--spoiler--
-efendim eda.
+ adam birini kaçırmış, cinayet büroyla savcıyı istiyormuş.
- niye çağırıyor bizi? adamı vursun öyle çağırsın adamı vurmadan niye çağırıyor bizi.
--spoiler--
halı sahada maç nedeniyle eve 8 bucukta vardıktan sonra hala özet verildiğini görünce hayata dair bir gülümseme yaşatmıştır. çok yaşa star diyorum efenim.
son sahnede behzat'ın bakışı, "şimdi devlet memuru s.kti ebeni ercü" bakışıydı.
harun akıllanman lazım, bu lohusa* seni soyup soğana çevirecek.
akbaba'nın hikayesi geliyor, evet. ercüment de gelicek tabi. şahane bölümdü herzamanki gibi. detaylar yerinde ve güzeldi. ah şu figürasyon işini tamamlasanız daha iyi olucak. gerçi bu haftaki katil baya sağlam oynadı. *
--spoiler--
tıpkı ezel dizisinin 2-3 hafta öncesinde olduğu gibi geçiş döneminde olan dizidir. asıl olaylar ercüment ankara'ya gelince başlayacak. cinayetlerin üzerine bir de dinleme cihazının bulunması bunun işaretidir zaten.
şu başlığı açtığımda görseller kısmında survivor hakan ı görmek istemiyorum. yemin ediyorum tadım kaçıyor. ben hayatımda bir diziye bu kadar yakışmayan başka bir oyuncu daha görmedim.
çıkarın şu adamı kadrodan. isterseniz yerine kahtalı mıçı yı koyun. ama bunu çıkarın. çok rica ediyorum.
tipler çok itici olsada sevdiriyor dizi kendisini. hal ve haraketlerde hiç yapmacıklık yok sanki adamlar kendilerini oynuyor gibiler hiç bir şey göze batmıyor. saf, duru bir duruşları var diğer dizilerin yanında.
avrupa yakasından sonra izlemekten keyif aldığım türk dizisi.
ayrıca şule karakteri de çok sempatik, kızı araştırdım endüstri mühendisliği okuyormuş, ben o tipten güzel sanatlar beklerdim ama olsun o da bizden, mühendis.
ben de son iki bölümdür izliyorum bu diziyi. yani öyle dizi takip eden biri değilimdir. bak gerçekten. güzel, eğlenceli. ama ben şundan şikayetçiyim. erdal beşikçioğlu'nun oyunculuğu iyi, hoş da bu adam neden hep böyle zırdeli, dobra karakterleri canlandırıyor arkadaş. bence farklı karakterleri de canlandırmalı. bilmiyorum ben öyle düşünüyorum.
bir de dün geceki bölümde geçen şu diyalogtan sonra 'tamam' dedim. 'izlerim ben bu diziyi.' ama yine de emin değilim . eheh.
--itüden buldum tamamını--
eda: ya selim'den bahsetmiyoruz şu anda senden bahsediyoruz harun. benim içimde sana karşı bir şey yok. yani ben senden hoşlanmıyorum. zorlama beni.
harun: zorlamayayım seni öyle mi? niçin zorluyorum peki ben seni?
eda: bu yaptıkların ne harun? yani benden sürekli bir beklenti içindesin. benden yapamayacağım şeyler isteme, lütfen.
harun: eda, ben yalnızca seni sevdim. başka da hiçbir şey istemedim senden. ben o mal, çankaya bebesi gibi kıvırtmıyorum. yüreğimi verdim ben sana anladın mı yüreğimi. suç mu işledim? seni zorlamış mı oldum?
eda: yapma böyle harun yapma.
harun: ya neyi yapma be! neyi yapma? ben varya ben seni gördüğüm ilk günden beri seviyorum eda. sana gittim onun gerçek yüzünü gösterdim. sen hala onu sevdiğini söylüyorsun. şimdi sorun bende mi, sende mi ha söylesene. bence sorun bende değil sende eda. tamam ben kaba olabilirim, küfür ediyor olabirim, yakışıklı olmayabilirim, ingilizce bilmiyor olabilirim; ama ben seviyorum anladın mı? ben senin için sabahtan akşama kadar past contunious tense çalıştım eda, biliyo musun? oturdum evde çalıştım. senin şu yaptığına bak. eda, diyorum ki bir kere şans ver bana, ha? tek bir tane şans ver.
eda: hayır, harun. hayır.
--itüden buldum tamamını--
ankara'da doğup büyüyen biri olarak bi diziyi her gördüğümde mutlu oluyorum. çünkü sıkılmıştık hep istanbul'da geçen boğaz manzaralı dizilerden. dizilerdeki tiplere gelince; ankaralı insanları özellikle konuşmalarıyla yansıttıklarını düşünüyorum. başarılı, kaliteli.