Bir gün önce görmüşsündür. Sana bakan yorgun gözlerini. Senden yardım istediğini düşünürsün ama gücün yetmez. Senin için dünyanın en kuvvetli adamı ilkokulda yere göğe sıgdıramadıgın herkesi döveceğini iddia ettiğino adam gözünde büyüttüğün Gölgesinde güvenle dinlendiğin uluçınar. Yavaşça yapraklarını salınca yerçekimine sende yıkılırsın. Tabutta getirirler son bir kez daha gör onu diye o ana kadar inanmazsın konduramazsın ölümü. Ama tabutta gördüğün ilk anda hissettiğin duygu yüreğinin boşluğa düşmesi gibidir. Olur ya rüyada yüksekten düşersin kalbin boşa çıkar. Öyle bir durumdur ve bu sefer uyanıkken yaşarsın. Yıllar geçer büyüdüğünde dilinde tek bir cümle kalır. Yaşasaydı sadece konuşabilseydi bana akıl verseydi. Ben ona bir ömür bakardım. Kimsenin çınarı yıkılmasın dedirtecek durumdur.
soğuk bir mart sabahı
anamın haykırışıyla uyandım
artık üç kişiyiz demişti
evimizin direği gitmişti
ne hayallerimiz vardı
galatasarayı bile bana O anlattı
soğuk bir mart sabahı bizi yalnız bıraktı
ahhh babam canım babam
dizelerini yazdırtan, kayıpların en büyüğüdür. o giderken bakarsınız arkasından, toprak soğuktur, gözyaşı kalmamıştır, gider bir yanınız, hayaller kaybolur, yalnızlıkların en yalnızıdır.
herkes babasıyla yaptıklarını anlatırken sizin boğazınız düğümlenir, babanın ölmesi ömür boyu burukluktur, hayatı eksik yaşamaktır,
kayınpedere baba diyememektir, babanın ölmesi dünyada en çok sevdiğiniz insanı sonsuza dek özlemektir.
düşünmesi bile ağlatır. benim babam şükürler olsun ki hala yaşıyor fakat düşündümde babamın öldüğünü görmek gerçekten kötü. sana tek değer veren insanın, sana kızamayan, senin için canını verebilecek olan adamın ölmesi gerçekten korkunç. ölenle ölünmez fakat insanın bu olaydan sonra kendini toplaması çok zor olur.
bir paradoksa imza atacak olsam da, kimsenin başına gelmemesini istediğimdir. komşumuz zeki amca taş çatlasın elli beş yaşındaydı. bugün her zamanki gibi bir gündü. okul telaşı, geç gelen dolmuşa sövme, esen rüzgara sövme, ankara da yer kalmamış gibi okulu gölbaşı na yapanlara sövme, öğle yemeğinde geç kalan servise sövme vs. derken eve gelinir. apartmanın kapıları tamamen açıktır, sanki her an biri gelebilir gibi, ilk katta bir değişiklik yoktur. ikinci kata çıkınca karşı komşunun dairesini görürsün, önü ayakkabı dolu. içeriden ağlama sesleri... sonra öğrenirsin, zeki amca yoktur artık, bir hafta önce yemek yerken seni korkutan, şakalar yapan, çocukluk arkadaşlarımın babası, beşiktaş- fenerbahçe tartışmalarını yaptığımız o adam... ve ben lanet ediyorum şu an kendime, sabahtan beri kızabildiğim şeylere, en ufak bir kavgada ailemden uzaklara gitme isteğime...özellikle çocukluk arkadaşımın şu an "hastaneye kaldırılan" babası için ilk otobüse atlayıp geldiğini ve geldiğindeki halini düşündükçe ve o ayakkabıların bugün bizim kapımızın önünde olabileceğini düşündükçe lanet ediyorum kendime...*
yüzüne yılların yorgunluğu düşmüş, fakat inadına bir gülümseme çabası içersindeymiş gibi duran resmine bakmayacaktım hani(!)
sessizce hıçkırıklara boğulurken,dedim kendi kendime,
eh be oğlum! ağlamakta neyin nesiymiş!
'o' söylemişti zaten sana,
dünya fani,ölüm baki!
gün senin günündür 'reis', tasa etme! sen yoksan ben pers ederim bu dünya denen kahpe tepsiyi! gibisinden arkasından şiirler yazdığım insanın göçüp gitmesi hali.
soğuk cama yanağını koyup bir sıcaklık hissedebilmek, gökyüzünden düşen kar taneleriyle susuzluğunu gidermek, gördüğün kanadı kırık kuşun o anda iyileşmesini istemek, demir parmaklıklar ardındakini kollarına sarıp çevrelemek, zorla evlenen kız gibi kaçmak istemek, bir 'babanın' çöküşünü günbegün izlemek kadar zordur gidenin gelmesini beklemek şeklinde sitemlerime sebep olan durum.
neden çöktü bilmem ki, ağır bir matem, ağır bir hüzün.
evet farkındayım! sensiz geçirdiğim ilk 'senin günün'.
can dayanmazdı o haline,yürek dayanmaz, çektiğin onca cefalar sine de kalmaz iki gözüm sual eder beynime; alışmıştın hani gözyaşı neden durmaz?
parçalanmış bu yürek bi kere boşver! bahçeler mekanın olursa figanım bana
koymaz şeklinde şiirler yazmama sebep olan ruh halinin esintileri demektir.
bir babanın ölmesi demek; ne kutup,ne erzurum ne de donmuş gezegenlerdir bir elin soğuk bir tene dokunuşundan daha soğuk demeniz demektir.çünkü babanızın soğuk tenine dokunmuş olduğunuz anlamına gelmektir.
çocuğum olmadan baba oldum.! evlenmeden reis oldum az sıkıntı oldu. psikiyatristler ahbabım, kedim eğlencem oldu. hayat dersi vermeye çalışanlara her lafım da kapak oldu! buna rağmen sağlam olup delirmediğim için, derin bi nefes alıp dünyayı dolaşacağım!
biraz daha büyürsem, sadece yaşlanmış olacağım derirten ruh haline sebebiyet veren durum.
2008 yılında yaşadığım durum. sonuç olarak her gün aklınızın bir köşesinde olacak sorumluluklarınız artacak. belkide genç yaşta olgunluğa erişeceksiniz. zor ve çok acı bir durum. ALLAH kimseye yaşatmasın.
hayatta ben en çok babamı sevdim.
karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
çarpı bacaklarıyla ha düştü, ha düşecek
nasıl koşarsa ardından bir devin,
o çapkın babamı ben öyle sevdim.
bilmezdi ki oturduğumuz semti,
geldi mi de gidici hep, hepp acele işi!
çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
atlastan bakardım nereye gitti,
öyle öyle ezber ettim gurbeti.
sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40ı geçerse ateş, çağrırlar i̇stanbula,
bi helallaşmak ister elbet, diğmi, oğluyla!
tifoyken başardım bu aşk oynunu,
ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.
en son teftişine çıkana değin
koştururken ardından o uçmaktaki devin,
daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
açıldı nefesim, fikrim, canevim.
hayatta ben en çok babamı sevdim.
insanın hayattaki tek dostu ailesidir aslında... Bazen yaşamasına tek sebep, bazen sabretmesine... Bu kişilerin başında da baba gelir. Yemez yedirir giymez giydirir ,çocuğunu küçük düşürmez ,yalnız bırakmaz, boynunu önünü eğmez ,dik tutar...Aslında baba bir fedakarlık abidesidir. Onun öldüğünü ve benim ne yapabileciğimi tahmin bile edemiyorum
arkanı sonsuz yaslayabileceğini düşündüğün kalenin yıkılmasıdır. hiç bir şey eskisi gibi değildir, olmayacaktır. içinde tarif edilemez derecede bir boşluk oluşmuştur, kapanmaz yara, dinmez sızıdır. alışılamamaktır yokluğuna, alışmak istememektir.
benim babam kolon kanserinden öldü.daha 4 yaşındayken üstte de belirtildiği gibi; insan öğrenince boğazı düğümlenir ağlayamaz.Ben de ağlayamadım ama hatırladıkça gözlerimden birer damla yaş akar.
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
daha babanın ne demek olduğunu anlayamadan öldüyse babanız acısı hiç mi hiç gitmez. aşk acısını bile yanında mutluluk kalır.
bomboşsunuzdur artık ne kadar okusanız ne kadar bilseniz boşsunuzdur.
arkanızda bir dağ yoktur yıkılmıştır o dağ.
ovanın ortasında kalmışsınızdır annenizle beraber.
daha laylaylom çağınızda geçim derdine düşersiniz.
21 yaşınızda saçlarınızda beyazlar vardır artık.
ve bir damla göz yaşınız hep hazırdır.