--spoiler--
lan ne güzel güldük eğlendik 20. bölüm boyunca. dizinin sonunda yapılır mı lan bu? he allahaşkına harun. ne yaptın oğlum sen bize? ciğerimizi söküp attın lan. 14 şubat sendromundan kurtulamadan, tokat gibi çarptın lafı suratımıza.
--spoiler--
izlerken, en az konuştuğum dizi diyebilirim. bir behzat ç nin akıl almaz işler yaptığı zamanda söylediğim, ''hay mk ne akıllı adam lan'' birde harunun yaptığı espri çabaları ve ayılıklarına karşı '' hahahahu sevimli ayıı güldürdün gene beni yav''.
hayalet: o değil de bu ne olurdu acaba? ne olurdu la senin hayalin?
akbaba: ne olacak lan bana, ben böyle iyiyim - ben böyle iyiyim.
behzat: ne olurdu la hakikaten hayalin?
akbaba: bilmiyorum abi, hiç düşünmedim.
behzat: ee düşün.
akbaba: neyi düşüneyim abi?
behzat: hayalini düşün lan, kapa gözlerini düşün.
harun: hiç mi görüntü yok?
akbaba: he, hiç görüntü yok.
harun: ses falan da mı yok la?
akbaba: ne sesi?
harun: ebenin sesi, bildiğin ses oğlum.
akbaba: ruh hastası mısın lan sen? ne sesi oğlum kafan mı iyi senin? oynasana lan oyununu.
harun: öyle bildiğin karanlık yani, bomboş o şekil.
akbaba: he, bildiğin düz siyah ekran.
hayalet: sen ölmüşsün la, vallahi.
20. bölüm efsanelerinden. malum emrah serbes yazmıştır 20. bölümü.
--spoiler--
işeme sahnesi oldukça kro olsa da diziye çok yakışmıştı. harun'un kapanış cümlesi vurdu kanımca. zaten behzat'ın da onu sürekli affetme, ne yaparsa yapsın sevme nedeni de, onun bu saflığı. bir de bu ervüment'e kafam girsin, hala yakalanamadı deyyus. ama daha heyecanlı aslında böylesi. gıcık rolü de pek yakışmış adama.
--spoiler--
istanbul dışına taşmış ender dizilerimizden biridir, üstelik de sayılı polisiye dizilerimizdendir. Dizideki diyolaglar da kendine özgü, bir o kadar da gerçeğe yakındır. Tüm bunlarla birlikte 20. bölümde istanbul'a gelişleri "bu dizide sonunda istanbul"a taşınıyor" dedirtmiştir ama çoğumuzu yanıltmıştır. 20.bölüm için belirtmeden geçemeyeceğim bir adres diyaloğu vardır ki, aynen aşağıda;
Harun: hadi gidelim
Akbaba: bende gelmem oğlum, sen Bebek nerde biliyon mu?
kıskanıyorum amk resmen bu diziyi, ilk biz izlemeye başladık lan siz sonra geldiniz demek istiyorum.
az kişi sevelim öz kişi sevelim istiyorum.
ne biliyim ahmet hakan bile seviyor mesela, böyle olunca kötü oluyor gibi.
bir arkadaşım bu dizinin videosunu paylaşıp "Şiddetle izlemenizi tavsiye ediyorum" deyince "ben de şiddetle hiç bir şey çözemezsin" diye yorum attı. Yine aynı arkadaş "Bu dizide çözüyorlar. O yüzden tavsiye ediyorum" dedi ve diziyi hiç izlemeden bir anti-pati sezdim ve hiç seyretmedim. konusu ne?
abartmamak için kendimi zor tutuyorum ama erdal beşikçioğlu inanılmaz bir oyunculuk sergilemiş. diğerleri de çok samimi oynamışlar.
son bölümde harun'un sevgiye muhtaç bir adam olduğunu öğrendik, hemde bunu dayak yerken itiraf etti.
güzel bir dizi ama işte o yan rollerdeki(figüran da diyebiliriz, yada diyebilirmiyiz?) adamların yeteneksizliği çok sırıtıyor arkadaş! mesela en son örnek şu yirminci bölümde behzat amirim ve diğer arkadaşlar reflekte camın arkasında teşhiste iken, feride, savcı esra ve tahsin müdür'ün yanında tahsin müdür'den daha yetkili bir rolde oynayan adam ne kadar sıradan ne kadar yeteneksiz biriydi öyle... bir de dublaj yapmışlar, kendi sesi nasılsa artık.