yönetmenliğini yavuz tuğrul'un yaptığı ve beni derinden etkileyen baş yapıt. ''bizim hollywood'dan neyimiz eksik'' dediğim, ve filmde geçen ''benden adam olmaz'' parçasını her seferinde dinlediğim film.
türk yapımı polisiye/cinayet filmi. filmi asıl güzel kılan şey ise mükemmel senaryo ile olay örgüsünün yanında aralara serpiştirilen dramatik sahnelerdir. örneğin; -bilmem aranız da dikkat eden olmuş mudur- idris'i morgda görmeye gelen cevriye'nin duruşu büyük bir oyunculuktur, zamanında birçok acılar tecrübe etmiş türk kadınına özgü metanet...
abartılan filmdir. bu film boyunca işlenen senaryoyu biz Behzat ç'de defalarca izledik. baştan sona konu alınan bir cinayetle filmin başlaması ve bitmesi bunu gösteriyor. ha oyunculuklara bir şey diyemem. cem yılmaz ve şener şen hakkını vermiştir yine orası ayrı.
sanirim daha önce de yazdim ama emin degilim. boyle kaliteli bir yonetmen ve kadronun oldugu polisiye turunde ki filmin senaryosunu ahmet ümit yazmaliydi. tek zayif halka senaryo.
türk sinemasında son dönemde yapılmış başarılı işlerden biri. yine de "o kadrodan(çetin tekindor-şener şen-cem yılmaz- okan yalabık) daha büyük bir başyapıt çıkabilirdi." demeden edemiyor insan.
Dün telefonuma indirdiğim, uzun zamandır izlemeyi düşündüğüm şener şen, cem yılmaz, çetin tekindor gibi sanatçıların oynadığı filmdir. Bakalım nasılmış.
Cem yılmaz'ın dramda da başarılı olduğunu gördüğümüz, çetin tekindor'un muazzam bir oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtladığı, yıllar önce sinemada izlediğim film.
Şener şen'in silik bir profil çizmesi tamamen rol icabıdır. Başarılı, fakat yorulmuş ve emekliliğini bekleyen bir polis ancak böyle olabilirdi.
Ayrıca çetin tekindor ve okan yalabık'ı aynı filmde görmenin muhteşemliği anlatılamaz. yavuz turgul'dan önce sağ olsun çağan ırmak hayal-i cihan'da bu ikiliye başrol vermişti ve karşılıklı döktürüp, cümle aleme oyunculuk dersi vermişlerdi.
Mahir ipek'i de başkomiser rolünde görmek iyi oldu. Melisa sözen de hem rolüne, hem cem yılmaz'a yakışmış.
Sinemada izlemiştim epey sene oldu geçenlerde aklımıza geldi arkadaşlarla izleyelim dedik.
Kesinlikle izlenmeye değer bir film.
Ayrıca hayde gidelum haydee.*
Cem Yılmaz, Şener Şen ve Çetin Tekindorlu bir film bundan daha kötü olamazdı herhalde.
Şener Şen'in kendinden 40 yaş genç adama amirim diye hitap etmesi tam saçmalık ayrıca.
Öncelikle Av Mevsimi bir polisiye olarak ne kadar başarılı, tam karar veremedim. Ama uzun süresine rağmen baştan sona keyifle izlediğimi söyleyebilirim. Herşeyden önce bir sinema duygusu var ve bence bu en önemli artısı. Yavuz Turgul'un hem yönetmenliği iyi, hem de yazarlığı... Yazarlığını daha çok beğeniyorum (gerçi bu filmin senaryo olarak aksayan bazı tarafları vardı ama o kadar önemli kusurlar olduğunu düşünmüyorum). Yavuz Turgul insan psikolojini çok iyi biliyor. Kimin, neye, nasıl tepki vereceğini tahmin edebiliyor ve bu da bir sinemacı için çok önemli bir özellik. Ayrıca en ufak enstantanelere bile bir gerçekçilik katmak gibi bir becerisi var. Senaryosu (polisiye gibi bir türde dahi) çok kötü olmuyor. Yan hikayeler ise asla senaryoya yama gibi durmuyor. Özellikle idris'in hikayesi yazsan tek başına film olur bence.
idris demişken onu özel olarak anlatmak istiyorum. idris saatli bomba gibi bir adam. Nerde, ne zaman patlıycağı belli olmuyor. Boşuna Trabzonlu değil. Duyguları hep uçlarda yaşıyor. Mutluyken de, üzgünken de...
Ayrıca tam bir sinir küpü, hep bir öfkesi var. Eski karısı Asiye'ye hala kör kütük aşık. Onu takip etmekten, kıskanmaktan, başka erkekleri ondan uzak tutmaktan kendini alamıyor. Hem de boşanmış olmalarına rağmen. Sonra da bu aşk bir nefrete dönüşmüş bünyesinde, bütün kadınlara karşı. Filmde hep kadınlar hakkında dokundurarak konuşmasının nedeni de bu.
Tabi bu karakteri filmde bu kadar baskın gösteren kişi ise kesinlikle Cem Yılmaz. Cem Yılmaz bu filmde gerçekten şahane! Tam anlamıyla döktürüyor. Bulunduğu her sahnede hem rol çalıyor, hem de filmi sırtlıyor. Eğer Av Mevsimi'nden bir kaç yıl sonra hatırda kalacak bir unsur olacaksa bunun en önemlisi Cem Yılmaz ve onun bu filmde canlandırdığı idris karakteri olacaktır. Ayrıca bu rol ona çok yakışmış. Hele annesiyle lazca konuştuğu anlar var ki, dizilerde çakma lazca konuşan karakterler bunların yanında halt etmiş.
Yine filme dönersem, polisiye deyince herkesin aklına Se7en geliyor ister istemez. Ama bu film onunla kıyaslanamaz bile elbet. O film türün başyapıtı (belkide) sinema tarihinin en iyisiydi. Av Mevsimi'ni ancak ve ancak bi başka Türk polisiyesiyle kıyaslayabilirsiniz, ki bence şu an için Türk sinemasında (en azından tutarlılık açısından) türünün şimdiye kadar gördüğüm en iyisi. Bir kere diğer polisiye örneklerimizde olduğu gibi Hollywood'a yamanmıyor. Bu film her ne kadar sinemamız için yabancı (ya da yeni) bir türü konu alsada bizim filmimiz. Dokusu, yapısı, hikayesi bize ait. Hatta diyebilirim ki Yavuz Turgul bu türe nasıl yaklaşılması gerektiğine dair çok önemli ipuçları veriyor bu filmde. Umarım ilerde daha iyi örneklerini görürüz bu türün, ki ben bu konuda baya ümitliyim.
Bazı kimseler filmin bir sürprizinin olmayışını (ya da bir başka deyişle suçlunun çok önceden belli oluşunu) hayal kırıkığı olarak nitelendirmiş. Ben öyle değerlendirmedim. Çünkü hem filmin böyle bir derdi yoktu, hem de iyi bir polisiye olmak için bu şart değildir. Elbette tür polisiye olunca insanda bir sürpriz beklentisi (bir ters köşeye yatma isteği) oluyor elbet. Ama ben şahsen on tane sürprizi olan kötü bir film izlemektense bir tane sürprizsiz Av Mevsimi izlemeyi tercih ederim.
Son olarak bir sahneden söz etmek istiyorum. Cem Yılmaz'ın 'Hayde' türküsünü söylediği sahneden... Bir sahne hem bu kadar coşkulu hem de bu kadar hüzünlü olur mu! Bence sırf bu anı görmek için bile izlenmeyi hak ediyor Av Mevsimi.
gerek hikayedeki mantıksal hatalar ve anlamsızlıklar nedeniyle, gerek toplumsal gerçeklerden uzaklığıyla sınıfta kalmış yavuz turgul filmi. gerçekçilikten uzak kalmak yönetmenin kasıtlı bir tercihi olabilir tabi, ancak bu tercih beni hikayeden alabildiğine uzaklaştırdı.