harun hayalet ve akbabuş eve doğru yürümektedirler, bir tekelin önünden geçerken;
hayalet: içsekmi la bu akşam.
harun: yok olm ya bırak boş ver.
hayalet: hadi be oğlum.
harun: tamam hadi, der ve tekele girer. ve tekelciye" abi 15 bira sarsana şurdan"
şimdi herkes bir teoride bulunmuş e bende atayım birşeyler diyerek yazmak istiyorum ki, aziz komser sadece yıllarını verdiği olayda yakaladığı adamın katil çıkmamasına itafen parmak kesme olayına girmiştir. ha bunu kendini yanlış adamı yakaladığı için suçlu hissetmekten mi yapmıştır yada suçu bir şekilde birinin üzerine yıkmak için mi yapmıştır inanın bilmiyorum. bilemiyorum...
bu arada hayalet'in akbaba'ya hadi kokla demesi yıktı beni *
gülemekten gözümden yaş geldi. gerçi klasik bir sahnedir ama aziz başkomiser bambaşka yaptı bu espriyi :
--spoiler--
aziz : benim artık tek derdim kızım ve torunum, onlar benim herşeyim
torun: dedeee
aziz:lan siktir git görmüyormusun konuşuyoruz burda
--spoiler--
hayır zaten mükemmel bir senaryon var, mükemmel ötesi bir oyuncu kadron var. bu ikisinin birleşiminden de güzel müziklerin var. bir de olaya ahmet uğurlu'yu katıp, diziyi "astronomically epic!" seviyesine getirmenin ne anlamı var? yuh lan yuh!
bütün bölümlerin senaryosunu niye emrah serbes yazmıyor? ikinci sezon boyunca(yani şimdiye kadarki 3 bölümden) hiç zevk almadım. insanlara farklı gelen diyalogların, esprilerin hemen hemen aynısının tekrarı yapılıyor.
bu arada dizi iyice ankara tanıtım vidyosuna döndü
-Cenazem Doğramacızade Camiinde kılındı. çok güzel bir cami tavsiye ederim. Bilkennte.
3-4 bölüm sonra Ayaş,Beypazarınında lafı geçer herhalde.
edit: aslında birinci sezon finalinde çoğu şey açıklanıp bittiği için bu ikinci sezonun ilk bölümleri yeni başlayan bir dizi havasında. e haliyle geçen sezondan dolayı beklentim çok yüksek olduğu için bu giriş tadındaki 3 bölümden zevk almamam normal. yinede fevri davranmışım.
yaw arkadaş senarist ercan mehmet erdem geçen sezonun 38 bölümünün 35 bölümünü yazmış buna rağmen hala bu tür entryler #13802297 giriliyor. Boşver, Behzat Ç'yi çok sevdiğini söyleyen ancak diziyi ona sevdiren senaristinden bihaber olanlar var deyip geçmektense, bu tür arkadaşları aydınlatmak ve bilgilendirmek görevimizdir.
41.bölümde her köşede bir olay vardı.
savcı-memduh başkan.
şule nin kaçırılması.
posta kutusuna bırakılan cd pardon dvd ve aziz başkanın merhaba demesi.
ki bunlar ilerki heyecanlı bölümlere gebe.
ilk iki bölüme nazaran keyif verdi. hızlıydı. geçmiş bölümlerin durağanlığından uzak.
önümüzdeki 5 bölümü seri katil avıyla geçecek gibi durmakta. her bölüm birine bir şekilde cinayet cdleri verilecek ve en son behzat'a verilecek olan cd ile yakalanacak seri katil bence.
--spoiler--
41. bölümde behzat ç'nin $ule'yi kaçırıp silah dayayan adamın üstüne silahla gitmesi hele de $ule'yi vurma tehlikesi varken, $ule'nin özkızını öldürmesinden dolayıydı. silahlı adamın üstüne giderken, öldür $ule'yi der gibiydi.
hacılar zaten dedik o ölemez diye ölmedi . (yaptım olazak).
şimdi olay çok psikopat boyutta işliyor lan bu psikolog nerden buldu o sittinsene bulunamayacak evi. zaten şevket ç. ye ilk gece de vererek rengini belli etmişti ama kimin adamı o önemli.
aziz başkomser adamın karekökü. parmağını kestiği sahne de büyük ihtimal adaletin kestiği parmak acımaz felsefesine binaen suçsuz yere yatırdığı adam içindi. psikopatlığına kurban güzel bir karakter olmuş.
hayalet zaten forever ekip acayip uyum içinde özellikle evi aramaya gittikleri sahneye bakın gerçek bir ekip gibiler hepsi.
beğenmeyen insanların atış poligonu haline geldiğini düşündüğüm entrydir aynı zmanda behzat ç. bakınız siz hayatınızda behza ç. gibi final izlemeyen bünyelere görülüyorki beklentiyi yükseltmişler... beğenmeyenlere cevabım açık ve net. siktirin gidin kuzey güneyi izleyin. öyle bir geçer zaman ki yi izleyin. ahlakları sukut etmiş insanların senaristlerin dizilerini izletyin buraya gelip behzat ç. hakkında kötü düşüncelerinizi kendinize saklayın!!!!
behzat ç nin hayatında çoğu insan bir başkasının yerini tutabilirdi. Harunla Cevdet yer değiştirebilirdi mesela. Ağbisi Şevket le Tahsin yer değiştirse, hemen hemen hiç bir şey değişmemiş olurdu. Ama Şule giderse, biri sahiden gitmiş olurdu. Maçın ilk dakikalarında on kişi kalmak gibi bir şey, akşam Tekel bayisinde 216 bulamamak gibi bir şey,onun bir apartman tepesine çıkıp kendini boşluğa bırakması gibi bir şey. Betonda kan izi, çevrede meraklı kalabalık. Ve hala nefes almak, ay sonunu düşünmek, rakıyı bırakıp biraya yüklenmek, elin arada bir 14lüye gitmesi, eski bir aşkın izini sürmek, konuşma isteksizliği, sağır olma isteği, damarlarda dolaşan yedi kilo kan, iki kilometre sinir, yaşamak aşağı yukarı böyle bir şeydi herhalde..