gecenin sessizliği o kadar doruktaydı ki; kanalizasyondan akan su sesleri ıssız yolların altından duyuluyordu. oysa genç kadının beynindeki gürültüleri bastırabilecek bir ses yoktu, henüz öyle bir ses yaratılmamıştı. hayat boyunca aklından geçen bütün düşünceler çok sesli koro gibi aynı anda birikmişti aklında. çocukluğu, gençliği, yaşadıklarına pişmanlıkları, yaşayamadıklarına keşkeleri... büyük bir ustalıkla her bir sesi diğerlerinden ayırıp dinleyebiliyordu, ama bir tane iyi düşünce yoktu kafasında o an. hepsi olumsuz düşüncelerdi. zincirleme bir düşünce kazası oluşmuştu beyninde. bir kötü his diğerlerini de tetiklemişti.
oysa hiç böyle hayal etmemişti. şu an olması gereken yer burası değildi. olması gereken kişi bu değildi. gölgesine bile yabancıydı, oysa o hep gölgelerin uzun olduğu zamanlarda gezerdi, alışık olmalıydı gölgesine. düşündü, bir özlü söz geldi aklına: "eğer bir yerde küçük insanların gölgeleri büyük gözüküyorsa, o yerde güneş batıyor demektir." küçük bir insanım demekki dedi, çünkü güneşin battığı yerlerde yaşıyordu. güçlü gözükmek, mutlu gözükmek için bütün enerjisini harcıyordu, bütün dünyayı da inandırmıştı buna. bir kişi hariç... aynasına inandıramamıştı. aynası biliyordu akan gözyaşlarını nasıl usulca sildiğini ve üstüne ağır bir makyaj yapıp, en sahte, en pembe, en kırmızı gülümsemesini sürdükten sonra, zoraki bir şekilde dişlerini göstere göstere gülümseyip, sahneye çıktığını. her dalda oscar'a adaydı oyunculuğu, kostüm ve makyaj da dahil. ama yok, ayna biliyordu, ayna tanıyordu onu. i̇şte bu yüzden, komşulara karşı takındığı maske de düşmesin diye anahtarı sessizce çevirip içeri parmak uçlarıyla girdikten sonra karşısına çıkan portmanto aynasına hiddetle baktı. yaklaştı. korkmadığını belli ederek iyice yaklaştı. ellerini portmantonun üstüne dayadı, tehditkar bakışlar attı düşmanına. gördükleri karşısında hiddeti git gide artıyordu. "eskisi kadar genç ve güzel değilsin" diyordu ayna ona. ayna da az değildi hani, hiç alttan almıyordu. genç kadın dayanamadı, aynaya okkalı bir yumruk indirdi. daha da çok yükselmişti aynanın sesi "bak! yamuk yumuksun! daha da çirkinsin şimdi! bak, bak... eskisinden de çirkinsin şimdi..."
genç kadın saate aldırmadan evdeki tüm aynaları balkondan aşağı fırlattı. komşular çıkan sesleri duyup uyanmış olacaklar ki; teker teker yandı ışıklar. herkes camlara, balkonlara çıktı. son ayna parçası da kanlı ellerinden çıkıp aşağı doğru düştüğünde kadın bu kez komşulara seslendi: "oyun bitti! dağılın hadi, dağılın!
Ayna'yı sadece küçükken dinlerdim. Sadece Ceylan'ı dinlerdim aslında, müziği hoşuma giderdi. Bu yaz ilginç bir şekilde geri girdiler hayatıma.
Sonisphere 2. gece, Manowar'ı epey önden, Accept'i ise demire dayanmış halde dinlemişim, benden mutlusu yok. Gece daha bitmemiş ama, arkadaşlarla doğrudan eve gideceğiz, Jagermeister eşliğinde biraz daha Metal dinleyip sabaha kadar coşacağız.
En azından plan buydu.
Bir ara, daha gecemizin başlarında arkadaşlardan biri "oğlum ayna grubunu hatırlayan var mı lan" dedi. Bir süre Ayna ile dalga geçtik. Gözlük olayı, Frontman ve Kel dışında tüm üyelerin klipte arka planda olması falan. Hızımızı alamadık, birkaç klip izleyelim dedik. Başta kahkahalar vardı, "bak karıyı tecoya yatırdılar, aha yine öldü" diye. Neden sonra, anlayamadığımız bir biçimde, kahkahalar azaldı, şu dalga geçtiğimiz şarkı sonlarındaki şiir bölümlerinde sessizlikler oldu. Farkedemeden Jager dolaba kalktı, Extralar geldi.içenler sigaraları yaktılar. Şarkılara eşlik etmeler falan, ne ararsanız. Sonisphere'dan fırlamış rocker tayfası "efkar team"e dönüştü.
2010 yılında asmalimescit adlı albüm ile bir kez daha gülümseten müzik grubudur. albümdeki şarkılar birbirinden güzeldir.
-asmalimescit
-gemiler sapasağlam
-kadiköy iskelesi
-öyle bir anda
-ne garip
-aklimdan uçtu
-ölüm ask
-acil para lazim
-yakişir sana
-dedi ki yoh yoh
-seherin hüznü
-bak kis geldi yine.
mihenk taşı, terazi...
pek çok kimse, başkalarının kusurlarıyla ilgilenmekten dolayı unutur kendisini ve kusurlarını. işte terazinin kefesinde hep başkalarını görmeye alışmış kimseler için bir terazidir ayna, bir kez olsun kendilerini tartsınlar diye. her ne kadar bu kimselerin aynada kendi kusurlarını bulmaları beklense de, neticede ayna kusurlu bulunur, çoğu zaman.
"gittiğin yağmurla gel" albümü ile piyasaya çok hızlı girip,"dön bak aynaya" albümü ile tavan yapıp,"şarkılar-türküler" albümü ile çöküş dönemine giren türk grubu.
doksanların sonunu ikibinlerin başını sarsan gruptur. kafkas ezgileriyle bezeli hareketli ceylan şarkısıyla çıkış yapmış ama slow şarkılarıyla akıllarda kalmışlardır.