o ana kadar hep güçlü olmuşsundur, hiçbir zaman düşüncelerinle çelişen işlere kalkışmamışsındır. fakat öyle bir an gelir ki hayatında ne varsa alt üst olmuştur, inanmadığın şeylere inanır olmuşsundur. o an içini bir boşluk duygusu kaplar. ve sorarsın kendine ''ne yapıyorum ben diye''. fakat bu soruya verebileceğin bir cevabın yoktur. işte o anda ağlarsın...
her türlüsü makbuldür. sevinçten , kederden , acıdan , üzüntüden ... helede yanında ağlayacak bir omuz varsa ve seni teselli ediyorsa daha bir keyiflidir. ağlarken insan iç çekmeye başlar ve uyur. uyandığında yeniden doğmus gibi hisseder kendini.
astronotların yapamayacağı eylem. malum uzayda yer çekimi olmadığından sihirli damlalar yere düşemiyor. zaten herif oraya çıkmak istemiş çıkmış, geri dönmek istiyorum diyip mi ağlasın canım, niye ağlasın. ne salak bir bilgi oldu böyle.
iNSANIN dünya ile ilk tanışıklığıdır. ilk duyguyu yansıtma biçimi, ilk konuşma, kendini ifadenin ilk halidir. Acıktığınızı ya da diğer ihtiyaçlarınızı anlatabilmenin ilk yoludur, konuşmayı öğrenene dek. Sonrasında bilinçli bir şekilde duyguların dışavurumudur. varlığa dair farkındalık halidir.
kaldıramayacağın olaylar, acılar karşısında ilk başta ağlamayı seçersin.
gözünden akan damlalar içindeki hüznü giderir ferahlatır seni.
ama zaman ilerledikçe artık ağlayamazsın istesende.içinde kalır tüm keder.
göş yaşların yüreğine akar sessizce sen bile farkına varamazsın.
bir zaman gelir anlarsın ki o küçük damlalarla kalbin kaskatı kesilmiş.
tüm duygularını kaybetmişsindir.kalbin kan dolaşımını sağlamaktan başka hiç bir işe yaramaz.
artık istesende eskisi gibi olamazsın...