aşk

entry15905 galeri795
    8497.

  1. seni gördüm göreli
    ateşine düştüm düşeli
    gün doğdu sabahlarımaa..
    1 ...
  2. 8498.
  3. --spoiler--
    nerde yaşarsan yaşa babam, sevgi aşk hepsi yalan.
    --spoiler--
    2 ...
  4. 8499.
  5. murathan munganın bu şiiri kadar güzel anlatıldığı başka bir şiir yoktur sanırım aşkın.

    Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
    Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
    Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

    imrendiğin, öfkelendiğin
    Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
    Yani yaşamışlık sandığın
    Geçmişim
    Dile dökülmeyenin tenhalığında
    Kaçırılan bakışlarda
    Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
    Zaman zaman geri tepip duruyordu.
    Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
    Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
    Başlangıçta doğruydu belki.
    Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
    Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
    Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
    Ve hala bilmiyordun sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
    Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
    Bütün kazananlar gibi
    Terk ettin.

    Yaz başıydı gittiğinde, ardından,
    Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
    Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
    Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
    Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
    Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
    Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
    Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
    Çerçevesine sığmayan
    Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
    Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.

    Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
    Seni bir şiire düşündükçe
    Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
    Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
    Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
    Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
    Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
    Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
    Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
    ‘Eylül’de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen’ notunu buldum kapımda.
    Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04′tü onu bulduğumda.
    Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
    Takvim tutmazlığını
    Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
    Daha o gün anlamalıydım
    Benim sana erken
    Senin bana geç kaldığını.

    Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
    Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
    Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
    Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
    Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
    Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
    bakışıyorduk.
    Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
    Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
    Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
    Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
    Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
    Şimdi biz neyiz biliyor musun?
    Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
    Birbirine uzanamayan
    Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
    Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
    Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
    Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
    Ne kalacak bizden?
    Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
    Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
    Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
    Bizden diyorum, ikimizden
    Ne kalacak?

    Şimdi biz neyiz biliyor musun?
    Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
    Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
    Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
    Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
    Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.

    Kış başlıyor sevgilim
    Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
    Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
    Oysa yapacak ne çok şey vardı
    Ve ne kadar az zaman
    Kış başlıyor sevgilim
    iyi bak kendine
    Gözlerindeki usul şefkati
    Teslim etme kimseye, hiçbir şeye
    Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
    Ayrılığımızın kışı başlıyor
    Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

    Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
    Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
    Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak….
    Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
    Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
    içimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
    Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
    Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
    Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,
    Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
    Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
    Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.

    Dışarda hayat düşmandır size
    içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
    Bir ayrılığın ilk günleridir daha
    Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
    Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
    Kulak verdiğiniz saat tiktakları
    Kaplar tekin olmayan göğümüzü
    Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
    Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
    Bakınıp dururken duvarlara
    Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
    Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
    Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
    Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
    Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
    Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
    Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
    Kendimizi hazırlar gibi.

    Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
    Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
    Ve kazanmış görünürken derinliğimizi
    Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
    Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
    O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
    Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
    Göremeseniz de, bilirsiniz
    Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.

    Bana zamandan söz ediyorlar
    Gelip size zamandan söz ederler
    Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
    Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
    Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
    Dahası onalar da bilirler.
    Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
    Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki
    hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
    kolay değildir elbet.
    Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
    Zaman alır.
    Zaman alır sizden bunların yükünü
    O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe
    çöker.
    Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
    Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
    O boşluk doldu sanırsınız
    Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.

    Gün gelir bir gün
    Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
    O eski ağrı
    Ansızın geri teper.
    Dilerim geri teper.
    Yoksa gerçekten bitmissinizdir.

    Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi
    kavranır.
    Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.
    Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
    Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
    Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
    Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır
    Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
    Günlerin dökümünü yap
    Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
    Kim bilebilir ikimizden başka?
    Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
    Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
    Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
    Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün
    Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
    Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
    Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
    Bunlar da bir işe yaramadıysa
    Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.

    Bu şiire başladığımda nerde,
    Şimdi nerdeyim?
    Solgun yollardan geçtim.
    Bakışımlı mevsimlerden
    ikindi yağmurlarını bekleyen
    Yaz sonu hüzünlerinden
    Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
    Geçti her cağın bitki örtüsünden
    Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
    Bakarken dünyaya
    Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
    Çicek adlarını ezberlemekten geldim
    Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
    Unuttuklarını hatırlamaktan
    Uzun uzak yolları tarif etmekten
    Haydutluktan ve melankoliden
    Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
    Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
    Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
    Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
    Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

    Bu şiire başladığımda nerde,
    Şimdi nerdeyim?
    Yaram vardı, bir de sözcükler
    Sonra vaat edilmiş topraklar gibi
    Sayfalar ve günler
    Işık istiyordu yalnızlığım
    Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
    ilerledikçe…Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
    Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.
    Karardı dizeler.
    Aşk…Bitti. Soldu şiir.

    Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
    Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
    Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
    Ask yalnız bir operadır, biliyordum:
    Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
    Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
    Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
    El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
    Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:
    Eksiliyorduk
    Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
    Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
    Yani çoğalarak
    Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
    Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
    Ağır ve acı tanıklıklardan
    Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
    Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
    Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
    Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de…
    Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
    Ve açık hayatları seviyordu.
    Buraya gelirken
    Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
    Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
    Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi
    Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri…
    panayır yerleri…
    Ölü kelebekler…
    Ölü kelebekler…
    Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.

    Adım onların adının yanına yazılmasın diye
    Acı çekecek yerlerimi yok etmeden
    Acıyla baş etmeyi öğrendim.
    Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
    ipek yollarında kuzey yıldızı
    Aşkın kuzey yıldızı
    Sanırsın durduğun yerde
    Ya da yol üstündedir
    Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
    Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
    Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.

    Aşkın bir yolu vardır
    Her yaşta başka türlü geçilen
    Aşkın bir yolu vardır
    Her yaşta biraz gecikilen
    Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
    Gözlerim
    Aşkın kuzey yıldızıdır bu
    Yazları daha iyi görülen
    Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
    ilerlerim
    Zamanla anlarsın bu bir yanılsama
    Ölü şairlerin imgelerinden kalma
    Sen de değilsin. O da değil
    Kuzey yıldızı daha uzakta
    Yeniden yollara düşerler
    Düşerim
    Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
    Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
    Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
    Yaşamsa yerli yerinde
    Yerli yerinde her şey
    Şimdi her şey doludizgin ve çoğul
    Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
    Şimdi her şey yeniden
    Yüreğim, o eski aşk kalesi
    Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
    Dönüp ardıma bakıyorum
    Yoksun sen
    Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.
    4 ...
  6. 8500.
  7. o'nun herşey gibi,huzur gibi olması.
    1 ...
  8. 8501.
  9. gereksiz. "mutlu"luk vermekten çok acı verir.
    2 ...
  10. 8502.
  11. 8503.
  12. bazen ağlatan bazen mutluluktan bulutların ucuna çıkartan ama asla sevişmek ve öpüşmekten ibaret olmayan duygu. herkes yaşamalıdır.
    1 ...
  13. 8504.
  14. aşk, kalın bağırsağa baskı yapan bi boktur. sıçmadığın sürece tuvaletten başkasını düşündürmez. sıçarken de rahatlık verir, huzur ve mutluluk verir. ama elbet sonunda o boku ve götü temizleme zamanı gelir.
    1 ...
  15. 8505.
  16. sinemi ıraktan yakar ızdırabın
    bir zelzele ile uzanan sanadır ihtirasım
    derdin nedir gönlüm
    sanki cennetten bir gül mü
    aşk ile kokan özenerek bezenmiş mavi mercandan mı yandığın
    yandım deyip koşarsın ne vardır beşeri aşkta
    unutma gül başka kokar, toprak başka
    nefesin göğsünden fırlayacak gibi sanki her bakışta
    bir güzelin ahıyla yananda aynı
    bedeninden sıyrılıp semalarda sevdiğine kavuşan canda
    bir yel ile savuştur kederimi hadi tez elden
    ruhumu sıkan kıskaçtayım ezelden
    kalem yazar durur da çare dökülmez dilinden
    eğer bir günahım yoksa kuldan yana
    bir bakışla küle çevir en dibimden.

    ismail özgan
    1 ...
  17. 8506.
  18. 8507.
  19. Yıllar geçse bile sönmeyen bir ateş. Çok yakıyor.
    1 ...
  20. 8508.
  21. ''Aşk, hayal ettiğin ve sonra "hayal ettiklerin" elinden alındığında hissettiğin duyguların toplamıdır. ''
    3 ...
  22. 8509.
  23. "aşk,yarım kilo ölümdür
    ikiye bölünerek erir
    ve yarım kilo diriliştir
    birleşip tek olurlar
    herkes kendi ayağı üstünde yürümez ama...
    ayaklarda birleşir:
    AŞK DÖRT AYAKLI EŞEKTiR"
    2 ...
  24. 8510.
  25. hayatta ailen için gerekirse düşünmeden canını bile verirsin ya hani işte o listeye yabancı birinin daha girmesidir aşk.
    4 ...
  26. 8511.
  27. ilk gördüğünde hissedersin, o olduğunu. tanımak istersin duygularını, vücudunu. dokunmak istersin, bilmek için; elleri yumuşak mı, yüzü kuru mu... elde etmeye çalışırsın. ettiği her kelime kazınır kalbine, her dokunuşu iz bırakır üzerinde. ve bir gün gelirde açabilirsen hislerini, duygularının kapılarını, gece gündüz dua edersin. belki de hayatında ilk kez Tanrı ya yalvarırsın. "lütfen o da beni sevsin, başka birşey istemem senden ömrüm boyunca.." gün gelir ve yalvarmaların kabul olur... gelir yanına ve sana karşı 'birşeyler' hissettiğini söyler. o 'şey'in ne olduğunu ikinizde bilirsiniz ama asla söylenemez. günler ve belki haftalar geçer. elini tutarsın, aşkım demesini duymak için beklersin. duyduğun zaman rüya gibi gelir. avucunun içindeki ellerine ne kadar baksanda inanamazssın. senin olduğuna, yanında olduğuna. kendini başkasıyla düşünemezssin asla. aşk dendiğinde tek o gelir aklına. çevrendeki insanlar gelip anlatırlar, "çok aşığım birine..". ama inanmazssın onlara. bilirsin çünkü, başka kimse hissedemez senin hissetiklerini. veya seninki aşk değildir, başka bir şeydir. seni seviyorum demek az gelmeye başlar, kelime bulamazssın. yoktur da zaten. ama yıllar geçer ve ayrılık günü gelir... ve ben bu kısmı yazmam, yaşamadım hiç. umarım o gün asla gelmez..
    0 ...
  28. 8512.
  29. Üzüleceğini bile bile o anın o kişinin büyüsüne kapılmaktır aşk.
    0 ...
  30. 8513.
  31. "Herkes bıraksın senin için ölürüm laflarını. Önce kendiniz için yaşamayı öğrenin, sonra başkası için ölürsünüz."
    Turgut Uyar
    1 ...
  32. 8514.
  33. çekirdekli mandalina gibidir.
    tadı güzeldir ama çekirdeği bütün keyfinizi kaçırır.
    0 ...
  34. 8515.
  35. o kadar çok söz söylenebilir, o kadar çok cümle kurulabilir ki yanyana gelmiş bu üç harf hakkında... ama en kısa, en anlamlı ve yine üç harften oluşan bir kelime açıklayabilir aşkı; acı!
    1 ...
  36. 8516.
  37. "Bir defa yaşanır aşk. Eğer ikinci kez yaşayacağına inanıyorsan; ya kendini kandırıyorsun yada önceden kandırılmışsın demektir."
    Huxley
    1 ...
  38. 8517.
  39. nereye giderseniz gidin her adımınızın sizi ona götürmesidir.
    4 ...
  40. 8518.
  41. bulduğunu, umduğuymuş gibi yemektir.
    1 ...
  42. 8519.
  43. başlangıç ve bitişinde dağlar kadar fark vardır. geçen gün izlediğim bir filimde bunu oldukça güzel bir şekilde özetlediler.

    başlangıç:

    summer'a resmen aşık oldum.
    gülüşünü seviyorum.
    saçlarını seviyorum.
    dizlerini seviyorum.
    boynundaki kalp şeklinde olan doğum lekesini seviyorum.
    konuşmadan önce bazen dudaklarını yalamasını seviyorum.
    gülerken çıkardığı sesleri seviyorum.
    uyurken ki halini seviyorum.
    bu şarkıyı her duyduğumda aklıma onun gelmesini seviyorum.
    bana hissettirdiklerini seviyorum.
    sanki her şey mümkünmüş gibi.
    yaşamaya değermiş gibi...

    ve sonu:

    summer'dan nefret ediyorum.
    yamuk yumuk dişlerinden
    1960'lardan kalma saç kesiminden.
    kemikli dizlerinden.
    boynundaki ezilmiş hamam böceğine benzeyen lekeden nefret ediyorum.
    konuşmadan önce dudaklarını yalamasından nefret ediyorum.
    gülerken çıkardığı sesten nefret ediyorum.
    bu şarkıdan nefret ediyorum.
    bir yanım unutmak istiyor.. bi yandan da,bu evrende beni mutlu edebilecek tek insanın o olduğunu biliyorum..
    1 ...
  44. 8520.
  45. herkes kendine aşık aslında. bu yüzden herkes kendiyle benzeşik birini arar. dinlediğim müziği dinlesin.. beğendiğim filmi o da beğensin.. şuyum aynı olsun, buyum aynı olsun.. kriterler şunlar.. bu bu bu olsun..
    bok püsür şeyler..
    kendimizi arıyoruz. hiç kimseyi olduğu gibi kabul etmiyoruz. bu durumda kimse bana aşktan söz etmesin. bu zihniyette birinin aşktan bi bok anladığı yok.
    2 ...
  46. 8521.
  47. bazen yazmasıda söylemeside en zor kelimedir.
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük