aşk kelimesi içinde barındırır aslında anlamını.sesli harfle başlar sessiz harfle biter.tıpkı bunun gibi aşk gürültülü olabildiğine sesli başlar; fakat sessiz sedasız biter..ne yazık ki böyle
aşk; tutkularla ilerleyen bir yolun, önce dipsiz karanlık bir kuyuya dönüşmesidir ve ardından kuyudan eser kalmaması halidir... belki de hiç aşık olmadığınız hissine dönüşmesidir.
elif şafak'ın son romanının adı. güzel bir roman. Çok sürükleyici. Peki ama aşk yuva yıkmayı onaylar mı? Bir kadının kocasını ve çocuklarını terk etmesi aşka gölge düşürmez mi? Yeni bir aşkın peşine takılmak, külleri soğumaya başlamış eski bir aşkı terk etmek cazip gelebilir. Çünkü aşk hep özlenen bir şeydir ve ihtiyaç duyan kişiyi kendine çeker. Ama ihanet aşkı kirletir ve hedef ortadan kaybolur.
Peki ya sufilik mertebesine gelmiş bir insanın evli bir kadını ayartması ne kadar doğrudur? O kadının kocası tertemiz bir adam olsaydı, karısına hiç ihanet etmeseydi, evi barkı bırakmak, çoluğu çocuğu terk etmek gene o kadar kolay olacak mıydı kadın için?
Kitap bu soruları getiriyor zihinlere. Bu bakımdan oldukça güzel buldum romanı. Geleneksel tasavvuf eğitiminin tersine zihin jimnastiğini öneriyor. Körü körüne mürşide bağlanmak yıllar öncesinde kaldı.
ilahi aşktan önce beşeri aşk gelir. Yani nefsanî aşk. Kulu seven eser sahibini de sever elbet. Zaten asıl hedef de budur aşkta. Bilinçaltımız bunu ister gizliden. işte aşkın en güzel tarafı budur. Ama her aşkın peşinden koşulmaz. Bu da aşkın öteki tarafıdır. Aşık olmayı bilmek lazım. Yoksa insan yanlışa düşer ve yolunu şaşırıp hedeften uzaklaşır.
çoğunun sonunda seks olmasa yine bu kadar üzerine tartışılan bir kavram olur muydu diye sormak istediğimdir.örnekse; bambaşka bir dünya düşünün ki aşık oluyorsun ve aşık olduğun insana iyilik yapmak zorunda hissediyorsun kendini, onu sadece basit iyiliklerle mutlu etmeye çalışıyorsun, temas yok, beklenti yok.o zaman da bu kadar "ayyyhh aşk mı, onsuzz yaşanır mı ayol" nidaları yükselir miydi acaba sizi gidi gizli özneciler sizi.
durduk yere insani alip goturen, bulutlarin ustune cikaran bos ve tatli hayaller kurduran sonra cikardigi bulutlarin ustunden insani bir anda yere vuran engellenemez tatli ama kotu, aci ama istenen duygudur.
"Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
işte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
içine doğdu belki de
işte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım."
"hayallerinde yarattığın idealin daha da çoğalmasi içinde
ve büyüyen onca kederin içine katıldikça yine de kirlenmeyen
anlatılınca eksilcek diye korkulan
ve hep imkansizlastikça çözünen içinde
büyüdükçe isgale baslayan beyninde
ve ağlamanın güzelligini öğreten
ama yine de acimasizligini hiç esirgemeyen
hep eksik söylenen
yasansa da bitmeyen
yetmeyen
sen..."