her yüzde, her isimde ve her tende farkli bir tada bürünen, her yasandiginda yeni sifatlar edinen "sey". ask bir "sey"dir, simdilerde adini sabir koydugum...
anlamı çok değişmiş be. eskiden falan demeyeceğim şurda kaç senelik hayat yaşadık sanki. insanlar barda, kafede, arkadaş ortamında birbirlerini kesiyorlar. numaralarını alyorlar, görüşmeye başlıyorlar. eski kafalı değilim, tabi ki buna karşı değilim ama ne bileyim insan sadece dış görünüşüyle ele alınmamalı. yani sırf tipini beğendin diye bi çocukla/kızla görüşmeye başlanması aşk değil gibi geliyor bana. hani tanşırsın, konuşursun düşüncelerini beğenirsin tamam, aşk böyle olur.
yok yok, aşk yok olmuş.
kelepçe gibidir aşk,
kurtulsan bile bileklerinde izi kalır.
ağlayarak dokununca bileklerine,
ruhunda karanlık kodesin tadı kalır.
uçurtma gibidir aşk.
iplerini sana bırakır önce, gülerek koşarsın.
kolların ağrır sonra, yorulursun,
aslında gitmek istiyordur, anlarsın.
tren gibidir aşk, tren.
yalnızlık seni peronlara düşürür,
ama vuslatlar yalandır bu demir yolunda,
sana getirdiğini, elbet bir gün götürür.
yangın gibidir aşk.
üşütmüştür yalnızlık, hemen sarılırsın.
sonra ihanetin köpüğü sıkılır hayallerin üstüne,
sen de yanıklarınla kalırsın.
en güzelinden bir sofra gibidir aşk.
bir kuş sütü eksiktir, cananın bakışında.
yer-içer, şarkı söyler, sarhoş olursun,
ve ağlarsın kalkınca, dağınık mutfağında.
nefes gibidir aşk,
damarlarına bir girer, bir çıkar.
anasına küfür edilesi bir çocuktur,
ziline basar kaçar...
"aşırı sevgi, bağlılık duygusu, mutluluk" diyor tdk aşk için.
sadece üç kavrama sığdırılmış aşk.
öyle mi gerçekten?
anneme söylemiştim ilk."aşık oldum ben" dedim. ağladığını hatırlıyorum... ben hastalandığımda bile bir damla gözyaşı dökmeyen annem, aşık olduğumu duyunca ağlamaya başladı. "sen de ağlayacaksın" dedi, "aşk acıdır".
o zaman gerçekten ne demek istediğini anlamadım ya da önemsemedim. aşk güzel bir şeydi, kalbim bunu söylüyordu.ve ben hiç olmadığım kadar güzeldim, ilk yazlar gibi güzel..güneşin, yağmurun, rüzgarın, vapur sesinin, martıların, şarkıların bir anlamı vardı artık. ben aşıktım o'na , bunun neresi acıydı?
o geldiğinde temmuzdu, kasımda gitti...bir daha gelmedi.gelmesin istedim zaten, gururum benden uzak olsun istedi." gitti" dedim anneme, "o gitti"...bu sefer beraber ağlamaya başladık. annem haklıydı. aşk göründüğü kadar mutluluk verici bir duygu değildi.
hasta olmak ama tedaviyi istememek gibi.
bir şehri hiçbir zaman göremeyeceğini bilmek ama görmeyi istemek gibi.
rüyasız uykulara yatmak gibi.
hayal kurmayı unutmak gibi.
günebakan olmak ama güneşe ulaşamamak gibi.
ve birini sadece mahşer günü göreceğini bilmek gibi.
aşkın kadın kalbindeki karşılığı acı, tdk ne derse desin.
tam dersin aşık olmayacağım artık insanlardan nefret ediyorum diye biri gelir seni tamamen kendine bağlar. öyle olursun ki onun için her şeyi yapabilecek düzeye gelirsin o da aynı şeyleri sana hissediyorsa al sana mutlu son...