intihardır, kendinden vazgeçmektir, asla dediğin durumların içine kendini bile isteye hapsetmektir. kendini öldürdüğün yetmiyormuş gibi karşımdakinin de kendisini öldürmesini beklemektir. Çünkü iki taraf da "ben" kimliğini öldürüp kendinden vazgeçmedikce "biz" olamaz. Bir olmak için ölmek, öldürmek, katil olmaktır aşk.
Aşk güzel bir yere gidince ya da güzel bir şey görünce "keşke o da görseydi" demektir içten bir şekilde. O hayatından çıkınca aynı kalamayacağını bilmektir. Mutlu olmasını istemek ama senden başkasıyla mutlu olma ihtimalini bile reddetmektir.
bunun hakkında sayfalarca yazı yazılabilir. yine de tam olarak ifade edemez sanırım gerçekten bir kez bile olsa yaşamış insan hissini.
bu sefer farklı bir noktasına değinip geçeceğim, zira o kadar uzun yazacak kelimem kalmadı.
aşk ne zaman geldiği ve ne zaman gittiği belli olmayan şeydir.
bir anda, siz ne zaman geleceğini, kime aşık olacağınızı, ne kadar süreceğini seçemeden -ki en önemli ve trajik kısmı budur sanırım- geliverir. ne zaman geldi, nasıl geldi anlamazsınız. sonra o silsilede yuvarlanıp giderken eğer kavuştuysanız da şekil değiştirip belki sevgiye, belki alışkanlığa dönüşerek kayboluverir. ki eğer kavuşamadıysanız daha şiddetli bir şekilde, hırpalayıp dağıtarak, eskiterek ve dönüştürerek bir süre devam eder. sonra bir gün, neden oldu anlamadan bakarsınız geçivermiş.
mahir Ünsal eriş'in çok güzel bir benzetmesi var bu konuda aslında;
'Kolay kolay geçmiyor ve geçtiğinde de sen geçmiş olduğunu fark edemiyorsun. Yağmurlu havalarda eski bir kırık gibi sızlayıp duruyor, kendini hatırlatıyor. '
tam olarak böyle bir şey sanırım. ne zaman gittiğini bilemiyorsun ama bir sabah kalkıyorsun aklına ilk gelen o olmuyor. günlük hayat devam ediyor. güneş açmaya, dünya dönmeye devam ediyor.