benim hep üvey aşklarım oldu, sevgililerim hep başkasının aşkına gebeydi.
ya ölü aşk doğuruyorlardı ya da özürlü sevgiler.
sevgililerimin bedenlerine bana aitti,
dokunup öpebiliyordum.
buz gibi elleri vardı beni yakan.
ya da başkası tarafından bozulan kalpleri vardı.
bir aşkın bekaretini bozmak...
öldüm ben!
kerem ile aslı kavuşabilseydi oluşmayacak durumdu. Leyla ile mecnun da kavuşamadı ve bu oldu. Kavuşulamayınca oluşan kavuşulunca ses getirmeyen durumdur. Kimisi kalabalık içinde yalnızlaşmak olarak da algılasa, başka bir evredir, alemdir, histir.
bu kavram üzerine milyonlarca ayrı ayrı tespit yada yorum getirilebilir, hala aşk için herkesin söyleyebileceği bir sözü varsa, dünyada çözülmeyi bekleyen en büyük kuram aşktır. anlatılması mümkün olmayan en karmaşık hissiyat bütünüdür.
--spoiler--
aşk mı? aşk lunaparktaki tahta ata benzer,
hani jetonla çalışır ya böyle, hani atarsın içine,
bir ileri bir geri, bir ileri bir geri,
sanki bir yere gidiyormuşsun gibi bir his,
böyle bir coşku, ayakların yerden kesilir,
halbuki bir yere gittiğin yok.
tahta at çakılı oraya.
jeton bitince rüya buraya kadar. anladın mı?
--spoiler--
yağmur yağmur belalara başını tutmak belki, belki ateş ateş denizlere kendini atmaklardı...belki adını dile söyletmemek,kalemle kağıdın vuslatından da kıskanıp atıp her birini kendini attığın bilinmezliğe yok olmak, yitip gitmektir. Belki...
Nil Karaibrahimgil in 'aşkın şu sözlük anlamı arıyorsun sen belanı' diye özetlemiş olduğu acısının hoşumuza gittiğini düşündüğüm eğer öyle olmasa neden herseferinde dön başa yapalımki dediğim duygu patlamasıdır.