bir yerden sonra insan aşka inancını kaybediyor. eskiden de inanmıyordun zaten, ama bir gün birisi geldi, tüm ezberlerini bozdu. açtın kapıları, sonuna kadar.
sonra aylar geçti, tahta kapıları da kaldırdın hatta. hep böyle gidecek sandın. sonra bir gün geldi, kendi ellerinle kaldırdığın kapılardan geçti, gitti.
arkasına bakmadı. çünkü bakarsa geri döneceğini biliyordu.
ertesi gün bir kapıcı çağırdın, bu sefer çelikten yaptırdın kapıyı. hatta kapıyı yapana söyledin, çıkarken kapıyı dışarıdan kilitledi. içeriden de dışarıdan da açılmıyor kapı.
gün gelse, bilsen ki doğru insan geldi kapına, o geldi, açma imkanın yok. arada o kapı bulunarak nasıl yaşarsan yaşa aşkı.
seviyorum bunu. o benden korkup kaçıyor da ben seviyorum onu. birbirimizi anlamadıkça daha da çok seviyorum. seviyorum da ben de korkuyorum galiba artık bundan. aklıma gelmesinden bile korkuyorum.
şimdi ben de kaçıyorum da umarım aynı yöne doğru kaçmıyorduruz. beklenmedik bi anda bunla karşılaşmak kötü olur diye düşündüm.
uzak olabilidiğim kadar uzak olmam gerek bundan. görmemek için her şeyi yapmam gerek. umarım bu sikik hayatım bu konuda bana güler bu konuda.
Hayatın tüm pisliğine, akıcılığına ve yapışkanlığına dur diyebilen yegane duygu.
Üşümek yok, korkmak yok, yılmak, düşünmek yok. Duymak yok, hissetmek yok, onun dışındakileri görmek yok. Biteceğini bile bile durmak yok.
En keyiflisi de kısa yolculuklarda yaşananları oluyor sanki. yüksek miktarda "aşk" zerk edilirken damarlarınıza, bir yandan da işe, gideceğiniz yere geç kalma korkusunu yaşıyorsunuz. Yaşarken de bir umut beliriveriyor.
"belki aynı durakta ineriz"
Olmuyor çoğu kez, sizden önce iniyor yahut siz ondan önce iniyorsunuz. Mevsim de cam buğusuna müsait, elinizle siliyorsun buğuyu, yahut o siliyor. el sallamak gibi, bir tür veda ritüeli.
Acelece bir yere saati not etmeye çalışıyorsunuz, yahut "unutmam ki" diyerek güven yüklüyorsunuz kendinize ve unutuyorsunuz yazdığınız notu, beyin hücrelerinizdeki izi.
bir denklem gibidir aşk, x i ve değerleri olan bir denklem. bilinmeze x denir her denklemin olmazsa olmasıdır, amacı bütün değerlerden uzak kalmak olan bir değerdir yapmazsa yanındakiler kendi değerini düşürecektir yaparsa yalnızdır işte. ve bir de o değerleri veren vardır ki, o denklemi çözen işte o hepten yalnızdır.
Diyorsun ki; "ben sana gönlümü verdim."
iyi de gönül dediğin nedir ki ey sevgili?
Ben sana gönlümü vermem.
Çünkü gönül dediğin toprağa girince toz olur, toprak olur.
"Ben sana ruhumu veririm. Çünkü ruhum sende sonsuzluk olur..."
hangi aşk mümkündür aşığı öldürmeden
her aşk her şiir
ardından uzun uzun bakılan adı bilinmedik sevgilerden
küskün omuzlu terkedilmişliklerden,
perspektifinde hep bir sokak taşıyan
o sessiz
o faili meçhul cinayetlerden
mürekkep lekesi miras
resim altı sözcüklerden
aşk mümkün olsa idi ahh, aşığı öldürmeden
haracı ödenmeden
bırakır mı yakamı
bir suretten, bir şiirden, bir hüzünden
ak kağıda düşürülmüş
imzasını görmeden
Aşktan mutluluk, güvenlik beklerler,
halbuki aşk son zerresine kadar kendini vermektir,
ruhundaki son zerreye kadar sevdiğin olmak istemektir,
onun içinde eriyecek kadar sevmek, kendinden kopmak demektir.
işte ben aşk derken böyle bir aşktan bahsediyorum, ölmekten
bahsediyorum.