--spoiler--
sorar babasına,
çocuk: baba hiç aşık oldun mu sen?
baba: evet yavrum.
çocuk: kime?
baba: allaha evladım.
çocuk: peki anneme aşık olmadın mı?
baba: o bana aşık olduğumun en güzel hediyesi...
--spoiler--
aşk bir kördüğüm gibidir, karşılığını alana dek sürer, karşılıksızlık geçince de kendiliğinden çözülür ve yerini başka şeylere bırakır . Bu dönemde yaşanan kilo kaybı, uykusuzluk halleride cabasıdır .
sonsuz tanımlar ve durumlar ifadesidir. ama bence aşk şuna benzer, derin bir uykuya dalarken uzandığınız yerde ( buna yaşamın monotonluğuna kapılmak diyelim) birden sarsılarak irkilirsiniz çünkü bazen bacaklarınız uykuya dalarken sıçratır sizi o anda aslında beyin ölümün başladığını zannederek ayaklara uyarıcı sinyaller gönderir bu duruma miyokloni kasılma derler. aşkta böyledir yaşamın sıkıcılığına kapılırken ruhunuz bir güzele vurulup benliğinize, ''yaşıyorsun, uyan!'' der. ve sıçrarsınız kalbinizde güller açar.
gereksiz hayat ayrıntılarından biri olup, her insan oğlunun mutlaka tattığı, sarsılıp yıkıldığı, ağlayıp sızlandığı, saçma sapan hareketler yaptığı, ilk seferinde platonik olan vak'adır.
illa karşı cinse duyulan bir his olması gerekmez. her ne kadar inanmasam da mesela tanrıya duyulan aşk, günümüz içi boşaltılmış karşı cinse duyulan aşk kavramından bin kat daha değerlidir gözümde. en azından bi anlamı var bi felsefesi var ne kadar katılmasam da.
ters kutuplu iki tane ayrı ve büyük mıknatıs düşünün. birbirlerini çekerler. yaklaştıkça daha fazla çekerler. sonra kenetlenirler. büyük oldukları için ayıramazsın, küçüklerse ayırabilirsin. elektron alışverişi yaparlar ve enerjilerini nötürleştirirler. nötürleşene kadar devam eden bir süreçtir. sonra nötürleşince ayrılar ve uzaklaşırlar, yeniden enerji yüklerler, sonra yeniden çekim başlar... aşk tam da budur.