kişinin kafasındaki 'kusursuz' kavramının somut bir varlık olarak hayat bulmasıdır aşk. mükemmeli bir insanda görmek, gözlerine baktığınızda içten sıcacık bir gülümsemeyle gülebilmek ve bazen sadece onun yüzünü hatırlayarak en üzgün anlarınızda huzur bulabilmektir.
dinginliktir, huzurdur. bir kıyıya vuran denizin sesini onun sesinde ; derinliğini onun göz bebeklerinde, yumuşaklığını onun saçlarında, ılıklığını onun teninde hissetmektir. sevgili, denizdir, hayattır, neşedir, umuttur ve aşk acıların en derinine işkencelerin en büyüğüne gönüllü olarak gitmektir.
tanımsız.
ney ki lan bu ne bu?
içine düşen şair kesiliyor amk. halbuki bir hafta önce aylak aylak burun karıştırıyordun amk. bir kız bul ya da erkek. sonradan başla kendine özen göstermeye, salak salak tavana bakıp gülümsemeye.
gençler 34 yıldır yaşıyorum. denizde kum ben de tecrübe, zibil... bok gibi!
şimdi gelin yamacıma, aşk; palavradır kardeşler...
geceleri yatmadan önce kalpte bir sızı hissedilir. sebebi bilinmez ama yine de acıtır be. çoğu zaman nefes almana bile müsade etmez hatta ağlamak için bile gücün yoktur. zaten ağlasan da geçmeyeceğini bilirsin ki acır işte sadece acır. yani midede kelebek falan uçmaz mutlu falan olunmaz.
Aşk, tanrıya giriş yasağı olan bir ütopyanın örsünde dövülmüş gibiydi.
Evrene son anda yetiştirilmiş illegal bir psikoloji.
Kendimizi ötekileştirdiğimiz bir otobiyografi.
Ruhumuza ruh kattığımız merdiven altı bir otopsi.
Emre Kaynak / Kalemden Sen Çıkarma Ayinleri
Travmatik bir duygusal yığıntının kandaki aşk yuvarları kontrolsüz bir şekilde çoğaltmasıyla meydana gelen semptomların bileşiminden başka bir şey değildi aşk.