aşkın binlerce tanımı vardır ve başla desem herhangi birine sayar bir sürü şey aşk hakkında ama ilginçtir ki aşık olana sorsan aşk nedir diye sadece susar anlatamaz aşkı sığdıramaz kelimelere, yakıştıramaz bir çok kelimeyi cümleyi ve düşünceyi aşka.
aşk biraz o biraz ben. bizi al gökkuşağı gibi düşün, her renkten var ama aslında tek renk. ne çok temiz ne çok pis, ne bebek karar huzurlu ne de bir hırsız kadar huzursuz, ne melek kadar masum ne şeytan kadar günahkar, bütün yaptıklarımızı tanrı bağışlar ama aşk af istemeyecek kadar füsunkar.
durup durduk yere kalbinden midene doğru bişilerin seni sızlatması,
bütün gün onca strese rağmen ağzının kulaklarına doğru yarım daire oluşturması,
çatıyı bacayı teyzeyi yeğeni komşuyu pembe görmek,
durup durduk yere iştahının açılması, durup durduk yere kapanması,
beyninin boş zamanlarını ona, onun resimlerine, yazılarına, fikirlerine ayırmak
tır aşk.
akıllı adam aşık olmaz.
aşk cesaret ister.
şimdiye kadar seni anlamaya çalışmadım. seni anlamaktan çok yaşamaktı beni mutlu eden.
her hücremle seni yaşamayı ne kadar istesem de peşinden koşasım gelmedi. istediğinde gelip beni bulacağına inandım. hem beni istemeyeni ben ne yapacaktım ki?
sana asla ihanet etmeyen bir sevgili gibiydim ben. yeri geldi hayaline sarılıp uyudum. yeri geldi hasretinin koynunda uyandım.
hala seni anlamaya çalışıyor değilim.
ama sen oralarda bir yerde kayıtsız bir şekilde kurulmuş mağrur gözlerle bana bakıyorsun ya asabım bozuluyor. kirpiklerinin o kibirli açılıp kapanışları canımı çizip duruyor.
daha ne kadar vefasız bir maşuk gibi kayıtsız kalacaksın merak etmeye başladım. peşinden koşacağımı sanıyorsan daha çok beklersin. aklını başına devşir geleceksen gel artık. yorulmadın mı içi kofti dışı cilalı gönüllerin elinde silah olmaktan? bıkmadın mı apış arasının derdine düşmüş hayvansıların fantezisine alet olmaktan?
geleceksen gel ulan. gelmeyeceksen haber ver de zaten bir sıkımlık kalmış canı da bir vefasız uğruna harcamayayım.
Henüz başlangıcında ya da ortalarında aşkın, Kimbilir, belki de her şey bir ömrü sorgulamayı akla getirmeyecek kadar iyi gidiyor olabilir fakat aşk denilen olgunun, daha da önemlisi duyguların insanın tek başına belirleyemeyeceği ömürleri vardır. Eninde sonunda bir şeyler sorgulanmaya başlanır, çünkü başlangıçtaki hevesler giderek kırılır, dökülür zamanla bazen alışkanlığa dönüşür. Geriye kişilerin içsel uyumu, birbirleriyle aralarındaki denge kalır... bu kavramda içsel uyumun ne kadar korunduğu ve ne denli dengeli bir ilişki kurulduğunu anlamak ne yazık ki çok güçtür... hiç bir bilimsel niteliği olmayan aşk, ancak uyum ve dengeyle sevgi, saygıya dönüşerek yaşamaya devam eder.
insanların normal bir psikolojik durumda asla yapmayacağı hareketleri yapmasına neden olabilen duygudur. Ama kötü özelliklerine göre yaşattığı güzel duygular daha ağır basar bu aşkın..
aşk kavuşamamaktır özlemdir hasrettir elde edememektir birisiyle birlikte olsan bile hep ulaşamadığın bir yerinin olmasıdır zira insan istediği şeyi elde edene kadar hakettiği değeri verir bu yüzden aşk uzakta olandır, istemek ama elde edememektir, özlemek ama kavuşamamaktır.
Yaşama amacım. Sabah kalktığımda güne gülümseyerek başlama sebebim. Hep boktan bir duygu olduğunu düşünürdüm, insana acı verdiğini düşünürdüm aşkın. Acı veriyor bazen evet ama getirdiği mutluluk kat kat fazla. Varsın bir gün bitsin, varsın ilerde belki de acı çekeceğimi bileyim, olsun ya şu anımda mutluyum ya bana yeter o. 4000. entrymi yazdığım dünyanın en güzel duygusu. *