O hisler ki vahşi bir hayvanı uysallaştırır, can çekişmekte olan bir canlıya hayat verir ve kendi zehiriyle bir insanı öldürebilirdi. Yaşamla ölüm arasındaki tezatlıktan beslenen bu duygunun ne kadar acımasız olduğunuysa yıllar geçtikçe derinden hissederek, yavaş yavaş tükenerek daha da iyi anlıyordu. Hep onu düşündü, hep onu sevdi. Ona yazdı, ona kızdı, ona sövdü, onu yıktı ama olmadı, ondan kurtulamadı.
Dikenli bir telden geçmek, her seferinde daha da acı çekerek ve tekrar tekrar deneyerek çaresizliği öğrenmek gibi bir şeydi onsuzluk. Bir yaşam bir kavgaydı o. Önce sevmek sonra daha da çok sevmekti. Hem hayatla hem bedenle hem de içiyle savaşmaktı. imkansızdı ondan kurtulmak. yıllar geçti hala bir avuç içerisine sıkışmışlık hissinden kurtulamadı. Çok çabaladı birkaç defa gördüğü bu gözlerden kaçmayı, her gittiği yere o gülen gözleri de götürdü. Zihnindeki gözler güldükçe, kendi gözleri ağladı. Öyle bir ağlamaydı ki bu semaya açılan tüm elleri doldurabilirdi akıttığı gözyaşları. Ve bütün doğayı berekete bulayabilirdi. insan isteyince her şeyi yapamazdı ona göre. insan unutunca her şeyi yapabilirdi.
bunları yazdıran imkansız duygu.
aşk nedir diye bana sorsalar ki kimse sormazdı; şakağının biras daha solunu öpmektir derim. en hassas en ince olduğu yerdir derinin. dudaklarımın altında hissederim herşeyini; sevincini, hüznünü, sevgini ve aslında beni sevip sevmediğini...
asıl olan yurekteki yansimasi degil midir zaten askin ? adını bile koyamadigimiz onca yasanmislik dipsiz bir kuyuysa,duvarlara carpa carpa sonsuza dek düsmek istemez miyiz ? o dunyanin bir ucunda,ucuz bir hayatin duvarini suslerken asli bizim goz kapaklarimiza cizdigimiz degil midir?
bu yuzden inanmaz miyiz varligindan asla emin olamayacagimiz yaraticiya?
sıcak temmuz akşamında insanın içini kıpır kıpır eden, bazen iyi ki aşığım yeaa çok mutluyum dedirten bazende gecenin bi vakti iki bira aldıran, olmaz olsun denilen duygu. ey aşk nerdesin..
o her üzüldüğünde, her sevindiğinde, her heyecanlandığında, her kahkaha attığında, her sıkıldığında yada her yorulduğunda içinin böyle şey olmasıydı, şey gibi, ney gibiydi lan?
aslında budur, bir takım duygular ve sonu meçhul bir silsile.
hatta ideolojik yaklaştığımızda kapitalist sistemin zeka dolu bir oyunu, sistematik yaklaştığımızda doğa kanunu, psikolojik yaklaştığımızda ise; ya aşağılık ya da sahiplenme duygusudur.
hakkında yaz yaz bitmeyecek tek şeydir şu hayatta belki de. insana hem acı hem mutluluk veren de tek şeydir. şuan yaşadığım şeydir ayrıca. fark ettim çok şey demişim. puff. aşk işte bu hale getirir insanı ne dediğini bilmezsin. tıpkı ben.