yaşattığı acıya bile değendir. her durumda şaşırtandır. hazırlıksız yakalayandır. tekrar yaşanacağı ümidinden vazgeçilmeyendir. yaşarken korkutandır. korkarken yaşatandır.
müthiştir..birbirini takip eden üç dönemden oluşur.gerçek aşık iseniz üçüncü döneminden sonra tekrar birinci dönemine dönersiniz ve böyle sürüp gider...
birinci döneminde maşuğu gördüğünüzde de görmediğinizde de mutlusunuzdur..
ikinci döneminde maşuğu gördüğünüzde mutlu görmediğinizde mutsuzsunuzdur..
üçüncü döneminde maşuğu gördüğünüzde de görmediğinizde de mutsuzsunuzdur...
alışkanlıklardan vazgeçiren, hayattan kimi kesitleri fon müziği eşliğinde ağır çekim yaşama sebebidir. çok konuşuyorsan susmaya, çok susyorsan fazla konuşamaya başlatandır.
yemek yemeyi, uyumayı unutturandır kimi zaman. gözleri kapamadan da rüya görebilmektir, gözleri kapadığında daldığın alemden çıkmak istememektir.
aşık olunanın mutluluğunu kendininkinden önde tutturan duygudur. *
Aşk tarafların zaaflarını ortaya çıkarır, kabullenmektir. Bağlandığını sandığında karşındakine hayır demeyi bilmektir. Ciddi bir tokalaşmayı kıkırdamaya döndürmektir, mizahtır.
Geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç?
Ya onların aşk uğr...una yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini...
Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir 'Aşk odu önce ma'şuka, andan âşıka düşer.' derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın... Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. ilk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet... Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün işte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek.
Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. işte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane hakkal yakin biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını verdiği noktadır. Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir. Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek
gün olur bir kızı seviyorsun. o kadar ki sevgilin oluyor. ilişkin bir ilişkiden ne bekliyorsan veriyor sana ama bitiyor; sanki şartmış gibi.
öyle bir kız ki unutamıyorsun. şu ömründe gördüğün tüm kızlardan güzel. hoş. her şey o sanki. çevrendeki bütün insanlar gördü mü bir daha bakıyor.
kopamıyorsun yıllar geçse de. hala sohbet ediyorsun gördüğünde. gözünün içine aylar sonra bakınca kalbin gene eskisi gibi çarpıyor. onu görmediğinde ondan uzak; ama görüp hayatına bir hafta girince ona her zamankinden daha yakınsın.
ondan ayrılınca sonraki 2 3 ayın gene harap. onun ilişkileri oluyor, senin ilişkilerin oluyor. senin ilişkilerin sana normal geliyor ama onun beraber olduğu her kişiyi öldüresiye dövmek istiyorsun. elinde olmasa da istemesen de herkesten ne kadar saklasan da: kıskanıyorsun.
"tamam" diyorsun. "bitti". bitmiyor, olmuyor. bir şekilde birine anlatmak istiyorsun. o kadar salakça bir şekilde, o kadar mantıksızca ona takılıp kalmışsın ki kime yansan anlamayacak. kime anlatsan kaşını kaldıracak sana.
sorguluyorsun. dünyada bu kadar kız varken, hayatına bu kadar kız girip çıkarken neden aklın ona gidiyor. ama heralde bazen hayat bazılarının karşısına hayatının kadınını "biraz" erken çıkarıyor.
"işte bunların hepsini bana bir duygu yaptırıyor*" diye bitirmek istiyosun yazıyı. olmuyor.
kimisi tarif etmekle bitiremez, kimisi ise tarifi mümkün olmayan tek şey olarak görür. kimisi tutkusunu yaşamaktan kaçar, kimisi at gözlüğü takmışcasına gözü başka birşey görmeden peşinden koşar. kimisi aşkı için canından vazgeçer, kimisi ise çokta tın deyip yanından geçer. aşk dediğin böyle sürüp gider. dışında kalanı bir hortum gibi çeker, içine gireni eritip yok eder.