Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım
Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
Nerdesin?
Türk edebiyatında Mavi akımının kurucusudur. Ben sana mecburum şiiriyle gönüllerde taht kurmuştur. Büyük bir şairdir toprağı bol olsun saygıyla anıyoruz.
Muhtemelen 1950'ler. iki genç şair kadıköy vapurundan çıkmış, Karaköy rıhtımına doğru yürüyor. Kıyafetlere bakılırsa iki genç adam serin bir istanbul sonbaharının içinden geçiyor. Şükran kurdakul henüz "şairler ve yazarlar sözlüğünü" yazmamış. Attila ilhan belki de "sisler bulvarı" kitabını aklında yavaş yavaş yazıyor. Ve zaman belki çok yavaş belki çok hızlı geçip gidiyor.
"bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak,
çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak.
su yasak, rüzgâr yasak, açık kapılar yasak...
belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak!
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın."
Aynı yaşlarda, aynı ortamda olmak isterdim bu adamla.
Hatta arkadaş olmak, dost olmak...
Nasıl çıkabiliyor kaleminden bu kompozisyon, akıl almıyor. Nasıl gündelik görünen kelimeler, yan yana geldiğinde alıp goturebiliyor insanı hiç tatmadığı duygulara?
Hayatta kimseye hayranlığım yoktur bu adamdan başka.
burada bütün şiirlerini yazıp okusak hep birlikte, ne muazzam bir imgelem şöleni olurdu.
bundan yıllar önce türk kızı sevgilimle paris'de bir arkadaşta kalıyorduk. öğrenciyiz ve paramız yok denecek kadar az.
yolumuz quartier latin'de "les deux magots" kafesine düştü. sevgilimle hiç düşünmeden içeri girdik ve iki kadeh "calvedos" ısmarladık kaptanın bu yeri ve bu içkiyi ne kadar çok sevdiğini anımsayarak.
sonra bir kartpostal alıp yaptıklarımızı yazdık. adresini bilmediğimizden bilgi kitapevi eliyle diye kartpostalı kaptana postaladık.
ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım
Dizeleri ile size bir filmin içinde hissini yaşatan huzursuzluk ve huzuru aynı anda yaşatabilen kelimelerin üstadı mükemmel insan, şair.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.
Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim icin kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Islığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.
...
"hacet yok hatirlatmasina seni hatiralarin
bir dakika bile çikmiyorsun aklimdan
koşar gibi yürüyüşün
karanlikta bir işik gibi aydinlik gülüşün
hacet yok hatirlatmasina seni hatiralarin
uzak uzak yildizlarla çevrilmiş kainatin
karanlik boşluklarinda akip giderken zaman
adimla nasil berabersem öylece beraberiz
seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
gönlümüz mutluluga inanmiş olmanin gururuyla rahat
koltugumuzun altinda birer dinamit gibi kellemiz
ve sonra her zaman her ölümlüye
ayni şartlar altinda kismet olmiyan
gerçekleri görmenin aydinligi alinlarimizda
hacet yok hatirlatmasina seni hatiralarin
sen bana kalbim kadar elim kadar yakinsin..."
önemli gizli boyutlarıyla yeryüzündeki yaşantımız
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
söylediklerimizle değil söylemediklerimizle varız
o gün ki ölümün perdesine yapayalnız yansırız
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
bir incesaz ki süreklidir yaprak döken korularda
çılgınlıkları oluşturur en çapraşık duygularda
büyük çıkmaz akla gelip de sorulmayan sorularda
bazı insan içten içe düşünür hesaplar da
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
üflediğimiz sustuğumuz tutkuların düşlerimizi çokçadır
çocukluktan çıktığımızı sanmak aslında çocukçadır
gerçi gençlik bir uçta yaşlılık bir uçtadır
birleştikleri gerçek o müthiş sonuçtadır
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız...