illa karşı cinse duyulan bir his olması gerekmez. her ne kadar inanmasam da mesela tanrıya duyulan aşk, günümüz içi boşaltılmış karşı cinse duyulan aşk kavramından bin kat daha değerlidir gözümde. en azından bi anlamı var bi felsefesi var ne kadar katılmasam da.
ters kutuplu iki tane ayrı ve büyük mıknatıs düşünün. birbirlerini çekerler. yaklaştıkça daha fazla çekerler. sonra kenetlenirler. büyük oldukları için ayıramazsın, küçüklerse ayırabilirsin. elektron alışverişi yaparlar ve enerjilerini nötürleştirirler. nötürleşene kadar devam eden bir süreçtir. sonra nötürleşince ayrılar ve uzaklaşırlar, yeniden enerji yüklerler, sonra yeniden çekim başlar... aşk tam da budur.
sevmediğim şeydir. bu kadar realistleşmiş bir dünyada, kapılan tarafı derinden yaralayacak olan durumdur. düşük voltajda yaşanmalıdır. yoksa varyasyonda elenen taraf yapar. böyle de odunca bir açıklama yapar geçerim.
eskiden benim için çok şey ifade eden hatta ona aşkım yerine aşk diye hitap ettiğim bir kelimeydi. ama artık sadce üç harften olusan siradan, gercek olmayan sadece insani acitan bir kelime. artik benim için bir şey ifade etmeyen kelime.
insandan insana değişir.
aşık veysel'e göre kavuşamamak, mecnun için bir delilik, tarkan'a göre öpmek, ahmet'e göre sevişmek, mehmet için ölmek, buket'e göre yok.
bana göre kutsal bir acı... bir de buket.