mutsuzluk hissi. aşk çok sevmektir, elbette ki buna hiçbir şey diyemem. ancak, aşk saplantılıdır. saplantı ise mutsuzluk getirir. aşık olanın mutlu olduğunu gördünüz mü hiç? aşk ve mutluluk belki bir noktada kesişebilir. ondan sonra ikisi de sonsuza doğru yol alır. daha fazla denkleme de gerek yok.
Burada yazarken onun ne yaptığını düşünmek, farklı şehirlerde olsan da oraya gideceğin günü düşünüp mutlu olabilmek.
Aslında yazabilecek binlerce şey olmasına rağmen burada yazacak bir şey bulamamak.
benim aşk tanımım bir tebessümden geçiyor. aslımdan. canımdan. en güzel nefes alışverişlerimi yaşadığım muhteşem varlığın tebessümünden geçiyor. aşkın tanımı bence kesinlikle onun gülüşü.
Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
aşk iki kişiliktir, aşk dediğin birlikte mutlu olmaktır çünkü. birlikte film izlerken filmin ortadan kaybolmasıdır. beraber yürüdüğünüzde etrafta kimseyi görememektir. aşk dediğin gözü kör ettiği sürece aşktır. aşk 3 harfli olup da aslında tüm alfabeyi barındıran bir duygudur. aşkta her şey vardır. iki ruh iki beden arasındaki her şey. aşk güzeldir. özeldir.
herkes aşkı yaşayabilir.mühim olan aşkı taşıyacak yüreğe sahip olmak. siz siz olun aşkı bulduğunuzda bırakmayın koşun peşinden unutun mantığınızı. kalbiniz olsun sizi yöneten. anca böyle aşkı dolu dolu yaşarsınız. çünkü aşkın olduğu yerde beyin olmaz. aşk dediğin iki bedende tek ruhu yaşatır. tek ruhu..
Meryem filmindeki çalgıcı dayının garip bir şekilde özetlediği, Beşiktaş'ın adını öğrenmemle ben de başlayan ama insan ilişkilerinde olanı daha bi değişik olan duygu.
--spoiler--
-murat sana bişey anlatayım; ben bi kere aşık oldum, gencim o zaman aşkım meşki de bilmem pek. pazarda geziyo bi kız gördüm ceylan gibi, çarpıldım. kızı her gördüğümde yüreğim kocaman oluyo sanki yerinden fırlayacak. çare düşünüyom bulamıyom, ben bi garip aptal çalgıcıyım onu bana vermezler. bi türlü çıkar yol bulamıyorum, çıldıracam. gece gündüz yarabbi diyorum; hızırı gönder ya beni aptallıktan çıkarsın ya da onu aptal ediversin. bi gün bi düğüne gittik, düğün çalmaya. vardık baktık etrafa bi baktım düğün onun düğünü. önce çalamadım, sonra bi başladım çalmaya çal allah çal, çal allah çal, çal allah çal bizim gırnatacı kafayı yedi ulan olum nefesim tükendi yeter ölecez ne oldu sana bugün dedi. çalıyom ben devam ediyom, istiyom ki o düğün hiç bitmesin,düğün biterse bende biterim. zorla susturdular, biri geldi tamam alın paranızı gidin dedi, bitti gayri düğün. günlerce mecnun gibi gezdim. şimdi allah seni inandırsın torun torba sahibiyim işte ama aynı yine her gördüğümde kalbim kocaman oluyor, gene elim ayağım dolaşıyor. ben onun güzelliğini sevmedim ki, ben onu sevdim. ahhhh bu kafam deseydim diyemedim. desene lan desene olmazsa olmasın, diyemedim,
+ ee, kim bu? biz tanıyor muyuz?
- hayır! kimse bilmeyecek, benden başka kimse bilmeyecek. Benimle mezara gidecek. O bile bilmeyecek! Söylersen, kavuşursan aşk olmaz."
--spoiler--
milyonlarca tarifi olan, sorsanız dünya üzerindeki en özel duygu, yaşanılması büyük bir şans olan, kimine göre can yanmasından başka birşey yoktur. aslında aşka giydirilen tanımlar yaşanmışlıklara göre değişir.
eğer hayatınızda seviyorum dediğiniz, ona karşı hislerinizi aşk diye tanımladığınız biri varsa aşk sizin için mutluluktur. onunla ilgili hayaller kurmaktan korkmazsınız. anılarınız, hayalleriniz aşkınızın katığıdır. başınıza gelen en güzel şeyi yaşıyorsunuzdur muhtemelen. yolculuklar, alışverişler, gidilen filmler, bir sabah kahvesi sizi iki kere mutlu eder artık.
eğer aşık olmak için yaşam enerjinizi bedeninizden koparacak celladı seçtiyseniz aşk bir hastalıktır sizin için. aşık olma haliniz ne kadar kusursuz ve muhteşemse aşkınızın kalbinizden sökülme hali de bir o kadar acımasız ve kusursuzdur. böyle hastalıklı aşka tutulan insanlar genelde zayıfır, diğergamlık duygusu benlik duygularından daha baskındır. kendi ilkelerini, kendi lükslerini, gururlşarını sözüm ona yaşadıkları o aşk için feda edebilirler. aşk böyleleri için daha yüce bir duygudur. sabun köpüğü muamelesi yaparlar aşka. hani ellerinden kayıp gitse birdaha bulamayacaklarını düşünürler. kim bilebilir belki de haklıdırlar. aşk böylelerinde ürkektir. bir kadın bir adamın saçlarına, saçlarının bitiminde başlayan o beyaz tenine, masum görünen yüzüne, yanından geçerken esen rüzgar sayesinde yalnız bir kez hissedebildiği kokusuna aşık olabilir. zamane hislerinden çok başkadır. karşıdan gelen heybetli bir adamın elleri çarpar gözüne önce. hani adam durup bir merhaba dese kızın kalbi o andan infilak edecektir sol yanında. böyle korkularla, karşısındakini ilahileştirme haline döner aşk. kişi yarattığı tanrısına aşık olmuştur ve o saplantılı hale girmiştir. ve o tanrı diye itaat ettiği, ululaştırdığı o ulvi kimse birgün cellad olup can alacaktır. hiçbir aşık salak değildir sonu herkes görür, hep bilir. ama inanmaz, inkar mekanizmalarını sonuna kadar çalıştırıp mutlu olacağına inandırır. ve tanrısı her dinde olduğu gibi aşktada yapacağını yapar ve kendisine teslim olan kulunu, kölesini göz ardı eder. onu kutsamaz.
ve en adicesi aşkın ortak paydalar halidir. belki de en mantıklısı. bu aşkta herşey ortaktır. bir limited şirketi gibi. herkes koyduğunun karşılığını alır. can yakmaz böylesi. günümüz aşklarının belki de tamamına yakını bu gruba girer. adam cüzdanını koyar ortaya, kadın bedenini. kimse kimseye köleleik etmez burada, kimse kimsenin canının yongası da olmaz. çünki erkeğin cüzdanıyla kendine başka bir aşk bulma, kadının da bedeniyle kendine başka bir sahip bula lüksü vardır aşkın böylesinde.
içine ne koyarsan koy alacak bir kavramdır aşk. acıtır, mutlu eder. kimi zaman adamın amına koyar ama yaşanılasıdır. hele ki karşılıklıysa tadından yenmez. aşık olunan kişi ilah olur, deli gibi özlenir, istenir, ondan başka şey düşünülmez. işte böyledir aşk, adamın anasını da sikse vazgeçilmez.
evrilmeye en açık kavram. bir gün önünüze nefret, sevgi veya başka bir şey olarak çıkabilir. buradan paradoksal bir yanı olduğunu düşünebiliriz. işte zihin beden ilişkisinden tutun da bilincin mantıksal işleyiş yönlerine kadar cılkını çıkartmışlar bu kavramın. öyle bir irdelenmiş ki, modern dünyanın en büyük hastalığı haline gelmiş.
bir de başka bir pencereden bakmak gerekir diye düşünüyorum. hayatı bir çizgi olarak düşünelim. bu çizginin hiç bozulmadan dümdüz gidebileceğini varsayamayız. seçimler, aynı zamanda dış etkiler o çizgiyi öteye beriye çekerek ileriye doğru taşır. yaşadığımız her deneyimin, aslında bizim bu dünyada yaşamak isteyip de yaşayamadığımız diye düşündüklerimizin düğümlendiği bir nokta vardır. o düğümler aslında bizim kendimize karşı olan duyduğumuz sorumluluğun yerine getirilemediğinin kanıtıdır. her neyse.
ben doğduğum günden öğreniyorum. gerekli gereksiz her şey var bunun içinde. ne için? bunların hepsi bir arayış gibi. bir etki, bu dünyada yaşadığıma kendi benliğimden bir kopya; bir kanıt bırakmak istiyorum. ama işin başlayıp da bittiği her noktada "arayış" eyleminde duraksıyorum.
aşk var evet. ama aşık kişinin hallerini gözleyin, en sorunsuz aşk yaşayan insanlar bile bu aşkları boyunca, onun içinde bir arayış içinde olmuşlar. şikayetler bunun en güzel kanıtı mesela. doyumsuzluk halleri, kıskançlık temalı hareketleri, çekememezlikler; hep bir arayışın boşa çıkma korkusu veya kaybetme korkusu. belki hem arayış hem de kaybetmek korkusudur.
Sevimli bir o kadar da lanet edilesi bir durumdur. Çünkü siz seversiniz o sevmez. Aşık olursunuz fakat o sadece zaman geçiriyordur. Ayrılma bahanesi de '' Sonunda ayrılacaktık Ahmet, üzülme '' olacaktır.
(bkz: Sonunda öleceksin neden yaşıyorsun?)
Aşk pişmanlıktır. Mümkünse aşktan kaçın. Zararını siz görürsünüz.