25 yıllık tecrübemle şunu anladımki aşk; hayatın bug'ıdır ve eninde sonunda ya fatal error ya da mavi ekranla biter. siz ne kadar reboot yaparsanız yapın, bir yerlerde tekrar karşınıza çıkar. herkese iyi formatlar dilemekten başka seçenek bırakmayan duygu.
bir turlu bulunmayan ve varolmayan, insani benliginden kavramis his. aşk'ın genelde hayatin size verdigi en buyuk hediye oldugunu dusunursunuz, ama oyle degildir. oyle dusundugunuz zaman aldanirsiniz benim gibi. hani heryerde buyuk iddialarla kolay aldanmam diye konusuruz ya, aslinda sonradan lafimizi hep yutariz. esas konu aşkın ele gecirdigi benligimizin ne zaman ortaya ciktigidir. bu gece oldugu gibi gecenin bi korunde cikar, sonra başlarız nerede mavi gozlum, kizil saclim diye.. ben cikip bagiriyorum pencereden, neredesin.
neye yahut kime olduğu önemli değil üstüne düşmemektir.ne zor yüklemlere ne eskimez öznelere sahip soyut allahın belası bi duygu!peygamber, allaha aşkından ne hallere düştü, üstüne düşmese kafası rahat bir vatandaş olacaktı ama ızdırabını çekmediği bir hayatı duyumsayacak mıydı pekala?
hayır yavan yavan yaşayacaktı, başına kimse çorap öremeyecek, ayağında nasırlar çıkmayacak, kimsenin düşmanlığını kazanmayacak...
''ben sana aşık olmasam senin ne önemin kalacaktı benim hayatımda'' demek nankörlük müdür? işte ben bunu bilmiyorum,ben aşık olan insanın aklının gittiğini bilirim.bir daha ne zaman geleceği bilinmeyen tayyarelerin gidişi buna benzerdi hep.hesaba vursam milyonlarca aklım kaybolmuş kimbilir ne zaman gelir geri.işte o akıl geldiğinde bu sancı biter, bazen yaranın üzerine dökülen tendurduyot nevraljisi gibi senelerce parmak yakar.bir rüya görürsün bir rüya daha... sabah bir kalkmışın ki parmakların yanık kokar, noldunu bilmediğin bir yanık kokusu vardır ellerinde. sonra rüyanda bir yıldızı parmaklarının arasında tuttuğun gelir aklına ''ha dersin ulaşılmayacak bir yıldızı parmaklarımın arasında sıkı sıkıya tutmuştum gökyüzüne yükselip.'' düşlerken acıtmayan ,uyandığında her tarafını saran yanık kokusu o....her gece o yıldızı parmaklarının arasında sıkmayı düşünmemelisin, bırak bazen o seni ışığıyla aydınlatsın, bazen o milyonlarca kilometre uzaklara götürsün seni düşünde...!
hiçliğin hüküm sürdüğü tenha coğrafyalara atılmış pet şişeler gibi sürüklenmektir susarak... allahın belası bir duygu işte adı aşk soyadı üstüne düşmemek...
düşündüğüm, düşündüğüm en sonunda karşılıksız olduğuna karar verdiğimdir. basit bir örnek: ben galatasaray'a aşığım. ama o bana aşık mı? değil. galatasaray'dan büyük bir aşk da olmadığına göre gerisi - yani karşılıklı olanlar felan - teferruat gibi görünüyor. zaten onların sonunun olması en büyük eksileri... soğuma sebebi.
yav ben çocukkene sanırım ortaokula gidiyordum.. rober hatemo ilk kasedini çıkardı hani şu kırmızılar içinde olan..her neyse o kasedin içinde bir şarkı vardı ki hala aklımdan çıkmaz.. "ahh aşk ahh aşkk gökyüznün mavi renginde saklı güzelliğin, ahh aşk ahh aşk ay ışığı vurmasa bile sen süslersin geceleri" diye devam ederdi şarkının nakaratı.. ne güzelmiş.. ahh efkarlandım şimdi.. yak bi cugara..