tesadüfleri kader diye yutturma hastalığı. aslında hepimiz az çok bu hastalıktan müzdaribiz. komplo manyakları bu işin olimpik şampiyonları tabii. onlar için her şey bağlı.
biz en azından daha masum ölçekte kalıyoruz: “bu şarkı bana çalıyor, o mesajı niye tam o saatte attı, plakamdaki rakamlar uğurlu, bugün işler yolunda gider”. dozunda güzel, yaratıcılık buradan doğuyor, şiir de, aşk da, sanat da. ama fazlası manyaklık. o zaman her şeyi kendi uydurduğun hikâyeye uydurmaya başlıyorsun, gerçek olanı bile kaçırıyorsun.
evren bize şifreli mesaj falan göndermiyor kardeşim. biz kendi kafamızda senaryo yazıp başrolde oynuyoruz. ne de güzel kandırıyoruz kendimizi.
insan beyninin oyunlarından yalnızca biridir. normal bir olaydır. en güzeli de çocukken bulutlara bakıp onları her şeye benzettiğimiz zamanlardı. işler sonradan bozuldu tabii.
kısaca;
dış dünyada gördüğünüz herhangi bir nesneyi, şekli veya sesi pek de ilgisi bulunmayan başka şeylere benzeterek yeni anlamlar yükleme işidir. bunun en güzel örneği: allah diyen aslan veya allah yazısı şeklinde bal yapan arılardır. bir de secdeye yatmış ağaç vardı bir ara.