attila ilhan

entry923 galeri53
    601.
  1. olur mu gecemi yeşile çalmak 
    yıldız çivilemek parmakuçlarıma 
    ölüm kadar çabuksa eğer yaşamak 
    hiç doğmamayı isterdim ama 
    bir kere doğmuşum ölmek yasak .
    0 ...
  2. 602.
  3. Ben sana mecburum şiiri ile ülkemizin en güzel şiirini yazmış şair.
    0 ...
  4. 603.
  5. Aysel Git Başımdan

    aysel git başımdan ben sana göre değilim
    ölümüm birden olacak seziyorum
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
    aysel git başımdan istemiyorum
    benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
    dağıtır gecelerim sarışınlığını
    uykularımı uyusan nasıl korkarsın
    hiçbir dakikamı yaşayamazsın
    aysel git başımdan ben sana göre değilim
    benim için kirletme aydınlığını
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

    Islığımı denesen hemen düşürürsün
    gözlerim hızlandırır tenhalığını
    yanlış şehirlere götürür trenlerim
    ya ölmek ustalığını kazanırsın
    ya korku biriktirmek yetisini
    acılarım iyice bol gelir sana
    sevincim bir türlü tutmaz sevincini
    aysel git başımdan ben sana göre değilim
    ümitsizliğimi olsun anlasana
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

    sevindiğim anda sen üzülürsün
    sonbahar uğultusu duymamışsın ki
    içinden bir gemi kalkıp gitmemiş
    uzak yalnızlık limanlarına
    aykırı bir yolcuyum dünya geniş
    büyük bir kulak çınlıyor içimdeki
    çetrefil yolculuğum kesinleşmiş
    sakın başka bir şey getirme aklına
    aysel git başımdan ben sana göre değilim
    ölümüm birden olacak seziyorum
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
    aysel git başımdan seni seviyorum

    'Bela Çiçeği' Attilâ ilhan

    seni hiç sevmiyorum.
    0 ...
  6. 604.
  7. "söyleşir
    evvelce biz bu tenhalarda
    ziyade gülüşürdük
    pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
    ne meseller söylerdi mercan köz nargileler
    zamanlar değişti
    ayrılık girdi araya
    hicrana düştük bugün
    ah nerde gençliğimiz
    sahilde savruluşları başıboş dalgaların
    yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
    elde var hüzün

    o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
    çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
    sırılsıklam âşık incesaz
    kadehlerin mehtaba kaldırılması
    adeta düğün
    hayat zamanda iz bırakmaz
    bir boşluğa düşersin bir boşluktan
    birikip yeniden sıçramak için
    elde var hüzün"
    1 ...
  8. 605.
  9. "Türkiye'de aydınlar kitap aydını değildir, gazete aydınıdır" sözüyle çıkarımda bulunan türk şairi ve edebiyatçısı
    0 ...
  10. 606.
  11. 607.
  12. aşk ile uğraşan şairler arasında kayda değer olan tek kişi.
    0 ...
  13. 608.
  14. --spoiler--
    seni hiç görmeseydim seni keşke hiç görmeseydim
    şu benim iki gözüm aksalardı kıpkızıl kör olsaydım
    sacre-coeur'de armonik çalsaydım dilenseydim
    seni hiç görmeseydim ismini hiç duymasaydım
    belki kendime göre rezilce saadetlerim olurdu
    kaldırımlara renkli tebeşirle katedral resimleri çizerdim
    kaldırımlara senin resmini çizerdim herkes seni çiğnerdi
    --spoiler--
    1 ...
  15. 609.
  16. üçüncü şahsın şiiri ve aysel git başımdan gibi şaheserleri olan büyük yazar.
    0 ...
  17. 610.
  18. Ucuncu sahsin siiri ile en sevdigim sairlerden olan kisidir.
    1 ...
  19. 611.
  20. ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞiiRi

    gözlerin gözlerime değince
    felâketim olurdu ağlardım
    beni sevmiyordun bilirdim
    bir sevdiğin vardı duyardım
    çöp gibi bir oğlan ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felâketim olurdu ağlardım

    ne vakit maçka'dan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    bir rüzgâr aklımı alırdı
    sessizce bir cıgara yakardın
    parmaklarımın ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin bakardın
    üşürdüm içim ürperirdi
    felâketim olurdu ağlardım

    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felâketim olurdu ağlardım
    2 ...
  21. 612.
  22. sana gelirken hep ellerim ceplerimde gelirdim. olur da aşkımın elleri üşümüştür, avuçlarımda ısıtırım diyerekten...
    1 ...
  23. 613.
  24. ertesi gün amcamla birlikte boğaziçi lisesi'ne gittik. mektebi görür görmez hayran oldum: denize nazır iki tane saray yavrusu..... edebiyat öğretmenimiz nihal atsız'mış, turancı! dergiler çıkarıyor, kıyametler koparıyor. eee, biz de solcuyuz; atsız bunu fark ederse, çaktırır.

    derken nihal bey derse girdi. ... derse kalkan herkes, istiklal marşı'nı ezbere okuyacak, baştan sona. o iki kubleyi değil, tamamını istiyor. kimse de beceremiyor; beceremeyene hakaret edip oturtuyor.

    ...ben arka sırada oturmuştum. zaten hep arkalarda otururdum. pencereden denizi seyrediyorum. beni yakaladı, "sen, arkada deniz seyranı yapan beyefendi, gel bakalım," dedi, "oku şiiri!" başından sonuna kadar okudum. fena da okumadım. herhalde hoşuna gitti; "sen kimsin?" dedi. ben şuyum buyum... "ooo! ismin de güzel, attilâ ha..." dedi. "şimdi başka bir soru soracağım. ama bu, dersle ilgili değil, insanlıkla ilgili: sen güzel bir şiir yazabilirsin, çok güzel bir resim yapabilirsin. ama bunu, böyle bir gürüha gösterirsin ve bundan güruh hiç zevk almayabilir, hatta eserini kötü sanabilir. bu, senin şiirini ya da resmini kötü kılar mı?" ben "hayır," dedim, "öbürlerini anlayışsız kılar." "tamam, otur yerine," dedi bana.... ben gittim yerime oturdum. "tamam," dediler bana, "sen yırttın. nihal bey seni beğendi...
    4 ...
  25. 614.
  26. ben aşk nedir bilmem eski kafalıyım.
    bir seni bilirim birde adın geçince sıkışan kalbimi.
    atila ilhan.
    2 ...
  27. 615.
  28. Sen benim hiçbirşeyimsin ,
    Yabancı bir şarkı gibi yarım ,
    Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak ,
    Hiç kimse misin bilmem ki nesin ?
    Uykumun arasında çağırdığım ,
    Çocukluk sesinde ağlayarak ,
    Sen benim hiçbirşeyimsin ...
    1 ...
  29. 616.
  30. şiirlerinden kısımlar copy-paste etmek değildir attila ilhan. türkiye'nin sartre'ı diyenler olmuştur kendisi için. vefat ettiği gün bayrakların yarıya indirilmeyip de, ulusal yas ilan edilmemiş olması da devletin ayıbıdır.
    0 ...
  31. 617.
  32. Bugün ölüm yıldönümü olan büyük şair.
    1 ...
  33. 618.
  34. 619.
  35. https://galeri.uludagsozluk.com/r/693570/+
    nurlar içerisinde yat be üstat, yalnız bıraktın bizleri...
    0 ...
  36. 620.
  37. "insan bırakmaz sevdiğini sevmek insanı bırakır" diyen üstad.

    Müjgan’a Aşk Şarkıları'ndan...
    2 ...
  38. 621.
  39. --spoiler--
    ''bu senin gözlerin gibisi yoktur,
    adamın rüyasına rüyasına sokulur.''
    --spoiler--
    1 ...
  40. 622.
  41. ...

    Simsicak bakislari suc ortagi kacamak gulusleri gizlice
    Yalnizlarin en buyuk sorunu tek basina ozgurluk ne ise yarayacak
    Bir turlu cozemedikleri bu olu bir gezegenin soguk tenhaligina
    Benzemesin diye ozgurluk mutlaka paylasilacak suc ortagi bir sevgiliyle
    Sanmistik ki ikimiz yeryuzunde ancak birbirimiz icin variz
    Ikimiz sanmistik ki tek kisilik bir yalnizliga bile rahatca sigariz
    Hic yanilmamisiz her an dusup dusup kristal bir bardak gibi
    Tuz parca kirilsak da hala icimizde o yanardag agzi
    Hala kipkizil gulumseyen sanki atesten bir tebessum zehir zemberek aşkımız.
    2 ...
  42. 623.
  43. beni de kırdılar içimde kırdılar
    karanlık camlardan sular akıyordu
    şimşekli bir boşlukta saat vurdu
    beni de kırdılar belki yalnızdılar
    !belki onların da çocukluğu yoktu!
    bütün şarkılara kapalıydılar
    bir genç kız değmemişti saçlarına

    beni de kırdılar ben artık küsüm
    yağmurları yağmıyor ağaçlarıma
    sularından içmiyorum susadım ama
    beni de kırdılar soğuk bir ölüm
    çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma
    oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm
    bütün şarkılara kapalıydılar dizelerinin sahibi yazarımızdır.
    0 ...
  44. 624.
  45. "Şimdi pek çok insanın unuttuğu veya hatırlamak istemediği bir şey var; Kuvayi Milliye'yi ve Müdafaa-i Hukuk’u örgütleyenler Türkçülerdir.

    Türkçü ne demektir? Türkçü, Batılı emperyalizme karşı ayağa kalkan ve ona karşı çıkan adam demektir. Türkçü, Türk kimliğini açığa çıkarıp, Batılının ona olan baskısına karşı koyan adam demektir. Türkçü, ülkesinin tam bağımsız ve özgür bir ülke olarak devam etmesini sağlayan adam demektir."

    -Attila ilhan
    0 ...
  46. 625.
  47. 1

    eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum

    geceyarısını yaşamaktan yorgunum

    ayazın avucunda unutmuştun ellerini
    önünden geçtiğim halde beni tanımadın
    ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
    şiirlerim külrengi kumrular gibi uçuyorlar
    bakır çalığı göklere katiyyen tahammülüm yok
    hele paris’in gökleri aklımı başımdan alıyor
    bana seni senden evvelki poitiers’li kızı hatırlatıyor

    ayazın avucunda unutmuştun ellerini

    karanlığın arkasında kıvılcım gözlü orospular
    gölgelerine yaslanmış evliya gibi bekliyorlar

    ışıklar kırmızı yandığı zaman duracaksın

    ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
    soğuk gözlerinde buğulanmıştı ölsen tanıyamazdın
    hâttâ ricardo bile hani vatansız ricardo
    burnumun dibinden geçti geçen gün beni tanıyamadı
    oysa au vieux châtelet’de akşam sabah beraberdik
    üçümüz viyana kahvesi ve sıcak rom içerdik
    üstelik o krapfen severdi güzel olurmuş rivayet
    neden ve nasıl sevdiğini anlayamadım gitti

    yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim

    montmartre metrosu civarında seni gözden kaybettim
    o zenci yine arkanda mıydı hiç dikkat etmedim
    ağzında yoksul bir ıslık ıslak bir cıgara gibi
    sidney bichet’nin caz havalarını çiğneyip tüküren
    o saklasın varsın seni sevdiğini biliyorum ben
    yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü

    bir gazete aldım ama evde okuyacağım

    kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam
    seni öldürmek için çareler tasarlasam
    sükût bembeyaz buz tutsa bıyıklarımda
    mağrur bir totem gibi sussam konuşmasam
    ve türküm kaybolsa sessizliğin hırçın türküsü
    ve ben unutulsam yazdığım şiirler
    senin için yazdıklarım herkes için yazdıklarım
    eski padişahlar gibi unutulsa birer birer
    ve ben seni unutsam hiç hatırlamasam hiç mi hiç
    ihanetini hatırlamasam şehvetini hatırlamasam
    ellerim oldum olasıya seni unutsalar

    yarı gecenin içinden bir zenci süt beyaz bakıyor
    rue lafayette’de dünden bugüne geçiyorum

    eflâtun gözlerini bir grog kadehinde unuttum

    2
    bu geminin yelkenlerine herifin biri paris yazmış

    luxembourg garı’nın dirseğindeki çiçekçiyi bileceksin
    yeşil muşamba ceketli sarışın küskün kızcağız
    en dokunulmaz kızı en temiz fikrimce paris’in
    pablo’ya sorarsanız bir taksi şöförüyle yatıyor
    pablo!.. ah pablo!.. onunla bir tanışsanız
    önüne gelene salamanca’da bir şeyler anlatıyor
    babasını orada bir duvar dibinde bırakmış
    halbuki konuştuğu zaman fransız sanırsınız

    saint - michel’de bir talebe kahvesindeyim yalnız
    gündüz olduğu halde bütün ışıkları yakmışlar
    bir cumartesi günü saat dört buçuğa beş var

    ellerim kırılsa ben senin için bu şiirleri yazmasam
    dinamit taşırmış gibi gözlerini taşımasam
    avenue wagram’da bir akşam yeter bana ağustos’ta
    yapraklara serilmiş yirmi beş franklık yıldızlar
    bir mısra yeter geceleyin bir teren gibi pırıl pırıl
    sen kendine yetmiyorsun hiç kimse sana yetmiyor
    birini bitirmeden aklın öteki yolculukta

    dün gece châtelet’de metro’nun yanıbaşında durdum
    yağmur bilmediğim başka bir gökten yağıyordu
    yağmur saint-jacques kulesine doğru yağıyordu

    yanımda olduğun zaman her zamankinden yalnızım

    şimdi bir nefeste cafe de I’ecluse’ü hatırladım
    seine kıyısındaki küçük nehir kahvesini
    kapısında bir gemici feneri asılmış duruyor
    seine gemicileri her akşam burada toplanırlar
    onlar için bir takım maceralar düşünürüm
    seine sanki petrolmüş gibi iştahlı ve obur akıyor

    dupont’daki kızlar yalnız cıgara içerek yaşıyorlar

    utrillo’nun bir sokağından seni çektim çıkardım
    elin yüzün kirlenmiş üstün başın toz içinde
    sana mardi gras için bir Japon maskesi aldım
    sen bana kaptan diyorsun herkes bana kaptan diyor
    sahici bir kaptanmışım gibi tükürüyorum

    3
    yalın kılıç bir kasım sabahını paris’te yaşadım
    sokaklarda sonbahar şiirleri salkım salkım
    faubourg saint – denis’de işte yine pazar kurulmuş
    beş franga çorba çorba içtiğimiz julien’in kapısı önünde
    kırmızı ve siyah ve sarı saçlı bir kadın durmuş
    muzaffer patatesler satıyor üç renkli neşesi içinde
    camların arkasında ekmekçi kızlar mavi beyaz
    raflarda uzun uzun herifler gibi tâze ekmekler
    üstünde bir yağmur yağdırmak hevesi uyanır içinde
    ben bu mısraları yazarım tout-va-bien kahvesinde

    concorde’da bütün fiskiyeler birden ayaklanacak
    eğri bir demir gibi ensende hissedeceksin ebem kuşağını

    paris’in göklerinden uzanıp bir yıldız kopardım
    kırmızı bir karanfilmiş gibi yıldızı saçlarına taktım
    on beş dakika sonra bordeaux’ya bir tren kalkacak
    garın merdivenlerinde benim için ağlayacaksın
    ellerim yağmura açılmış sakallarım ıslak
    ben ki cehennemde bir Allah gibi yalnızım

    st. vincent de paul kilisesi benim otelin arkasına düşer
    saat kulesi her gece uyur uykumdan uyandırıyor
    her seferinde seni tekrar bordeaux’ya yolcu ediyorum

    saadetin ıstırap çekmek olduğunu ben keşfettim
    çarmıhta bir isa gibi ben ıstırap çektim
    bir sulfat acılığı sinerse parmaklarına şiirlerimden
    gözyaşları sinerse eğer küstahça kafiyeli
    anla ki ölümle hayat arasında zaman gibi mesudum
    kendimi öldürecek haldeyim seni öldürecek saadetimden
    dona-maria! bir kahvede isyan halinde bulduğum
    çekik gözleriyle ermenice küfürler yazıp çizen çocuk
    sen! bordeaux’ya yorgun bir flâmingo gibi yolladığım
    geceleri benim için dua etmelisiniz

    renault’daki grevciler toptan sokağa atıldılar
    paris’in duvarlarını boydan boya afişler kapladı

    seni hatırladıkça bir kadeh armagnac içerim
    armagnac demek yirmi beş damla gözyaşı demekmiş
    demek her akşam yirmi beş damla gözyaşı içerim
    senin dağlardan ve sarhoşlardan korktuğunu bilirim
    ben sarhoş olduğum zaman korkmuyorsun hiç korkmuyorsun

    gözlüklerim kırılmasın diye sakladığını bilirim

    kalbim bakır bir mangır gibi boynuma asılmış
    ondan kurtulmak için sürgünlere gitmeye razıyım
    nehir gemilerinde muçoluk etmeye ölmeye
    seni terk etmeye razıyım parasız pulsuz çekip gitmeye
    kur’andaki bütün belâlara tevrattaki bütün belâlara
    ibranice öğrenmeye razıyım hapis yatmaya
    kalbim yüzünden mademki ellerimi parçaladım
    mademki en büyük düşmanım kalbim benim kendimin
    onu inkâr ediyorum kalbimi inkâr ediyorum
    geceleri benim için dua etmelisiniz

    üçüncü paralelde eski bir dünya gibi batacağım
    malgaş halkı birkaç yüzyıl hikâyemi anlatacak

    4
    cenovaya indiğim sabah seni katiyen göremezdim
    aklım başımda değildi küfür gibi huzursuzdum
    herkes beni unutmuştu ben kimseyi unutmamıştım
    zehra’yı unutmamıştım allahsız gözlerini unutmamıştım
    sol böğrüme sanki çıplak bir hançer saplamışlardı

    şimdi benim gözlerim paris’te marivaux sinemasında
    bir çift kara maça gibi yorgun ve uykusuz
    ellerim derseniz marsilya’da garsonla hesaplaşıyor
    martini-cin seksen frank on frank da servis
    kalbim derseniz onun nerede olduğunu bilmiyorum
    hiç kimse kalbimin nerede olduğunu bilmiyor
    nihayet seni terk edip gitti diyebilirsiniz

    benim acılarım ilâhlar gibi şiirlerimi doğuruyorlar
    onları karanlıkta bembeyaz gözleriyle görüyorum
    karanlıkta seni görüyorum dudaklarına ellerimi sürüyorum
    seni kollarımın arasında tutuyorum ağzından öpüyorum
    ikimiz birdenbire austerlitz garı’na gidiyoruz
    bir trene binmek rastgele defolup gitmek istiyorum
    trenin barında alnımı yağmurlu camlara dayamak
    küstah bir duble birayla karşılıklı oturup ağlamak
    kalemimde mürekkep kalmıyor insanlar beni görmüyorlar
    insanlar kendilerini kaybetmişler onlara acıyorum
    ümitsiz bir akrep gibi ben aynı zamanda mağrurum

    samaritain’in ışıkları ocağıma düşmüş yalvarıyor
    bir roman için fevkalâde oldukları düşünülebilir

    sen bir paket gauloise aldın bir paket mavi gauloise
    bense on frangımı amerikan bilârdosuna kaptırdım
    seine kıyısında mırç büyük bir hayal kuruyordu
    seine kıyısında üçümüz sarhoş bir hayal kuruyorduk
    mavi bir ışık vardı ben işte onu kaybettim
    ben gölgemi kaybettim max jacob’un şiirlerini
    sen avucunda bir lokma rüzgâr tutuyordun
    bu rüzgâr için şairliğimi hınzırlığımı kaybettim
    aklımdan sen geçiyorsun bir bulut gibi geçiyorsun
    dün gece ezberimden çehreni defterime çizdim
    sen belki hakikaten bir bulut gibi yolcusun

    marsilya’da bir akşam soğuktan tir tir titredim
    p. cheyney’in bir kitabını bir kahvede soluksuz bitirdim
    vapur ertesi gün saat beş’te kalkacaktı

    ölümüm herkesinkinden başka türlü olacak
    bunu alahım gibi aşikâr biliyorum
    kim ne derse desin biliyorum içime gün gibi doğuyor
    on bir gün aç ve susuz gözlerinin içine bakacağım
    on ikinci gün jiletle damarlarımı keseceğim

    5
    hep aynı manzarayı kullanmaktan bıktım usandım
    bir yumruk vurdum dünden kalma bir şarkıyı dağıttım
    van gogh bana bakıyordu deli gözleriyle bakıyordu
    ellerim titriyordu bir dakar yolculuğu kuruyordum
    güya bir şilebin kıç güvertesinde durmuştum
    nabızlarım bir deniz fenerinin gözlerinde atıyordu
    asor adalarında on sekiz mısramı unutmuştum
    onlar beni terk etmişlerdi yalnız kalmıştım mahvolmuştum
    sen beni terketmiştin bunu yalnız serdümen biliyordu
    geceleyin ışıkları söndürüp senden bahsediyorduk

    seine kitapçılarında villon’un şiirlerini buldum
    nehir yürek gibi kabarmıştı rüzgâr esiyordu
    bir hafta her gece villon’dan bir şeyler okudum

    sen benim şiirlerimi okudukça ağlayacaksın

    seni iç görmeseydim seni keşke hiç görmeseydim
    şu benim iki gözüm aksalardı kıpkızıl kör olsaydım
    sacre-coeur’de armonik çalsaydım dilenseydim
    seni hiç görmeseydim ismini hiç duymasaydım
    belki kendime göre rezilce saadetlerim olurdu
    kaldırımlara renkli tebeşirlerle katedral resimleri çizerdim
    kaldırımlara senin resmini çizerdim herkes seni çiğnerdi
    bistroya yıkılır çırılçıplak bir quantro içerdim
    lucie-anne yine gelir yine bana senden bahsederdi
    lucie-anne neden gelir neden bana senden bahsederdi

    benim bu çektiklerimi bir çocuk var ki anlıyor
    kendimi yerden yere vuruşurumu içimdeki zehiri
    bir çocuk var ki anlıyor benim gibi kahroluyor
    odasında şiirlerim fukara mumlar gibi yanıyorlar
    sen o çocuk değilsin sen artık çocuk değilsin
    dudakların eskisi gibi beyaz değiller biliyorsun
    sen gözlerini kaybettin gözlerini bunu biliyorsun
    ben ki yaşadıklarımı büyük dinler gibi yaşıyorum
    sen artık bir din değilsin bunu biliyorsun

    eiffel’in dibinde durduk ben bir cıgara yaktım
    saint - dominique sokağında şehir ışıklarını yaktı
    içim büyük karanlıktı ellerimi göğe uzattım

    soluk bir sisin arkasından yüzün gözüküyordu
    gece inmişti takım takım yıldızlar gözüküyordu
    şimdi sen başka bir şehirdeydin saçlarını kesmiştin
    dudaklarını boyamıştın bu seni tamamen değiştirmişti
    rüyana erkekler giriyordu hem çıplak giriyordu
    aklına ben geldiğim zaman utanıyordun
    onların arasında değildim çünkü ben yoktum
    ben paris’te kalmıştım adresim ezberindeydi
    her cumartesi istesen bir kart gönderebilirdin
    ne var ki bunu hiçbir zaman yapmayacaksın

    kendimden kurtulmak için gölgemi koridorda astım

    pazar günü sözleşmiştik beni mutlaka bekleyecekti
    şimdi kalkıp gitsem mırç’ı bulacağım malûm
    sonra vini-prix’den üç litre şarab alacağımız
    şarabın yanına bir şişe rom-negrita alacağımız
    sarhoş olacağımız malûm şarkı söyleyeceğimiz
    sonra mırç zehra’dan bahsedecek ben susacağım
    camlardan bakınca paris’in damlarını göreceğiz

    bana ancak sabahları telefon edebilirsiniz...
    3 ...
© 2026 uludağ sözlük