üzüm salkımı gibi sapından tutulunca istenen yöne topluca taşınan mankurt kafalı, zekasız, 100 kelime ile yaşamını sürdüren kara cahillerin kendisini anlamalarını beklemediğimiz aydın. kitleler; koyun sürüsü gibi topluca bir tuzağa doğru yönelmişken farklı yolların da olabileceğini belirten, olası tehlikeler hakkında uyaran vatansever, fedakar aydın. kendisinden Allah razı olsun.
Doğu Türkistan konusundaki uyarılarını da dikkate almak ve üzerinde düşünmek gerekir! tabi düşünebiliyorsanız...
Rabiya kadirin hakkında hiç birşey bilmeden atıp tutan abd'den para desteği aldığını iddia eden Türk düşmanı.
yandaşları ve kendisi okuyup öğrensinler.
RABiYA KADiR (REBiYA KADEER) ANATÜRK'ÜN AŞAĞIDA YAPTIKLARINI KAÇ KiŞi YAPABiLiR?
(1)
--- Bir banka müdürü olan ilk kocası bir gün şöyle der Rabiya Hanıma: "Senin bu milliyetçi davranışların benim kariyerimi tehlikeye sokuyor. Senin yüzünden Çin hükümeti beni işten atabilir. Kocan olarak emir ediyorum, benim için hükümetin hoşuna gitmeyen bu faaliyetlerinden vaz geçeceksin!"
--- Rabiya Hanım eşine: "Haklısın, sana daha fazla zarar vermemek için gel boşanalım!" Ve boşanıyolar. ilk eşinden olan dört küçük cocuğuyla tek başına kalan Rabiya Hanım, çocuklarını köydeki ana evine bırakıyor ve kendisi para kazanmak için tek başına tenekeden bir barakaya sığınıyor, gidip iş yerlerinden kirli çamaşırlar alarak başka yerlere göre yarı fiatına bütün gün çamaşır yıkayarak köydeki anası ve çocukları için para kazanmaya çalışıyor.
(2)
--- Çok ağır şartlarda günde 14-16 saat çalışarak sonunda kendisinin sahip olacağı bir kuru temizlemeler zinciri yaratıyor. Bu kuru temizleme zincirine sonraki yıllarda lokantalar ve mağazalar zincirleri ekliyor. Yalnız Doğu Türkistan'ın sosyal ve kültür muhitinde dul bir kadın olarak yaşamak çok ağırdır, çevresinden büyük baskılar geliyor tekrar evlenmesi için, o tanıdıklarına 10 maddelik bir liste sunuyor:
--- Ben ancak bu 10 şartı yerine getiren bir erkekle evlenebilirim. Onun fiizksel olarak güzel olması gerekmez, ama bu 10 şarta uygun bir kişiliğe sahip olması gerekir: 1) Yurdu ve milleti için faaliyetleri yüzünden hapse girmiş ve en az 10 yıla mahkum olmuş olması. 2) Hapisteyken kendi milletine ihanet etmemiş olması. 3) Yine hapiste başka milliyetçi arkadaşlarını Çinlilere gammazlamamış olması. 4) Hapiste bütün baskılara rağmen herhangi bir anlaşma veya sözleşmeyi imzalamamış olması. 5) Hapisten çıktıktan sonra da yurdu ve milleti için çalışmada kararlı olması. 6) Yurdu ve milleti için bütün mal varlığını feda edebilmesi. 7) Yeri geldiğinde seve seve ölüme gitmeye hazır olması. 8- Eğer gerekirse vatan için çocuklarından bile vaz geçebilmesi 9) Vatan için hiç düşünmeden benden de vaz geçmesi. 10) En son olarak beni sevmesi.
--- Bir gün bir hanım arkadaşı, onun bu 10 şartına uygun Sıddıq Hacı adlı birinin bulunduğunu, onun bir Uygur edebiyat eleştirmeni ve gazeteci olduğunu, yazılarından dolayı 10 yıla mahkum olduğu, hapisten yeni çıkmış olup, yaşlı anssıyla Artuş'un bir köyünde beş kuruşsuz ve işsiz yaşadığını haber verir. Rabiya Kadir hiç düşünmeden önce uzun bir otobüs yolculuğuyla Artuş şehrine, oradan da bir eşek sırtında o köye gider.
--- Sıddık Hacı adlı kişiyi çocuklardan sorduğunda, çocuklar ona bir ağaç dibinde oturmakta olan eski yırtık elbiseleri içinde bir adamı uzaktan gösterirler. Rabiya Hanım adama yaklaşır ve ona der:
--- Ben Rabiya, iş kadınıyım, yeterli param var, sen benim 10 şartıma da uygun bir kişiymişsin. Eğer beni sevmeye söz verirsen ben seninle evlenmek için ta buraya geldim. Evlenirsek, ben hem seni kurtarırım hemde yurdumuz ve milletimiz için birlikte mücadele ederiz! Benimle evlenir misin?
--- Başını kaldıran Sıddık Hacı tanımadığı bu hanımdan kuşkulanır ve onun yüzüne söyler: "Bana bak kadın, seni buraya Çinliler mi gönderdi, git başımdan!..."
--- Rebiya adamın yüzüne sert bir tokat atar: "Bana herşey söyliyebilirsin, ancak beni Çinlilere satılmış biri diyemezsin! Benim adım Rabiya, bu ülkede herkes beni tanıyor..." Ve çekip gider Rabiya Hanım.
--- Rabiya Hanım hakkında sonra bilgi toplayan Sıddık Bey gerçeği öğrenince, bu kez Rabiya Hanımın adresine mektuplar yollamaya başlar ve mektuplarında ona aşık olduğunu bildiren şiirlerini koyar" Rabiya Hanımda Sıddık Beye şiirleriyle yanıtlar verir. Bir süre sonra buluşurlar ve evlenmeye karar verirler.
--- Bu evlilikten sonra iş hayatında Rabiya Hanım daha da büyüyerek yalnız Doğu Türkistan'ın değil, bütün Çin'in en büyük 12 zengininden biri olur. Artık onun Doğu Türkistanın her yerinde kurutemzileme zincirleri, mağazaları ve başkent Urumçi şehrinde ise çok katlı büyük bir AVM'si vardır.
(3)
--- Çin hükümeti de onu desteklemeye başlar, yurt dışındaki toplantılarda Bill Gates ve dünyanın büyük iş adamlarıyla tanışır. Çin devleti onu parlamentoya milletvekili olarak da seçtirtir. Yalnız ondan tek bir şey istenir: Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da yaptıklarını onaylayacaksın ve bu konuda eleştiri yapmayacaksın. Ve ona imzalaması için bir anlaşma metni sunulur. Rabiya Kadir bilerek bu anlaşma metnini imzalalamakta direnir.
--- Bu ara Çin hükümeti içindeki bazı kişilerden kocası Sıddık Beyin belki yakın zaman içinde tutuklanacağı haberini alır. Çünkü Sıddıq Hacı gazetelerde hükümetin bazı uygulamalarını eleştiren yazılar yayımlamayı sürdürmektedir. Kocasının tutuklanmaması için Rabiya Hanımla eşi gizli bir plan yaparlar.
--- Bir dış gezisine Rabiya Kadir eşi Sıddıq Hacı ve bir büyük kızını da brlikte alarak çıkar. Kocası Sıddıq Hacı ve kızını ABD'de bırakır (O sırada çok sayıda Uygur gençleri çeşitli yollardan gelerek ABD'de siyasi mülteci olarak yaşamaktadır).
--- Çin'e yalnız geri dönen Rabiya bir gün parlamentoda, hazır bulunan Çin cumhurbaşkanın yüzüne bakarak uzun bir konuşma yaparak Çin'in Doğu Türkistandaki haksızlıklarını sert bir dille eleştirir. Bu konuşmasından sonra Rabiya Hanımın milletvekilliği geri alınır.
--- ABD kongresinden bir heyet Çin'i ziyaret ettiklerinde gezi planı boyunca Doğu Trksitan'ıon başkenti Urumçi'ye de geldiklerinde, onlar yerel idarecilere Rabiya Kadir ile görüşmek istediklerini söylerler, Çinliler kabul ederler. Ancak Rabiya Kadir buluşma yeri olan otele geldiğinde, o otele girmeden iki araba dolusu sivil istihbarat polisi onu tutuklayarak araba bindiririp oradan uzaklaştırırlar.
--- Sonradan yapılan mahkemede Savcılık Rabiya Hanımın üstüne şu suçu yükler: "Rabiya Kadir bir çanta dolusu gizli belgeleri Amerikalılara götürürken yakalandığı için 10 yıla mahkum edilmeli!" Maheme kararı da bu yönde çıkınca, Rabiya Kair Urumçi şehrinin en dehşetli hapishanesi olan 1. numaralı cezaevine konur.
(4)
--- Hapisteyken bir kaç yıl sonra Çin görevlileri onun önüne şu belgeyi koyarak imzalamasını söylerler: "Benim eşim Sıddık Kadir yabancı ülkeye sığındığı ve ABD ve Avrupa'da Çin devletine karşı yalan dolan suçlamalar yaptığı için ondan boşanmak istiyorum ve ben artık Çin devletine bağlılığımı bildirerek geçmişteki hata ve suçlarımdan tövbe ediyorum!"
--- Çinli görevliler şöyle der: "Eğer bu belgeyi imzalarsan, devlet seni hapisten çıkaracak ve bütün eski mal ve iş varlığına da sahip olacaksın. Hatta devletimiz seni yalnız Çin'in değil, dünyanın en zengin işkadını olman konusunda sana destek verecektir. Bak geride 9 çocuğun var, onların geleceğini düşün, onlar senin yüzünden sürünsünler mi, yoksa, onlar da ilerde zenginve ünlü olsunlar mı?"
--- Rabiya Kaidr, Çinli görevlilerin yüzüne bakarak şöyle yanıt verir: "Siz geç kaldınız, çünkü ben aziz yuırdum Doğu Türkistan'a çoktan söz vermiş ve kendi vicdanımda bir antlaşmayı imzalarak, vatanıma ihanet etmeyeceğimi bildirmişim! Hala o antlaşma geçerlidir ve sizin bu kağıt parçasını hiç bir zaman imzalamam! Beni öldürebilirsiniz, bütün mal varlığımı da alabilirsiniz, çocuklarımı da sefil yapabilirsiniz, ben sizlere boyun eğmeme ben ancak bir Allaha ve bir de kendi milletime boyun eğmişim!"
--- O sıralarda, bütün dünyadaki Uygur muhacirleri, çeşitli insan hakları kuruluşları, siyasi partiler ve hükümetler Rabiya Kadir hakkında çeşitli etkinlikler yapmakta devam etmekte ve arada bir Çin hükümetine özel mektuplar göndererek onun hapisten çıkarılmasını istemekte idiler. En son olarak ABD Dış işleri bakanı Condelezza Rice 2005 yılında Çin'e yapacağı resmi ziyaret için şu şartı ileri sürer: "Siz eğer Rabiya Kadir'i hapisten çıkarmazsanız, ben Çin ziyaretimi iptal etmek zorunda kalacağım!"
-- Büyük bir diplomatik skandala düşmemek için Çin devvleti ABD Dış işleri bakanının bu isteğini kabul ederek onun Çin'i ziyaretinden bir gün önce Rabiya Hanım'ı hapisten çıkarırlar ve onun alel acele bir uçağa bindirerek birkaç çocuğuyla birlikte Washington'a gönderirler. Daha sonra ise, RabiyaKadir'in işini yürüten iki büyük oğlunu ise Çinliler "vergi kaçakçılığı" suçlamasıyla hapse atarlar.
--- Şimdi Rabiya Kadir'e türlü iftira edenler ve onu ABD hesabına çalışmakla suçlayanlar, ellerine kendi temiz vicdanlarına koyarak bir düşünsünler, siz Rabiya Hanım yerinde olsaydınız, bu kadar büyük servetinizden, ailenizden vaz geçer miydiniz? Yoksa, Çinin şartlarını kabul ederek kendi halkınızın ezilmesi pahasına Çinlilerle işbirliği mi yapardınız?
--- Rabiya Kadir'e kendi halkı boşuna "Doğu Türkistan'ın Anası" adını vermediler, ben de ona bir şiirimle "ANATÜRK" adını verdim... ANATÜRK olmak öyle kolay değil, bunu hak etmek için bir Rabiya Kadir olmak gerekir!...
--- Rabiya Kadir 15 Temmuz 1946'da Altay dağları eteklerinde doğmuş, bugün 68 yaşında, ufak tefek (minyon) yapılı, ancak yüreği Türk dünyası kadar büyük, korkusuz bir hanımdır...
yalan yanlış fotoğraflarla çin halk cumhuriyetini aklamaya çalışan türk düşmanıdır. Örneğin aşağıda Banu Avar’ın sosyal medyada paylaştığı Mescid El Ebu Vakkas Cami var. Tabelada Çince yazının üzerinde Arapça Mescid El Ebu Vakkas yazmakta:
Bu cami Çin’in Guangzhou kentinde. Bu kent Doğu Türkistan’a tam 4265 km uzaklıkta. Haritada da göreceğiniz üzere bu caminin Uygurlar ile alakası bile yok !
Okulumuza konferansa gelmis bir gazetecidir. Kesinlikle cok kaliteli tam bir turk ve milliyetcidir. Kendisini tuylerim diken diken olarak dinledim, ulkemizde fatih portakal gibi gazeticeler varken banu avar gibi kaliteli insanlara ihtiyacimiz oldugu apacik ortadadir.
Cok degerli,olanlarin farkinda olan, bu olanlara karsi insanlari uyandirmaya ugrasan ender gazeteci, arastirmaci yazarlarimizdan biridir. Görüs ve dusuncelerine cok deger verdigim kisidir.
konferanslarına gitmiştim iki yıl önce. medya da yasaklıyım hiç bi programa çıkamıyorun yakında buralara da gelemem demişti. keza öyle oldu. tam anlamıyla türk kadınıdır. candan içten tavırları ve öngörüleriyle örnek alınasıdır. harcıyorlar böyle hazine insanları.
medya patronları beni televizyonlardan engelledi diyor. facebook üzerinden haber yapıp tweet atıyor.
ablacım istersen siyasete girmeyi dene? kötülüğüne demiyorum yani, çok sağlam ve mantıklı analizler yapabilen biri. atatürkçü, vatansever, anti emperyalist. mhp'den bile aday gösterilse sırıtmazdı diye düşünüyorum. düşünsenize mecliste böyle bir kadının olduğunu...
isveç'in sami kavmine yaptığı soykırımı anlatan programı isveç'in isteğiyle yayınlanmadı. türkiye cumhuriyetinin akp iktidarı isveç'e yaranmak için bunu yaptı.
türkiyede eşi benzeri bulunmayan ilginç bir gazetecidir. geçmişte ingiliz devletinin yayın kuruluşu bbcde çalıştığı ve batılı gibi göründüğü halde aşırı derecede batı düşmanı olan ilginç bir kadındır. arap baharı vb olaylarla ilgili söyledikleri genelde doğrudur. ancak 2000li yılların ortalarında çok ciddi hatalar yapmıştır: zaytungun uydurma haberlerinden birinden ciddi bir şekilde bahsetmesi, daha önce yaptığı belgesel programlarında çin hükümetini göklere çıkararak uygur türklerine kırıcı davranması hatalara örnektir.
Yıllar önce izmir Kadınlar Hapishanesi’ndeki mahkûm kadınlara akşam dersleri verilmesi kararlaştırılmıştı. Bir gün Milli Eğitim Müdürü’nün odasına zayıf, ufak-tefek bir genç kız girdi. “Ben bu dersleri memnuniyetle kabul ederim, efendim,” dedi.
(…)
iki hafta geçmeden, genç kız, soğuk ışıklar altında hapishane koğuşundaki akşam derslerine başlamıştı. işi bittikten sonra, ince pardösüsünün yakasını kaldırıyor, süngülü nöbetçilerin, zincirli kapıların arasından geçerek sokağa çıkıyor ve hızlı adımlarla evine koşuyordu. Hapishane müdürü de, milli eğitim müdürü gibi, hayretler içinde idi. O kavgacı, o geçimsiz mahlûklar, genç öğretmeni hem sevmeye, hem saymaya başlamışlardı. Kadınlar hapishanesinde ilk defa böyle bir hava esiyordu.
Fakat işinde inanılmaz bir başarı gösteren kızın, bir süre sonra acayip bir suçla adliyeye götürüldüğünü görüyoruz. Hakkındaki isnat;
“Misyonerlikti.”
Gittikçe kabaran dosyalar, hep misyoner öğretmenden bahsediyordu.
(…)
iş o kadar dallanıp budaklandı ki, Atatürk meseleyi merak etmişti. “Bana misyoner öğretmenin dosyasını getiriniz,” dedi.
Bütün bir gece o dosyayı inceledikten sonra, ertesi günü öğretmen “[Sıdıka] Avar”ı yanına çağırttı. Genç öğretmen Atatürk’ün karşısına çıktığı vakit bir yaprak gibi titriyordu. Atatürk, bu ufak-tefek kıza hayretle baktı.
“Misyoner öğretmen sensin, öyle mi?” diye sordu.
Avar şaşırmıştı. Yavaşça, “efendim, ben öğretmen Avar,” diye fısıldadı.
Atatürk, o zaman genç öğretmene doğru parmağını uzatarak yüksek sesle şunları söyledi:
Ondan sonra da Atatürk fikirlerini açıkladı: Bir toplum, daha ziyade aile yoluyla, bilhassa kadın yoluyla kazanılabilirdi. (Nasıl kazanmak? Ne öğretilecek?)
Genç öğretmen doğu’ya gidecekti. Oradaki genç kızları, hatta bunların arasında hiç Türkçe bilmeyenleri bile toplayacaktı. Onları, bu toplumun potasında yetiştirecekti; sonra bu çocukları birer ışık huzmesi (!) altında köylere gönderecekti.
Sözlerinin sonunda:
“Git, memleketin içine gir, dağ köylerine, uzan; orada bizden ışık bekleyen yarının annelerini göreceksin, dedi.
Genç öğretmen, içi içine sığmaz bir halde Atatürk’ün yanından çıktı. işte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü Müdürlüğü’nde bu inanılmaz işle meşguldür.
Şimdi Elazığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik kadından bir “azize” gibi bahseder. Onun hakkında iki yüze yakın mani, masal ve çocukların dilinde sayısız Avar şarkıları vardır. O, yol vermez, geçit tanımaz dağlara at sırtında tırmanır, dağ köylerinden, çoğu esmer köy kızlarını toplar, onları kendi ceketine sarıp okuluna götürür.[1]
Avar, bir süre Musevi Mektebi’nde de çalıştı.
Işte “Türkan Saylan”ın idolü bu kadın olsa gerek.
Üstelik Sıdıka Avar gazeteci “Banu Avar”ın babasının ilk eşidir.
Özetle;
M. Kemal Atatürk – misyoner Sıdıka Avar – Pkk’lılara burs veren ve namaz yerine baleyi tercih eden misyoner Türkan Saylan – Banu Avar.
Puzzle taşlarını birleştirdiğimizde, gerçekten çok düşündürücü…