Emre Kinay'ın annesini kaybettiğini duyurması üzerine bir kez daha karamsarlığa sürükleyen olay. Koskoca oyuncunun "anneciğimi kurtaramadım" demesi, insanın nasıl bir çaresizlik içinde olduğuna işaret.
ANNEsizlik nedir bilir misiniz? eğer bilmiyorsanız çok iyi yapıyorsunuz. çok kötü bir şey hele ki benim gibi küçük yaşta kaybetmişseniz annenizi işte o daha da kötü bir şey. o günü hiçbir zaman unutmayacağım. sabah olmuştu herkes bizim evde toplanmıştı herkeste bir hüzün ama kimse ne olduğunu söylemiyor. sanki devlet sırrıydı ben tam tersine çok mutluydum çünkü bir gün önce ilçe geneli yapılan yarışmada 1. olmuştum bir an önce okuluma gidip arkadaşlarımla mutluluğumu paylaşmak istiyordum. babam geldi bir şeyler söylemeye çalıştı ama başaramadı gitti. eniştem geldi söyledi ama inanmadım hepsini yalan söylemekle suçladım. sela okunmasını bekledim. hastaneye gitmeme izin vermiyorlardı ve beklediğim oldu sela okundu cami imamına da yalancı diye hakaretler ettim. ama doğruydu gerçekten kaybetmiştim. o akşam sanki odun gibiydim hiçbir şey düşünemiyordum. uyayamadım çünkü beni koruyan tek kişi olan Annemi kaybetmiştim. ALLAH kimsenin başına vermesin.
her anneler günü haftası televizyonlarda ne kadar anneler günü fırsat reklamları cart curt çıktığında o reklamlara küfür edip ağlayarak kanal değiştirmektir annenin ölmesi. keşke o değil de ben ölseydim ya da hiç doğmasaydım dedirtir. zaten hiç tanımadım ki ben onu. 1,5 yaşındaydım ben bıraktı gitti beni. kimin için ne için üzülüyorum hatırlamadığım bir kadın için içim neden bu kadar titriyor. bu eksiklik, yarım olarak büyümüş hissi neden. halbuki 2 ablam babaannem dedem anneannem teyzem dayılarım. herkes vardı etrafımda. keşke hiç biri olmasa da annem olsaydı diyerek büyümek. o kalabalığı elinin tersiyle hiç düşünmeden itip sadece anne huzuru aramaktır. ama hiç bir zaman bulamayacağın o huzuru yaşadığın sürece aramaktan yorulmaktır annenin ölmesi. ben şimdi bunları yazıyorum. bu bir tarif mi? hayır. bu hissin aslında bir tarifi yok. hele annesini hiç hatırlamayan biri için çok çok farklı. bu kalp acısı, anne denildiğini duyduğun andaki kalbin acı içinde titremesinin bir tarifi yok.
arkanızdaki en büyük desteğin yok olmasıdır. sizi her zaman destekleyen, daima arkanızda olan, sizi yarıyolda bırakmayan o kocaman kalpli kişi artık yoktur.
gece yanında uyuyup kokusunu içinize çekemezsiniz, sabah okula giderken öpücük veremezsiniz.
sanırım babanızın sizi bırakıp gitmesinden sonra başınıza gelebilecek en kötü olaylardan birisidir.
iki çınarın yanınızdan ayrılması ve sizin er meydanında başbaşa kalmanız.
yaşamak istediğim en şoy sen en lanet en kahır dolu olay... gereksiz bir konu ! hakkın rahmetine kavuşmuş inancı olan tüm annelerin mekanı cennet olsun....
BAŞLIGI ACILMASI BiLE ACI VERiCi. EGER BENi DUYUYORSAN BENDEN AL ONA VER ALLAHIM. ERGENLiKTEN KOLERANINDA DEDiGi GiBi BÜYÜMEK iSTEMiYORUM ANNEM BABAM YASLANIR.
Bütün çocukluğunuz da onunla beraber ölür. Sobada ekmek kızarttığı, kahvaltı hazırladığı, mahallede oynarken size camdan seslendiği günler düşünüldükçe acı verir. Eski oturduğunuz evlerin önüne gider kapı önünde dikilir bir zamanlar oralarda geçen günler düşer aklınıza, annenizin saksıda özenle yetiştirdiği çiçekler yoktur artık. Çocuk gibi ağlarsınız. Bütün o sevincinizi kederinizi paylaşan, sizi sevgi ile saran o sıcak anne kucağı olmayacaktır. Hayat çok anlamsızlaşır. Bu dünyanın cehennemidir o tarih. Her sene acı içinde o gün yas tutulur.
en derine gömmeye çalıştığımız bahsi bile açıldığında kötü olduğumuz durumlar.
kendim başlıyım önce 9 yaşında çocuktum daha ne anlıyım sanki hastaneden hastalıktan. abimle beraber sünnet olduktan 2 sene sonraydı durmadan hastaneye gitmeye başlamıştı. bizimki çocukluk tabi ne anlayalım oyun koşturmaca geçiyo günler. bi gecekondu mahallesinde oturuyoruz, sobalı bi ev, ev işlerini ablamlar yapmaya başlamıştı bu sıralarda hep hastaneye gidip geliniyo tabi babam koşturuyo durmadan. sonra taşındık kaloriferli bi eve bu sıralarda hastene ziyaretleri iyice artmıştı. hastalığı ben bilmediğim için çok ilgilenmiyorumda sonra annemin bi göğsünü aldılar kitle varmış hastaneye yatmıştı bu arada sonra saçları dökülüyo diye kesildi benimki gibi kısa saçlı kaldı beyazlamıştı iyice saçları. sağ eli normal halinin 2 - 3 katı kadar olmuştu. sebebini bilmiyodum ama şişmişti balon gibi. sonra annem hastanede kaldıkça biz ziyaretine gidiyoduk tabi diğer bütün akrabalarda. o zaman ilk anlamıştım ne kadar büyük bi sülalemiz olduğunu ama nedense sonra biçoğunu görmedim pek. neyse annem iyice fenaydı yerinden zor kalkıyor lavaboya bile tek gidemiyodu, değişik otlar, haplar filan ısırgan otları, ballar, saçma sapan bisürü şey geliyodu eve annem için o zaman tiksiniyorum tabi cins cins şeyler neticede. her ziyarete gittiğimizde ağlıyoduk ağlıyan insanlar görüyoduk illede akrabalarımız olmak zornda değil başka hasta yakınlarıda durmadan ağlıyodu ben onları görünce ağlıyodum, ablamlar, abim, babamı bile ilk defa ağlarken o zaman görmüştüm. akraba ziyaretleri artmıştı bu sırada, ben hayatımda akrabalarımda kalmamış olan değişik sebeplerle kalmaya başlmıştım. bigün abimle beraber eski evimizin orda babannemin evinin orda çocukluk arkadaşlarımızla top oynarken yine sabah amcam hastaneye gidiyoken bizide çağırdı her gittimizde o insanların ağlayışlarıyla karşılaşmaktan sıkılmıştık. gitmedik o gün akşama doğru geri geldi amcam eve götürmek için bindik gidiyoruz baya yaklaşmıştık ki amcam bişey dedi ben şöfor kolduğunun arkasında oturuyodum duyunca ne yapcağımı bilemedim. annenizi kaybettik dedi çocuk aklıma bi defa gelmişti annemin ölme ihtimali ondada saçma şekilde hısrlıydım o kurtulcak diye söz vermiştim bi defa başka hiç düşünmemiştim. eve gittik heryer insandı bütün odalar kapının önü ayakkabılarla doluydu
binanın önü arabalarla dolu, çöpler boş pide ve ayran kutularıyla ben ne yaptım peki, gittim abimle ikimizin ranzasında üst benimdi çıktım uyudum, ağladım yine uyudum, uyandım yine uyudum, akşam oldu uyudum, sabah yine uyudum, ev boşalmıyodu bi türlü kaltım sonra sanki herşey normalmiş gibi kuzenlerim ve abimle lunaparka gittik pide yeme yarışı yaptık.
cenaze kaldırılıyodu bikaç gün sonra o sırada morga çağırdılar beni ağlamaktan gözlerim şişmişti piskolojim mi bozuldu ne bi iyiyim bi kötü. neyse son defa annemi o zaman gördüm morg çok soğuktu girdik bisürü oda vardı, kenarda bi sedyeydi sanırım, kefeni boynuna kadar sıyırdı suratı bembeyazdı gözlerinin altı morarmıştı, bi defa dokunabildim çok soğuktu yüzü bekledim belki uyanır diye ama olmadı tekrar kapandı yüzü abimle beni dışarı çıkardılar ağlamaya başlamıştım yine sonra namazını kıldık bisürü adamla ben hep ayak ucunda duruyodum babam diyodu orda durunca görür seni diye ayrılmıyodum. sonra gömüyolardı dayımlar, teyzemler, amcamlar, babam diğer onlarca tanımadığım akrabam hepsi mezarın başındaydı. ben çıktım aralarından gittim bi kaldırıma oturdum bitmesini bekledim ama bitmedi devam ediyodu. nedenini bilmiyorum ama sonrasını bilmiyorum, eve nasıl geldik nası uyudum bilmiyorum ama oldu hala eksikliğini hissettiğim tek insan ve hissedeceğim sonrasında ya herkes çok değişti yada ben o zamana kadar hiç tanıyamamışım ailemi herkes farklılaştı, bende değiştim hala değişiyorum hala kendimi tanıyamıyorum ama olsun madem en derine gömemiyorum bende en yüksekte tutarım. neyse kimse okumıyacak olsa bile yazmak iyi geldi be sözlük. belki sonra başka acılarımızıda paylaşırız.
bir çocuk için dünyada ki en büyük acıdır. eğer babanız yoksa anneniz babanızda olur, ama annesizseniz babanız bir anne olamaz.. allah sıralı ölüm versin.
hiç bu kadar acıtacağını düşünmezdim. bebekken toprağa düşüp dizimin kanamasına katlamayan melek,
şimdi toprak altındasın... bunun adı "özlemek" değil. "özlemek" eksik kalır hislerime. daha ne kadar buna dayanabilirim bilmiyorum. neredeyse iki ay olmak üzere. o mahcup bakışlı kırışık yüzünü ömrüm boyu hafızamdan çıkaramayacağım. fotoğraflarına bakmaya cesaret edemiyorum. yapamıyorum anne.
resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.
resulullah yolda ebu bekir'i görse 'es selamu aleyküm ya sıddık' derdi,
ben yolda ebu bekir'i görsem tanımam.
resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem
gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.
resulullah azrail'i yolda görse tanırdı;
ben azrail'i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.
resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey allah'ın resulü;
fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?
resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki 'kızım ha gayret!';
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki 'anneciğim ölmesen...'
ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki 'anneciğim seni ben...';
annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz.
resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.
ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının
anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf...
resulullah çok şanslı bir insan
annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.
annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!
olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü..