sanırım ne kadar istersen o kadar zor buluyorsun aşkı... "aradığında değil tesadüfen bulduğunda değerlidir" sözüyle kandırırsın kendini...
her ilerleyen tarihle birlikte yavaş yavaş söner içinde ateşi aşkın. çünkü umudunu yitirmeye başlarsın zamanla. aşkın var olduğu umudu her geçen dakika kaybolur içinde. söner gider.
içinde bulunduğun anlarda bulamıyorsan zaten yavaş yavaş alışmaya başlarsınız aşkın olmayışına hayatınızda... kabuk bağlar bir nevi duygularınız...
ve ucuz bir avuntu edinirsiniz kendinize: "bekarlık sultanlık" diye...
harikadır aslında aşk. bulabilene ve değerini bilene...
kime karşı olduğu, neye karşı olduğu önemli değildir. aşkta önemli olan hissetmektir. ayrıca aşkta aşık olunanın da size aşık olması mühim değildir. aşkı hissetmek kolaylık onu yaşamak ise ölümdür. kişi öleceğini bilerek aşık olur ve öldüğünde üzülmez. pervanenin kanatları erir mumun etrafında her tur attığında ve düşer en sonunda onun ayaklarının dibine. mum onu ister tekmeler ister bağrına basar...
tutkudan kendini korumak ya da körlemesine kendini ona bırakmak; bu iki tutumdan hangisi insana daha az zarar verir ki?
edit: ya gölgesinde kalırsın ya ateşinde yanarsın.
her sevişmenin sonunda orgazm olmayı bekleyen kadın gibi... her seferinde hevesi kursakta bırakan ama tam ümidi kesmişken son dakika golüyle en kral orgazmı yaşatan sapır saçma duygular silsilesi...
en uzun süreninin platonik olduğu, bunun da bir insanda en fazla 5 yıl sürebileceği söylenilen heyecan verici duygudur. özünde bencillik yatar. ilk zamanlar güzeldir.
yapmam dediğini yaptıran,asla dediğine koşar adım götüren,bile bile kendine zarar verdiren,bazıları tarafından hiç anlaşılamayan fakat tüm bu gücüne rağmen bazı insanlar karşısında yok olmaktan başka çaresi kalmayan duygu karmaşası.