postalfili medyanın başbakana ayar verdiğini zanneden bir abdurrahman çelebi'si.
--spoiler--
"sizin girmek istediğiniz ab de her evde en az mutlaka bir kedi köpek vardır. o yüzden her insanda bir barış, bir insan sevgisi var. o ülkeler zengin barış içinde yaşıyorlar."
--spoiler--
bu ülkeler barışı, refahı sizin gibi cukkaya maske diktatörlük sistemlerine hizmet ederek mi buldu, yoksa tayyip'i asıl eleştirdiğiniz noktalarda olduğu gibi onlara karşı çıkarak mı?
bugünkü yazısına ben aslında köylüyüm diye başlamış. ekmeği bandırarak yemeğe bayılırmış. bu esnada da etrafa bakınırmış.
klişe. klişe. klişe.
insanlar niçin kendilerini savunmak için hep böyle bir izlenim uyandırma ihtiyacı duyarlar ki. yani sen şimdi ekmeği bandırarak yesen ne olur yemesen ne olur? okurun vay beee bekir coşkun bile bandıra bandıra yiyomuş demesini mi bekliyosun. o bizden biriymiş sesleri mi yükselsin istiyosun. "zengin sofralarında rahatsız olurum ben" bu ne şimdi biz eskiden çok fakirdik edebiyatı olmuyor mu bunun adı.
şimdi bizler göbeğini gaşıyan, zikini daşşağını avuçlayan insanlar olarak seni hiç samimi bulmadık. ha bu arada kafamızda da bidon var. halkı aşağıladığım doğru değil demişsin ya. sonuna kadar katılıyorum. sen kim halkı aşağılamak kim? hem buna niye gerek duyasın ki. zaten bu halk seni çok seviyor. ve halk her yazından sonra en mahrem, en erotik sözcüklerini fısıldıyor sana. yapma şimdi! hiç duymadım deme. illa ki kulağın çınlıyordur.
fazla da canın sıkılmasın hem. kankan ertuğrul'la bi paris yap. iki duble bi şeyler iç. bırak alla sen ya kafaya takma böyle şeyleri.
geçerken de kaportacı osmana uğra. zeytin ekmek bi şeyler ye. ama kaputun üzerinde. hadi bakalım.
urfa'nın suriye sınırındaki topraklarında büyümüş, yetişmiş insan.
bu adamın yaşı kaç ama bugün bile gidin oraları görün nasıl mahrumiyet bölgesi. oralardan çıkan birinin halkçı olmaması, kendisini dev aynasında görmesi mümkün değildir. bugün bu haldeyse, geçmişte oraları ben bile gidip gördüğüm halde düşünemiyorum.
bu adamı sırça köşklerde oturmakla suçlayanlara soruyorum, ahırla bitişik evde oturdunuz mu hiç? tezek yaktınız mı hiç? soğukta pamuk kazıkları yoldunuz mu hiç? toprak evlerde uyudunuz mu hiç? okulunuz kapandığı için 15-20 kilometre ötedeki ilçeye veya başka bir köye okula gittiniz mi? geceleri evden çıktığınızda kaçakçı muamelesi gördünüz mü?
bugünkü Neye benzesek adlı yazısıyla şöyle rahat bi 10 dakika durup düşünmemi sağlayan yazar. ama ben neye benzesekten çok, çocuklarımızın neye benzeyeceğini düşündüm. ismail hakkı hazretlerinin menkıbeleri'ne mi? bir garip orhan veli'ye mi?
kim gibi olacak acaba, gerçek bir türk gibi mi? bir grubun tarih boyunca özendiği arap gibi mi?
bekir coşkun' un dediği olmaz da akp gitmezse sanırım birebir göreceğiz neye benzeyeceğimizi.
bugün yine döktürmüş hazret. günün birinde bi tenhada kıstırsam soracağım tek soru var. yukarıdan bakınca ben nasıl gözüküyorum acaba. kafamın üstündeki kelimle bekir efendinin hayalini kurduğu tektip onuncu yıl adamını yansıtabiliyorumuyum.
herneyse hazret demiş ki bu millet köpek gibidir darwin i bilmez ama darwin yardım dağıtıyor desen koşa koşa gider. neyse bekirin niyetinin samimiyet derecesini zaten biliyorduk lakin artık akli melekelerinden de ayrılmaya başladı.
sen hem adama köpek muamelesi yap hem de darwin i russel ı adam smith i bilmesini iste. bilmiyorsa bile sana oy versin değil mi? yok yok. ya düşünmeden yaşıyor yada o fildişi kulelerdeki düşünceler bizim boyutumuzdan farklı oluyor.
duyguların efendisi..çünkü önce insandır. güzel insandır, dosttur, ağabeydir. tanımanızı isterim. yaptığı tesbitlerle "evet işte tam da bu" dedirten yegane yazar. gözlem yeteneği mükemmeldir. bu yüzden bekir coşkun u şu basında tek geçerim.
aydın doğan'ın boş beleş adamlara köşe verip gündemi istediği gibi yönlendirici tayfalarından biri. zira patron memnun ki, ülke yararına zerre katkısı olmayan içi boş kofti yazıların baş aktörlerinden olan bekir çoşkun köşesinde yıllarca yazıyor. bir diğer muadil için;
düşünceleri ve yazılarıyla kendine köşe yazarları arasında farklı bir yer edindiğini her fırsatta dile getiren, takip edilmesi gereken, takip edildikçe daha çok sevilen yazar. en son yazısında 'yine de sorun bensem ben de gidip duvarlara yazarım yazılarımı' diyerek, onu susturmaya çalışanlara restini çekmiştir. Susan onca insan arasında kukla olmayı tercih etmediği için tşekkür edilesi, saygı duyulasıdır.
yaptığı her yanlış ve bölücü yorumdan sonra, kedisine sokulan lafları hazmedemeyip daha da kuduran ve gitgide bir acayip pornocu yüz hattına kavuşan hürriyet yazarıdır.
ne kızarır ne bozarır yazar yazdıklarının doğru yere girdiğinden de geri dönüşlerden anlar.
hayvanları sevmeyen insanı sevemez diye boşuna denmiyor. "onların köpekleri vardır onlarla yatar kalkarlar" diye hönkürdü birileri. sen o köpeklere kurban ol be!
doğruları söylediği için dokuz köyden kovulanları gazete köşesindeki onuncu köyünde buluşturan, söyledikleriyle ve yaptığı benzetmelerle "anlayana sivrisinek saz" usulü mesajlar veren; anlamak istemeyenler tarafından da sahiden anlaşılmayıp, kediden köpekten söz etti diye sanki tek dünyası kediymiş köpekmiş diye yargılanan gazeteci yazardır. iyi ki vardır.
hayvan düşmanlarının tepkisini çeken yazar. o hakaret ettikleri hayvan öyle bir hayvan ki *türk mitolojisi ve türk kültüründe en üst mevkidedir *. bu bakımdan köpeklere pis diyenlerin türk kültürünü taşımadıkları besbelli. tabii ya onlar vahabinin köpekleri!