Neyse. Pek bir halt yapmasamda özlediğim sehrimdir. 21 inde geliyorum.
Aspendos dedikte, 20 yıldir önünden geçtim, hiç icine girip gezmedim lan. Gerci giriliyor mu onu bile bilmiyorum. Az ötesindeki jungle barda, rus hurilerimle hayli sapıttığımız olmuştu ama.
Lise zamanlarımda çalışırdım barlarda. Gece barı kapatacağız, hayvan gibi yorulmusum. 2 tanesi geldi, tengri affetsin. Ilk defa, diğer kekolar gibi yürüyeyim bunlara dedim. Yürümek derken de, barı kapattık. Eğer Istiyorseniz sahile inebiliriz demek ha.. kendimden biraz iğrendim. yarım yamalak türkçeleriyle olur dedikten sonra. Neden huri denildiğini anladım. Ve neden bu, ozellikle dogulu kekoların her boş rus kızıyla tanışmaya çalıştıklarıni.. orospu çocukları, daha türkçe konuşamıyorlarken, o leş gibi sıfatlarıyla gelir gelir bana anlatırlar, sinir olurdum. Meğerse hayatı bu kekolar yaşıyormuş. Her yaz dönemi farkli barlarda çalışmış biri olarak tanık olduklarımı anlatsam yoğ artık dersiniz. Neyse, aklıma geldi uzatmayayim.
Ha birde, istanbul sıcak bir şehir değilmiş bunu anladım.
bir kere şehir içinde kalmak gibi bir hata yapmıştım, sağolsun ev sahibi de bolluk içinde fakirlik çeken bir abimizdi, evine klima almıyordu çarpıyor diye. sanırım o gece terlemekten kilo vermişimdir.
kurumsal hayat beni gerdi gideceğim istanbuldan diyenlerin uğrak yeri. (bende bunlardan biriyim)
bu şehirde faaliyet gösteren şirketlerin çekleri, senetleri başka şehirlerde kabul edilmez. çünkü batan, kaçan, dolandıran tüm patronların sığınma yeridir. turizm kötü giderse şehirde boka sarar. istanbul gibi büyük şehirlerde yüzüne bakmayacağınız adamlar burada patrondur. 2-3 tane büyük firma dışında yılın 12 ayı çalışan firma nerede yok denecek kadar azdır. büyük firmalarda kurumsal değildir.
belli başlı yerlerde takılırsanız 3 sene içerisinde şehrin tamamını tanıma ihtimaliniz var. küçük bir köy gibidir.
genelde 6 ay çalışılır, 6 ay evde oturur insanlar.
elden maaş alma ile sizi tanıştırır.
bayramlarda çalışır ama mesai almazsınız.
ingilizce bilmeyen operasyon müdürleri, bilgisayar kullanamayan muhasebe müdürleri ile tanışırsınız.
antalyada burdurlu ve ıspartalı, antalyalıdan fazladır. müdürleri 'abbam, aplam, abbiiiim' gibi sıfatlar ile seslenirler.
gözümde en güzel ilçesi kaş ve kalkan. alanya antalya gibi bunaltıcı sıcağı yok. birçok da tarihi alanı barındırır bünyesinde. ama amaç tatil yapmaksa tabi bir alaçatı değil.
Orman bakımından Kastamonu antalya'nın önündedir. Kastamonu'da %65'e varan bir orman varlığı var hatırladığım kadarıyla. Antalya'da bu oran %55'lerde kalıyordu. Muğla ve Zonguldak da Antalya'dan önde veya kafa kafaya diye hatırlıyorum.
Akdeniz'in incisi, Türkiye'nin turizm yükünü çeken şehirdir. yazın ruslar ve batı avrupalı turistlerin uğrak mekanı olmasıyla da bilinen Antalya'nın bir diğer özelliği ise spor turizminin ana damarı olmasıdır. Antalya'ya her kış sezon arası döneminde, avrupa'dan ve yurt içinden onlarca spor kulübü devre arası kampı için gitmektedir.
bu öyle alelade bir sıcak değil, herkesin serinlemek için türlü türlü yöntemler aradığı bir sıcaktan söz ediyorum. antalyalı değilim lakin çok kez gitmişliğim var. kışın bile ılık. buraya tatil maksatlı ilk gittiğim anı hatırlayınca, yüzümde tebessüm oluşuyor. havaalanına indiğim an şok olmuştum. sıcak resmen suratıma ayağının tabanıyla tokat atmıştı. egzajere ediyorsam da top olayım, tekerlek sibobu olayım, efendime söyleyeyim, şambrel yaması olayım.
biranızı alıp da sahilde iki bira içeyim deseniz olmuyor, namümkün.. tekelden sahile gidene kadar biralar beyran çorbasına dönüşüyor. azıcık güneşleneyim deseniz, o da namümkün. güneş, tepeden tepeden; "yat yat, birazdan görürsün ebenin hörekesini!!" dercesine seyirtiyor ultraviyole ışınlarını. hadi hepsini geçtim, olaya bir de nem ket vuruyor. aman yarabbim, o nasıl bir nem öyle.. burada yaşamak için belli niteliklere haiz olmadığım hususunda kanaate vardım. antalya sıcağı bana göre değil. o halde tanım yaparak olaya hem hülasayı, hem de noktayı koyayım.
tanım: insanın üstüne yakışanı değil, yapışanı giydiği memleket.