zordur,imkansızdır...ama yine de yaşamaktır herşeye rağmen,nefes almaktır...ölümünü izleyeceğini bile bile bir gün kendi ellerinde boğacağını bile bile bir cinnet anında,derininde koklamaktır en canalıcı duyguları..
çıktığın olur.gezersin eğlenirsin de.ama seni ağlattığı zaman ya da yanında olmayınca en zor zamanında yağmurlu bir akşam üstü kafanı çevirip baktığında ıslak sokağa keşke şimdi olsaydı işte burda yanımda dediğinde aslında hiç olmadığını anladığın duygudur.bırak gitsin.çünkü o akşam seni kirli sokaklarla bir tutmuştur yarim dediğin.senin gözyaşların ıslatmıştır yüzünü kirli sokakları ise yağmurlar.ikiniz de üşüyorsunuz.sokakları düşünme sabah olur geçer.ama senin sabahın ağlatansa seni söyle gelse de olur mu herşey eskisi gibi??
kendisini hic taniyamadigim, yasamayi beceremedigim, yani benim abim; hic bilmedigim bir duygu yada olgudur.
sanilmasin ki hic kizarkadasim, sevgilim!, iliskim, cocugumun annesi filan olmadi.. hepsi oldu da ben cok hizli yasadim diye bunlari, aski arada kacirdimmi acep, bilemiyorum, benim abim!
dünyanın dönmesini sağlayan ve günlük sıkıntılar, hatta aşkın kendisi içinde sahteliğini fark edemediğimiz, ilk insanlardan bu yana süren en büyük yalan. herkes için tanımı değişebilen bir şeyin gerçekliği konusunda şüphelerim olur benim arkadaş. "sevgilin var mı?" diyorlar. "var" diyorum. nerede olduğunu soruyorlar, neden hiç buluşmadığımızı soruyorlar. bazen "bremen'de, weserstadion'daki koltuk benim aşkım, gelmez o buralara." diyorum. gülüyorlar. bazen sevgilimi sorana en yakın mp3'ten, en yakın rammstein şarkısını gösteriyorum. "bu ne iş ya ahah?" diyorlar. aşk mutluluk değil mi? aşk bağlılık değil mi? basitçe buysa aşk, evet benim birden fazla aşkım var. birbirlerini hiç kıskanmadıkları gibi, bütünlüyorlar. ve güneşin daha parlak olmasını sağlıyorlar. ben tribündeki koltuğu, bir marşı veya bir şarkıyı aldatamam. kimse aldatamaz. hiçbir koltuk, "sen beni waidmanns heil'la aldatıyosun şerefsiz" demez size. kol kola marşlar söylediğiniz insanlar sizi suçlamazlar. ama ya kadın? her zaman başkalarını beğendiği ve sadece kendisi mutlu olduğu için size bağlandığı halde... size her şey için hesap sorar.
ve bitmeyen aşk görülmemiştir. kadına duyulan ve yalan olduğuna inandığım, herkesin kafasında farklı tanımladığı aşktan bahsediyorum. sonsuzluğa inanırım ama bir kadının, bir erkeği sonsuza dek sevebileceğine inanmam. çünkü şu 80 yıllık ömürde dahi bunu yapabilene rastlamadım. ama 80 sene yaşayan insan gördüm. hala nasıl birliktelik, mutluluk, sadakat kavramlarıyla anılabiliyor bu "aşk" dedikleri şey, ben bunu anlamıyorum. eskiden böyleydi belki, eskiden güzeldi. ama 2010 yılında bir kadına aşık olmak, az biraz godoş değilseniz, zor bir iş. mutlu birliktelikler, evlilikler ve hayatlar getirecekse aşık olun elbette. ama ben korkuyorum böyle şeylerden, yüzyıllardır insanlığı uyutmak adına kullanılan masallardan... ama bundan nefret ettiğim kadar, bir insanla bir ömür yaşanması gerektiği fikrine de sarılıyorum. bunun için "geberiorm aşkm.." demek gerekmez. onun yanında olmak, onun yanınızda olması... saygı duymak, güvenmek... bunlar yeter. sizi aldatsa bile aldatmadığına inanın, başka türlü paranoyadan kurtuluş yok çünkü.
benim de kız arkadaşım var. "aşkım" bile diyorum arada. maç izleyeceğim ya da bir işim çıktığı için gideceğim vakit, kızıyor. o beni stadyumdaki koltuktan değil, üzerinde maç izlediğim koltuktan dahi kıskanıp "televizyonun bozulsun it herif" diyebiliyor. ben ona kızmıyorum. niye kızayım? gülüyorum. ama koltuk bana bir şey demiyor. ister izle, ister izleme diyor. çok uzaklarda olmasına rağmen "sen oralarda kimbilir kimlerle yiyişiyorsundur" demiyor.
aşk bu kadar basit. taraftarı olduğun takımın tribününde bir koltuk kadar basit aşk. öyle olmalı. madem her şey mutluluk için, neden mutsuzluğu da beraberinde getirsin ki? sadece mutluluk verebilir bu. ve sonsuza kadar uzanıyor. sen yine inanıyorsun ona. o yine orada bekliyor. başkaları orada olsa da, sevginiz de aşkınız da ortak.
kadında öyle mi? en az birkaç adamla "fingirdeşmemiş" kadın veya erkek bulabilir misiniz? hayır. ha siz bunları kabul edip gözü daima dışarda olacak insanlarla aşk adı altında rezillikler yaşamaya kararlıysaınz, bir şey demem. söylediğim gibi, tanım değişebilir. ben bu rezilliğe göz yumamazken, karısına mutlu olsun diye zenci hediye eden insanlar olabilir.
Aşk, kendini unutmaktır. Aşk, karşılıklı olursa güzeldir, mutluluktur. tutku denizinde boğulmaktır, nefes alamasan bile ordan çıkmak istememektir. Aşk, 3 günlük dünyada sonsuzluk gibidir, o anda zaman mekan gibi kavramlar akıldan çıkar. Aşk, yeniden hayata dönmektir, intihar'ın eşiğinden hayata sıkı sıkıya bağlanmaktır. Aşk, hayata dahil bir manadır, anlamdır. Aşk herşeydir. Allah'ın bu dünyada yarattığı en güzel duygu aşktır. Aşk yoksa hiç bir şey yoktur!
önce var olmadığına inanırsın. birileri hergün bir yerlerde aşkın tanımını yapar durur. sana saçma sapan gelir. sonra bir sabah uyanırsın ve tamda içinde bulursun kendini. evet o çok kocaman bir duygudur benzeri yoktur. kafanda hepsini doğrularsın, evet körde olursun. o baktığın şeyin artık senin için rengi,cismi,şekli yoktur. hatasızdır o en mükemmeldir. öyle bir yer doldurur ki içinde o var olduğu sürece dünya'nın en güçlü insanısındır. güvendesindir.
sadece aşıksındır. hiç birşeye değişmiyeceğin, kimselere lafını ettiremiceğin, heryerde herkeze "o"nu anlatmak isteyeceğin, onunla uyanıp gözlerini yine onunla kapadığın, düşündüğünde nerde, nekadar uzakta olursan ol her şekilde mutlu olabiliceğin, yokluğunu aklından geçirdiğin anda nefes alamadığın daha benzer bir çok duyguyu tattığın süreçtir.aşk.
asıl önemli nokta, yine bir sabah kalkarsın bu tüm güzel duyguları asla bi insanın hak edemiceğinin farkına varırsın. bu sürece çok zor gelirsin tabiki bu tespiti yapabilene kadar bir çok safhadan geçersin. zordur. ama sonunda bunu dersin, ki ordan sonrası zaten güllük gülüstanlıktır.
velasıl, aşk evet çok güzel bir duygudur ama bu duyguyu insana duymak çok riskli bir durumdur. hatta %100 risklidir. "insanı sevin aşık olmayın" benim, ana temam. yoksa acı vardır, mutsuzluk vardır. illaki aşkı tadıcam derseniz şayet onu başka yerde arayınız. zira o başka yerde arayıpta bulabildiğiniz, sizi asla incitmicek asla yüzüstü bırakmayacak ve hep sevicek, buda:%100 dür.
Aşk...
Üç harften oluşan, kısacık bir sözcük dilimizde... Bu denli kısa olup da, söylendiğinde, okunduğunda ya da duyulduğunda insanın dikkatini çeken, içinde bir şeyleri kıpırdatan... Bu denli kısa olup da, uğrunda ölünen, öldürülen, kişiyi yemeden içmeden kesen ya da deli olunan bir durumu anlatan kaç sözcük vardır ki... Eğer aşk, salt bir sözcük olsaydı; yaşanan bir gerçekliğe delalet etmeseydi, bu kadar bizi ilgilendiren ve etkili bir kavram olabilir miydi ki...
Aşk her toplumda vardır ama yaşanış renkleri farklıdır. Bunların renklerini birbirinden ayıran ise, bireylerin içerisinde yaşadığı toplumsal, kültürel koşullar, bireylerin yetişme tarzları ve çocukluk yaşantıları, kişilik özellikleri, değerleri ve tercihleridir.
Tarihsel ve güncel anlamda, aşkın yüzlerce, binlerce tanımı yapılmıştır ve gelecekte de yenileri eklenecektir bunlara. Keza yine aşkı konu alan binlerle ifade edilecek şiirler, öyküler, romanlar yazılmış; oyunlar sahnelenmiş, türküler yakılmış, şarkılar söylenmiştir. Ressamlar, ellerinde fırçaları ve paletlerindeki renklerle, tuvale aksettirmeye yeltenmişlerdir onu.
Aşk, yalnızca sanatın ve edebiyatın farklı alanlarında değil, felsefede de işlenmiştir. Filozofların bazıları aşkı bir varlık olarak ele alıp, ;aşk nedir; sorusunu yanıtlamaya, onun neliğini ortaya koymaya ve belirlemeye girişmişlerdir. Bunlardan bazıları makaleler yazmış, bazıları daha kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Schopenhauerin Aşkın Metafiziği, Afşar Timuçin;in Aşkın Diyalektiği, yine yaklaşık olarak aynı kapsamda değerlendirilebilecek olan Alain Finkielkraut'un Sevginin Bilgeliği, Herbert Marcuse;un Eros ve Uygarlık, Erich From'un Sevme Sanatı, bu çalışmalardan bazı örnekler olarak sayılabilir.
Bunların yanısıra, bilim alanından da, özellikle psikolog ve psikiyatristler aşk üzerine çalışmalar yapıp eserler ortaya koymuştur.
ister bilimsel, ister sanatsal, isterse felsefi anlamda ele alınsın, aşkı bir varlık, bir olgu olarak gören ve belirlemeye yönelen her girişimin temelinde, buna girişen bireyin, kendi öznel, deneyimleri ya da deneyimsizlikleri; anlamlandırmaları, yanılsamaları, hayalleri; içerisinde yaşadığı koşullardaki tercihlerini hem kendisi hem de diğerleri nezdinde meşrulaştırma çabaları vardır. Bu çaba, kendilerinin, yani öznelliklerinin paranteze alındığı, hatta, sanki hiç yokmuş gibi algılanmasına olanak veren genelleşen belirleme ve önermelerde bulur ifadesini... Yapılan tanımlarda daha da belirgindir bu özellik... Bundan dolayı yapılan her genelleme öznelliği aşma yada gizleme çabasıdır. Çünkü bilinmesini, sorgulanmasını, alenileşmesini istemez kendi yaşantısının...
Örneğin;
Aşk şiddettir.
Aşk tutkudur.
Aşk iradedir.
Aşk iradesizliktir.
Aşk uysallıktır.
Aşk sahibine yaltaklanmaktır.
Aşk kediliktir.
Aşk ihanettir.
Aşk köpekliktir.
Aşk sadakattir.
Tanımlarının/nitelemelerinin her birinde gizlenen bireysel yaşantılar ve bunlara dayanan öznel anlamlandırmalar vardır. Ancak tanımın/nitelemenin genelliğinden dolayı, bunları okuyanlar, bu tanımları verenlerin/yapanların bireyselliğini düşünmez bile... Oysa bu tanımlar, gerçekliğini esas olarak, tanımı yapanın, adına aşk dediği ilişkide bulur. Daha ötesinde değil... Acaba yaşanan gerçek bir aşk mıydı? Okuyan bilebilir mi ki bunu...
Aşkı varolana aşkın kılmaya çalışmanın anlamı da gereği de yoktur. Aşk metafizik bir şey olmadığı gibi, herhangi, sıradan denilebilecek bir şey de değildir.
Aşk ilişkidir.
Ne var ki her aşk, karşılıklı yaşanan gerçek bir ilişkiye dayanmadığı gibi, her ilişki de aşk değildir. Adına aşk denilen ilişki, diğer tüm insan ilişkilerinden farklıdır. Hem öznesi ve özne/nesnesi hem de yaşanışı açısından...
Aşk ilişkidir önermesi, nedir sorusuna genel bir yanıt olsa da, kendi başına açıklayıcı değil elbette. Bundan dolayı sorular sormak gerek yükleme. Aşk nasıl bir ilişkidir? Aşk neden bir ilişkidir? Bu ilişkiyi diğer insan ilişkilerinden ayırıcı ve ayrıcalıklı kılan nedir? Soruları çoğaltmak mümkün ama, gerek yok şimdilik...
Aşk, düşünsel, duygusal, bedensel boyutuyla, öznenin özne/nesnesini bütünsel anlamda fethetme ve onun tarafından fethedilme isteğine dayanan bir ilişkidir. Öznenin, özne/nesnesiyle buluşamadığı ya da özne/nesnenin idealleştirildiği yerde, gerçek, yaşanan bir aşk yoktur. Ki platonik aşk denilen ve giderek hastalıklı bir hal alan bu durumda gerçek bir aşktan değil, saplantılı bir bilinç halinden söz edilebilir yalnızca... Çünkü ortada ilişki yoktur. ilişkinin olmadığı yerde de aşk...
insanın hem en güçlü, hem de en zayıf olduğu ilişkidir aşk... Çünkü çırılçıplak yaşanır; düşünsel, duygusal ve bedensel boyutuyla... Teklifsiz, beklentisiz, çıkarsız ve ikircimsiz yaşanır. Ki orada, ne bir gonca gülün gölgesine yer vardır ne de bir kuş kanadının... Eğer bunlar, acaba, ama, ancak gibi sözcüklerle peydah olursa bir ilişkide, biline ki aşk sırra kadem basmıştır çoktan... Ve onun adı artık aşktan başka her şey olabilir... Ama asla aşk olamaz. Atalay Girgin