Gerçek aşk, hiçbir şey yapmamaktır. bir şeyler yapmak kolay; aramak, ağlamak, yalvarmak, kızmak, yalan söylemek, dünyayı yerinden oynatmak.. zor olan bunların hepsini yapmaya gücün yetecekken hiçbir şey yapmamaktır. beklemektir zor olan, herhangi bir beklentiye sığınıp yaslanmadan beklemek. hiçbir şey ummadan, hiçbir şeyi değiştirmeye kalkmadan, gücünü sadece masumiyetten alan ve sabırla beslenen.*
allah'ın insanları sevindirirken utandırma mekanizmasıdır. yapmam dediğiniz, küçümsediğiniz, kınadığınız, "öyle olur mu lan hiç" dediğiniz ne varsa bir bir yaparken bulursunuz kendinizi ve kendinizden kaçacak delik ararsınız. çünkü insan en zor kendisiyle yüzleşir. hem bir yandan bu yaptıklarınızı geçmişte ayıpladığınızı düşünerek kendinizle resmen dalga geçersiniz, hem de bunların aslında önyargılarla bertaraf edilmeyecek kadar güzel olduğunu farkedip gülümsersiniz. yani hem utancı hem de aşkın getirdiğim mütemadi sevinci bir arada yaşar insan.
şimdi sen kalkıp gidiyorsun. git.
gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. gitsinler.
oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
oysa allah bilir bugün iyi uyanmıştık
sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
sanki hiç olmamıştı
oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel lâflı istanbullar
şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lâfların dünyaların
öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken
bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
çünkü iki kişiydik
oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
bir dilim ekmeğin bir zeytinin başınaydı doymamız
seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
sonrası iyilik güzellik
aşık olduğunuz kişiyle aynı zaman dilimi içinde aynı şiddette hissedilip yaşanıldığında tadından yenmez. çoğu aşk, önce bir tarafın aşık olmasıyla başlar, daha sonra karşı taraf kendine aşık olanın, kendisine aşkını sever önce ve yavaş yavaş karşılık vermeye başlar. hah işte böyle olduğunda güzel olmuyor o aşk. eğer o'nun size aşık olduğu zaman siz de o'na aşıksanız, aynı şiddette özlüyorsanız of off offff.
doğduğun an ilham olunan, biraz büyüyünce farkına varılan, yıllarca tanımlanamayan, o karşına çıkınca anlaşılan, pek çok kimseye yakıştırılan, ama sadece bir kişi için kalbine konulan histir.
benimle yaşlansan ya sen, çay demlerim sana, kitap okurum, şiir okurum hem şiir de yazarım. sana uyandığım her sabah için şükreder, gözlerine bakar "amin" derim. masum severim, yalansız... duam gibi severim. gizli, saklı, acıtmadan, sancıtmadan...
Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili
O ilkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır.
Gelir ve içimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur.
Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar
Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler
Beklentiler, Randevular, Taksitler, iş,
Anneler ve Korkular Yoktur
Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili.
insan Başka Bir Işığa Teslim Olur,
Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir
Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur
Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur
Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan
Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır,
Yitirdikleri de...
New York'ta, Bir Sokakta,
Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının
Çıplak Yalnızlığı da
Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki,
Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık içindedir Yine de...
Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da ilgisi Yoktur Sevgili,
Kanımıza Karışan ilkel Acı, O Yaban Ağrıyla
Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır,
inan...
Kim Demiştir Hatırlamıyorum,
Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye.
Belki de Bu Yüzden ilk Gençliğimde,
O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda,
Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla
Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır,
insanları Uykularından Uyandırmak isterdim.
Uyanıp, içimde Derin Bir Sızıyla Uyanan
O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye...
Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili
Onun içinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer
Sevdiğimiz insanların Çocuklukları da...
Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer
Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider,
Hep O ilkel Acıya, O Yaban Ağrıya...
insan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır
Kimselere Veremez Sevgisini,
Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır...
Bazen Denizler Kıyılar Çeker insanı.
insan Bu Kapılmayı Anlayamaz,
Oysa
Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup
Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu.
Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka insanlara...
Bir insanın Yaptığı Bir Hatanın
Tüm insanlara Yayılması Gibi...
işte Şimdi Biz de Sevgili,
Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp,
Soluğu Evlerde Alacağız,
Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi.
Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak,
Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak,
Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu. ..
Birazdan Sabah Olacak...
Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler,
iş, Anneler ve Korkular Başlayacak...
Bunlar Varsa Bizim için Geçerliyse
Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili.
Birbirimizi Kandırmayalım. ..
Hadi Güne Hazırlan,
Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış
Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü,
Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O ilkel,
O Yaban Ağrısını Geri Alacak
Bunlar Olurken içimiz Bir an Üşüyecek,
Sonra Geçecek...
Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak...
AŞKTA YARıN YOKTUR SEVGiLi
hakkında milyonlarca şarkılar bestelenmiş, romanlar yazılmış, filmler çekilmiş kocaman bir pazarlama stratejisi.
insanoğlu da aynı hayvanlar gibi içgüdülerine göre hareket eder.buna göre bir erkeğin bilinçaltında düşündüğü tek şey spermlerini etrafa saçmak, bir dişinin ise düşündüğü tek şey yavrusu için en ideal spermleri almak, yani kendi talipleri arasından en güçlü olanı, kendisine en uygun olanı seçmektir.iki insan arasındaki ilişki, birbirlerini ilk gördükleri anda işte bu cinsel çekimle ortaya cikar.çiftleri bu noktada dizginleyense toplumdaki kendilerine öğretilmiş ahlak kurallaridir.bu ahlak kuralları insanlarla hayvanları birbirinden ayırır, kişilerin sahip olduğu üst benlik toplumlarda belirli ahlak kurallarının oluşmasına ve tek eşliliğin yaygınlaşmasına yol açmıştır.
bu ilkel dürtülerle, adını da aşk koyarak başlayan bu ilişki, hele bir de cinsellik erkenden yaşandıysa büyüsünü kaybeder.ciftleri bu noktada bir arada tutan tek şey alışkanlık ve ayrıldıklarında birlikte geçirdikleri zamanda ne yapacaklarını bilememe korkusudur.
zamanla bu alışkanlık da ortadan kalkıp bir şeyler çekilmez olduğundaysa çocuk dünyaya gelir.çiftler zamanlarını ve tüm enerjilerini çocuklarına aktardıkları için birbirlerine tolerans göstermeye alışırlar.bazı durumlarda çocuğun evlilikleri kurtarmasının sebebi budur.
sonuç olarak aşk sadece iki insanın birbirine karşı duyduğu ilkel bir dürtü, cinsel bir çekimdir.ilk çağlardan beri varlığı kanıtlanmış kalp sembolünün aslında betimlediği şeyin bir kadının doğurganlığı ve kalçaları olduğunun araştırmalarla ortaya konmuş olmasının da sebebi budur, kadınların zengin erkeklere ilgi duymasının da sebebi budur.geri kalan her şey de, sevgililer günü de, kalplı ayıcıklar da, tek taş pırlantalar da sadece pazarlama stratejileridir.
kendini hayatın boyunca yalnız hissetmişken aidiyet duygusuna kapılmana sebep olandır. umutsuzca ağlatandır, eğer gittikçe büyüyorsa içinde... aşk, karşılıklı olsa da bazen yaralarınızı kapatamayandır. yine de en huzurlu uykulara dalmanı sağlayandır; en rahatsız uykulardan fırlatandır kan ter içinde. sabah karın ağrısıyla kıvrandıran fakat duyduğun bir sesle her şeyi unutturandır. sonra yine başa döndüren, her şey mükemmelse bile "ya giderse?" endişesini yaşatandır.
olsa bir türlü, olmasa bir türlüdür.
sekiz yaşındayken, sınıfta bir şeyin yere düştüğünde o'nun eğilip alıp sana gülümseyerek vermesiyle tanımladığındır; belki de yakalamaca oyununda seni kovalamasıdır. en sancısızı bu yaşlarda olanı olsa da daima aklında şu sözcüğü dolaştırandır: "...giderse?".
ask insanin kendine yakisani sevmesidir. ama son yillarda cogu insan aski hoslanmayla karistirmakta ve gercekten asik olan insan sayisi giderek azalmaktadir.
kimi için bateri çalmaya başlama nedenidir. uğruna şiirler şarkılar yazılan, herkesin iiçinden beni bulsun diyip dışından ay illet bu illet mesajı verdiği duygu selidir. ayrıca (bkz: yine şiir okuttun kardeş)