim sözlük. biri polemik başlatsa..
öyle bir entry saçmalamak ki her şakada biraz gerçek olmak. durum bu söz sende kılıçdaroğlu..
"Ohh!.. Mışıl mışıl uyu... Ne güzel hayat. Ne masum dimi sen uyurken?.. Hayır deme çünkü bence öyle. Seni uyurken düşününce masum oluyor herşey. Kendim bile. Hadi şimdi kalk, yüzünü yıka. Ve akşamında gönü rahatlığıyla mışıl mışıl uyuyacağın bi gün geçirmeyi dile yaradandan.."
05:54
Henüz uyanmış, gözlerimi ovalayıp kendime gelmeye çalışırken, kısık gözlerimle okuduğum, telefonumun ekranına düşen bu kelimeler topluluğuyla beni gerçekten mutlu etmiş, aldığım en güzel 3 mesajdan biri... **
hatırlıyor musun? "aşk nedir?" diye sormuştun, belki de tüm masumiyetinle... susmuştum...çocukca...
suçlama ne olur hemen, sadece "senin" kadar masum cümleler arıyordum dilimde...
evet...
aşk, seni sevmekti sözlüğümde...
otoparkın önüne parkeden i.ne. bir dahaki sefere o kodaman arabanı öyle bırakırsan 2 lastiğini birden şişlerim şerefsizim. sonra götünden ter akar o arabayı ordan çıkarmak için *.