kişiyi halden hale koyan duygu seliymiş kendileri.
kişi de gurur filan da bırakmıyormuş.
insanları üçe dörde beşe bir milyona ayırıyormuş, herkes için aşk farklı oluyormuş.
kimileri gerçek aşkı tanıyıp da kavuşamayınca bir daha aşık olmayacağım diyormuş ve olmuyormuş da.
kimilerinin aşktan canı yanınca bir daha aşık olamayacağım diyormuş ama oluyormuş ve aşk her yerde diyormuş.
kimileri şıp sevdiymiş ona buna şuna bana sana aşık oluyormuş ama bu gerçek aşk değilmiş.
kimileri aşık oluyormuş ve bir de bakmışlar ki aşk ölmüş.
kimileri aşık oluyormuş ve aşkları ölene kadar sürüyormuş.
kimileri aşkı uğruna her şeyi yapıyormuş.
bu böyle milyonlarca devam eder gider.
not: hiç birini ama hiç birini kendimden bilmiyorum. sadece duyuntudur hepsi.
tanımlanamayandır. kelimelerin anlatabildiği, hissedilenin analiz edilebildiği kısmıdır. aşkın analizi, aşk içindeyken yapılamaz. doğaçlama yaşanılan bir hayattır çünkü o. aşk hayattır. hayatın tanımı 29 harfin kombinasyonları içinde yoktur. sonsuz sayıda harf de olsa onların da kombinasyonları içinde yoktur.
en basit örneği; 125 sayfalık bu tanımlar silsilesinde, birbirinden çok farklı onlarca tanıma rastlayabiliriz. subjektif olduğu kadar tanımlanamaz olmasındandır.
iki tarafın da bilmediği bir oyunu oynamasıdır. oyuna kimin girip kimin çıkacağını kimse söylemez. kuralları olmadan tadına bakılarak oynanır. tadı gelmeyince aşkta biter.
hastalıktır ki; who'ya(dünya sağlık örgütü) göre sağlık:
bedensel, zihinsel ve toplumsal olarak tam bir iyilik halidir.
aşık bir insan sağlıklı düşünemez, fizyolojik değişimler geçirir ve toplumsal hayattan -bütün ilgisini sevdiğine verdiği için- kendisini soyutlar.
ne demiş kürşat başar: Herkes aşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu. Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan aşıksın. (bkz: başucumda müzik)
böyle bir şeydir işte. anlatılmaz yaşanır, yaşandıkça da büyür- aklını başından alır.