Sana son nasihatim: Senin için güzel, derin ve zevk verici bir şey olduğu, sana bir şeyler ilave ettiği müddetçe alabildiğine âşık ol! Hiç kimseyi dinleme, hiçbir akıllıca fikre kulak asma, kendini aşka tamamen ver. Fakat âşıklık sana üzüntü vermeye, seni şevkli çalıştırmaktan uzaklaştırmaya, hayatı sana manasız göstermeye başlarsa derhal vazgeç
neslini devam ettirmeye çalışan bedenimizin uygun bir eş bulduğunda yaşadığı bağlılık ve bağımlılık durumu. hatta kendi yüklediğimiz insani anlamlarla birlikte gereksiz yere birilerine kafayı takmamıza bile sebep olabilir.
daha lisedeyken sınıf arkadaşlarımın ve buna benim yapmış olduklarımın da dahil olduğu bütün teklifler reddeliyorken farketmemi sağlayan bir takım gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldığımı hatırlıyorum. geçmişe saplantılı biri olduğumdan değil ama, aşkın ne kadar kendiyle çelişen bir yanılgı olduğu o günlerde farketmiştim zaten. kalbini pır pır ettirecek ve ancak sana özel olduğu düşünülen hislerin tek bir adı vardı aslında: boylu poslu, yakışıklı, zengin, zeki, sevimli ve eğlenceli... iyi niyetli ve ahlaklı olmasına bile gerek yoktu bazen, üstelik her iki cins içinde geçerliydi bu. ve ben aşka o zamandan beri saygı duymadığımı fark ettim; fakat mesele ben değildim, hiçbir zamanda olmadım zaten.
Şans, mutluluk, heyecan, huzur, midende patlayan havai fişek, sesini duyunca değil aklına gelince kalbinin hızlı atması, en mutsuz ve en kötü anında sesini duyunca bütün sorunlarını unutmak, geleceğe dair plan yapmak, hayata daha olumlu bakmak ve hayatı ona adamaktır aşk.
Birine karşı hissedilen libido yüksekliği, hormonun tavan yapması hali. Bunlar da geçici olduğu için aşk öyle ya da böyle bir gün biter. Ama sevgi öyle değildir, bakidir..
üç harf ve tek heceden oluşur. anlıktır. güneş doğmadan önce yeryüzüne inen sis gibi kısa sürer varlığı. bu kadar kısadır kısa olmasına da anlamı derindir kişide.