bizzat akp hükümeti tarafından ipin ucundan alınmış lider.
ne alaka demeyin, gerçekten öyle.
ülke olarak el-kaide ve ayrılıkçı diğer örgütlere destek vermeseydik, şu anda batının ve avrupanın sempatisini tekrar kazanamayacaktı.
belki de türkiye hiçbir şey yapmamış olsa devrilip gidecek bir liderdi.
avrupa'da esad karşıtı gruplara maddi destek ve suriye'ye askeri müdahale konuşulurken nasıl oldu da rüzgar tersine döndü dersiniz?
hep bizim yüzümüzden.
dış politikada ne kadar basiretsiz olduğumuzun en güzel örneğidir esad.
30 yıllık kesintisiz hafız esad diktatörlüğünden bambaşka bir portre çizerek başladığı reform serüveni emperyalist hurra ile ortadan kalkan lider. iktidara geldikten sonra, 1964 ten o güne kadar yürürlükte olan sıkı yönetim ve ohal yasalarını kaldırmış, sürgündekiler dahil tüm siyasilere af çıkarmış, ülkedeki sivil toplum örgütlerine ciddi manada özgürlük tahsis etmiş, 600 siyasi tutukludan oluşan şam da ki mezzah hapishanesi ni kapatmıştır. abd nin ırak işgalinden sonra birtakım koruma reaksiyonları vermiş ve baskıyı ülke menfaatleri için haliyle artırmıştır. ancak kana, plana, işgale aç batıya çare üretememiş ; ciğer yiyen sırtlanlar, radikal teröristler, katiller, tetikçiler, kundakçılar ile mücadele etmek zorunda bırakılmış ve dünya insanlarına " katil, diktatör " etiketi ile sunulmuştur.
29 kasım 2013 tarihli bir arap gazetesine verdiği mülakatta şöyle demiştir:''artık zafer aşamasındayız.'' ayrıca yazıda şu cümlede çok hoşuma gitti adam açık ve net.şöyle diyor:''bazıları bizim cenevreye yönetimi devretmek için geleceğimiz kuruntusuna kapılıyor. eğer bunu istiyorlar ve yapabiliyorlarsa buyursun suriyeye gelip yönetimi devralsınlar!"
bazı allahu ekbercilerin hemen zırlamaya başlamasıyla götlerinin kaşındığını bizlere birkez daha göstermiştir.. merak etmeyin esad bu islamcı teröristlerin validelerini öpmeye devam ediyor.
abd nin 19.y.y dan gelen küresel sorunları tek başına çözme istisnacılığının önüne şu ve ya bu şekilde set çekmiş olan lider. kendisinin dahlinden daha büyük boyutlardaki suriye meselesi, amerikanın tek taraflı karar alma mekaniğini ciddi biçimde zedelemiştir. kuruluşundan bu yana, 70 e yakın ülkeye operasyon yap, gık çıkmasın kartının yüzeyinde geri dönülemez boyutta silikleşmelerin olduğu muhakkak. ancak bu küresel katliam şirketinin adına yumuşak güç denen parıltılı etkileri ise giderilecek, bastırılacak gibi değildir.
hizbullah'a rağmen lübnan'daki şii nüfusun çoğunluğu kendisinden nefret etmektedir. sebebi ise babasının dikta döneminden bu yana, yani aşağı yukarı 30 yıl boyunca suriye'nin lübnan'ı işgal altında tutmuş olmasıdır. çünkü bu adamlar yani esad ailesi güney lübnan başta olmak üzere yıllarca bu ülkeyi sömürmüşlerdir, iç karışıklıklar çıkarmışlardır, yeri geldiğinde hizbullah'ın yeri geldiğinde israil'in çıkarlarına uygun politikalar izlemişlerdir. hatta babası hafız esad lübnan iç savaşında hristiyanların lehine politikalar izlemişti zamanında. 2005 yılında da refik hariri suikastının ardından halk ayaklanmıştı. suiskastın sorumlusu olarak esad ailesini hedef göstermişlerdi ve suriye baskılara dayanamayarak yıllardır lübnan'da bulundurduğu askeri varlığını geri çekmek zorunda kalmıştı.
israil devletinin kurulmasından sonra başlayan arap-israil savaşı esad ailesinin ekmeğine çoğu kez yağ sürdü. bundan 50 yıl evvel orta doğu'da yeni kurulmuş israille beraber otorite olmak isteyen ve bu uğurda yapmadıkları hainlik, sahtekarlık kalmayan bir aileden bahsediyoruz. suriye'nin geçmişini düşünün. orta doğu'da hakimiyet kurmaya çalışan bir devletti işte bu yüzden yıllarca lübnan'ın iliğini kemiğini kuruttu. fkö'ya kaşıkla verdi israil'le savaşsın diye ama kepçe ile almasını da bildi suriye. dolayısıyla esad ailesi.
gel zaman git zaman devir değişti. iran islam devrimi de oldu. yani suriye'nin karşısına bir kale daha dikildi. tabi iran'ın devrimi oturtması zaman aldı, şaha karşı beraber hareket ettikleri tudehçileri dar ağaçlarına göndermek, toplumu aptallaştırmak elbetteki zaman alacaktı. o yüzden iran belli bir süre pasif kaldı denebilir. orta doğu'da liderliğe oynayan ve bu konuda inatçı olan suriye bölge ülkelerde kargaşa çıkartarak o ülkelerin siyasetlerini belirlemelerinde etkin olmuştur. mesela türkiye; pkk suriye olmasaydı emin olun 1990'larda çılgınca eylemler yapamazdı. çünkü pkk'yı çekiç güç değil, bizzat başta suriye ve ardından iran beslemiştir. onlar güçlendirmişlerdir. suriye ve iran terör örgütlerini beslemeyi fazlaca seven ülkelerdir.
devir tersine döndü. sovyetler afganistan'da yenildi; amerika hakim konuma yükseldi. el kaide doğdu. hizbullah bölgesellikten kurtulamadı. sahtekarlıktan da tabi ki.
amerika sudan'ı, yemen'i pakistan'ı, afganistan'ı vurdukça farkında olmadan kendi mezarını kazar hale geldi.
yani suriye son kalesi lübnan'dan çıkmak zorunda kalınca ve adına arap baharı denen şeyde başlayınca, iran'ın kucağına düşmek zorunda kaldı. iran'ın kucağına düşen dolayısıyla onun tetikçisi hizbullah'ın da kucağına düşmüş demektir. tabi hizbullah'ı satın almak kolaydır, orta doğu'da herkesin bir fiyatı vardır. biz bunu felluce'de bedir örgütünün amerikan askerlerinin sırtını kolladıklarında görmüştük 2003 yılında. sonrasında ise kendilerine ırak adeta bir kutu lokum verir gibi ikram edildi. o patlayan bombalar bazı şeylerin bedeli; bunu anlamanız gerek.
dolayısıyla kirli bir geçmişe sahip suriye geçmişin bedelini el kaide ve devamındaki yapılar eliyle ödüyor olay bir iki günlük siyasi mülahazalarla çözülemez. bugün orta doğu coğrafyasındaki kargaşanın temelini tam 1500 yıl öncesine dayandırabiliriz esasında. net bir tespit ise 1200 yıla tekabül eder, yani islam hakimiyetine.
bu çoktan seçmeli hikaye içinde esad ve ailesi(yani ataları da dahil) ise orta doğu'nun kan emicileri arasında yerini alan bir zattır demek doğru olacaktır. işin en ironik yanı nedir biliyor musunuz? müslüman halklar içinde azınlık konumundaki bir fikri görüş olan ve kendisine safevi şiası dediğimiz, ali şiası ile alakası olmayan ve bu azınlık psikolojisi ile diğer müslüman halklara (zeydiye'ye, ehli sünnet'e) karşı olan saldırganlığından beslenen şii bir yapının lübnan'da güçlü olmasına rağmen, lübnanlı şiilerin bile nefret ettiği bu adam nasıl olur da ülkemizde ''aslan, kaplan..antiemperyalist heheyt!'' gibi komik şeylerle şahlandırılır anlamak gayet güç.
suriye'nin bugünü ve esad'ın sonu daha 1960'lardan temelini alan bir konu. hem de birden fazla penceresi olmakla birlikte.
esad'a fiilen ne olacağını kestirmek zor; ancak kendi ülkesinin başında bundan sonra kalamayacağı kesin. sünni diktatörler genelde suudi arabistan'a kaçardı. mesela idi amin onlardan biriydi. kendisi de sanıyorum iran'a falan kaçar. çünkü lübnan'da dahi yaşatmazlar kendisini. hizbullah'da koruyamaz onu. korumak da istemez. çünkü esad ve golan'a yakın bölgeler haricinde suriye onların umrunda değildir.
araplar akıllıdırlar ama farkında değildirler, akılları başlarına ya dar ağacında gelir; ya da halk arasında linç olunurken. hakimiyet tapıcılığı bu olsa gerek. esad'da tipik arap sendromunu yaşayan biri. ama sonu hayır değil şu sizin ''aslan'' esad'ınızın.
sonu hayır olmasın da; çünkü bu aşağılık sahtekarın elinde bu toprakların çocuklarının kanı var. askerlerden bahsediyorum, tanımazsınız...
şu an nerde ve ne yaptığını merak ettiğim siyasi kişilik. öso ne kadar katilse bu da o kadar katil.
suriye hakkında bilgi sahibi değilim pek fazla. hangi şehirleri savaşta? hayatın normal olduğu şehirlerde var mı?(yani sadece belirli yerler mi karışık) karısı ve çocukları farklı bir ülkede mi? savaşın bitme olasılığı gibi bir çok soru var akıllarda.
muhtemelen haziran 2014 te yapılacak seçimler sonrasında tebrikleri kabul ettikten sonra ilk iş olarak kapsamlı bir temizliye başlayacaktır. seninleyiz seyyid el reis.