içini yıkamaktır ağlamak. isyanı dile getirmenin farklı bir versiyonudur aynı zamanda da. ağlayarak hafifler insan ve ağlayarak akıp gider içinde biriken kalın irin tabakası.
çaresizken, delirmemek için yapılan eylem. elinizden kayıp giderken sevdikleriniz, yapacak başka hiçbir şeyiniz olmaz. gidişini izlersiniz ama insana koyar. ve istemsizce gözyaşlarınızı salarsınız. yoksa delirmenin eşiğinde kalırsınız hep. bir tür meditasyon. gidenlerin ardından yapılması gereken.
ağlamak kaybetmektir, bir daha görememektir, mecburiyetlerdir, değerinini bilememenin verdiği pişmanlıktır, yüreğine yağan yağmurdur ağlamak, kalbinin ferahlaması için gereken berekettir, acı olur yağmur çiseler, acı olur sular seller basar her yeri..
beni seller götürdü ya, sende sadece çiselesin yağmur olduğu kadar..
bazen iyi geliyor, zehir akıp gidiyor usulca...
ama dipsiz bir kuyu, ağladıkça ağlayası geliyor insanın. öyle efendi gibide değil, etrafa duyurmak ister gibi terbiyesizce ağlıyor gözler. oyasım geliyor o zaman gözlerimi, yeter ki sussunlar akıtmasınlar şu incileri. otobüste, yolda, evde, okulda hatta çizgi film izlerken bile sürekli gözyaşı salgılıyor gözlerim. bende artık saklamamaya karar verdim, zaten herkes anlıyor. o kadar da değil diyorum içimden, ağladığım anlaşılmış olamaz. ama açık veriyorum her seferinde. kendimi bir saklayabilsem, o zaman her şey yoluna gircek sanırım ama olmuyor.
samimi ise yürek burkar, timsahınki gibiyse mide bulandırır. büyüdükçe samimiyet kaybolur, o yüzden en çok bir çocuk ağladığında için acır yada çocuğunu kaybetmiş bir ana baba ağladığında..