Şu hayatta beni susturabilen ve kandırabilen tek canlı!
Niye hep annelerin dediği oluyor yaaa? diye isyan etmeme sebep olan tek tür.
Sözlerine karşı çıkılınca başınıza türlü türlü şeyler gelebilen bir efsane.
Yemeklerini yemediğinizde üzülerek, size kızarak gününüzün kötü geçmesine neden olan psişik güçleri olan kişilik.
Hasta olduğunuz zaman ,bakımına muhtaç olduğunuzda ilaçların veremediğini yaptığı garip çaylarla ve sevgisi ile tattırabilen yüce zat.
Hem anne hem de baba gibi olanları hükûmet gibidir.7 cihana bedeldir.
Anneler içlerinden ne geçiriyorsa direk çocuklarına egemen oluşunu kuantum fiziği bile açıklayamıyor.
Kaybettiğinizi dahi aklınızdan geçirince hayvanlar gibi ağlamanıza neden olur.
Çocukken annenin elbiselerinin size göre olanını giymek en büyük gurur sebebidir.Ayakkabılarınız bile aynı ise havanızdan geçilmez.
Çocukken okuduğu masalları ve şarkıları ile bağımlılık sebebinizdir.
Tüm dünyadan nefret ediyorum diye karşınıza geçip bağırdığınızda dahi sizi sakinleştirebilen bir başka güçtür.
En çok sevdiğiniz oyuncaklar size annenizin diktiği,ördüğü oyuncaklardır.En güzel hikayeler annelerinizin uydurduğu hikayelerdir.En güzel yemekler annelerinizin yaptığı yemeklerdir.En güzel kıyafetler annelerinizin diktiği kıyafetlerdir.En güzel hediyeler size annenizin aldığı hediyedir.
Sizi en çok mutlu eden en güzel şeyler annelerinizin yaptığı şeylerdir!
gecenin bu vakti yine seni düşünüyorum anne.
2 yıl oldu, tam 2 yıl.
2 yıl sonrasının o nalet şubatı oldu yine anne.
düşündükçe gerçekle yüzyüze gelmenin sancılarını yaşıyorum. kimi zaman soluğum kesiliyor,kimi zaman hayattan vazgeçiyorum. yokluğunu hissetmenin yarattığı ızdırabı hangi kelime ifade edebilir bilmiyorum...yapayalnızım;sen yoksun... şu koskoca dünyaya sığmıyorum; sen yoksun... artık hiç olmayacağını bilmek.. tanrım,hayat ne kadar acımasız...
biraz daha kalamaz mıydın? hani diyorum biraz daha kalıp okşayamaz mıydın saçlarımı?
saçlarım...!
kokusunu derinden soluyup,her telini bir bir sevdiğin saçlarım...şimdi ellerini özlüyor ve gözyaşlarım özlüyor seni.
görüyor musun herşey ölüm kokuyor hayatımda?
ne zaman toprağa baksam içim daralıyor,boğuluyorum..ben artık ölümü seviyorum,ölümü özlüyorum.
hatırlıyorum da eskiden ürkütürdü beni adı bile..zamanla nasıl da değişiyormuş insan,hiç sevmediği şeyi bir gün sevebiliyormuş oysa...
hasret diyordum,evet hasret...
biliyor musun sensiz geçen her saniye içimde hasretin deli fırtınaları kopuyor...yere düşüp yığılıyorum, gücüm tükeniyor. ruhum yerinden fırlayıp tüm hızıyla dünyanın en derin uçurumlarına atıyor beni ,ne zaman hissediyorsam hasretini işte o an çaresizliğin o hoyrat, o çirkin suretini görüyorum, ellerim titriyor, yumruklarımla duvarları herşeyi yıkasım geliyor...
ölesim geliyor ölemiyorum.
kıvranışlarım bir ömür sürecek biliyorum,hasretin de öyle...
bazen hiç kavuşamayacakmışız gibi geliyor ama vazgeçmiyorum umut etmekten.
çünkü bana en umutsuz zamanlarımda ayakta kalabilmeyi öğrettin inanmakla. inancım tükenmeyecek,senin için kendim için..bizim için..
biz...
o kadar zamansız gittin ki aslında...
saatler öncesi gözlerime bir tuhaf tebessümle bakıp da \"bana dokun lütfen,beni mutlu et\"demiştin...sanki bu gidişi biliyordun,sanki gitmeye çoktan gönüllüydün...
oysa ki aylar boyu savaş verdim,benimle kalabilmen için...o kadar inanmıştım ki gitmeyeceğine,öyle umut bağlamıştım ki gözlerinin daima güleceğine ve o içime sığmayan ışığı kaybetmeyeceğine...
belki gidebileceğini söylediğinde\"hayir \"demiştim sana \"yakma yüreğimi gitme dayanamam\"
sen ise o güzel bakışlarını gözlerime doğrultup yine saçlarımı okşayarak \"geçer...unutursun birgün yavrucum\" demiştin..dudaklarından nasıl da dökülmüştü bir çırpıda bu sözler..
peki neden susmuyor bu sancı anne?
birtek ben mi yarımkaldım yokluğunda,bir tek ben mi yandım anne...?
nice zaman oldu, herşey senin istediğin gibi işte..
evini hergün silip süpürüyoruz, bize öğrettiğin yemeklerden pişiriyoruz babama.
sahi anne, babam sen sonrası hiç gülmüyor, \"ömrümden ömür gitti,canımın yarısı gitti\"diyor içleniyor.
o hep ağlıyor anne,hiç böyle olmazdı..babam ağlamazdı.yüreğimiz acıyor anne yüreğimiz..
bütün odalarında sen varsın bu evin ,her gün pencereden bakıyorum karşı yola, hani hep derdin ya \"beni bekle\".
seni bekliyorum anne,gelmiyorsun.
kim beyazlara bürünse;sanki sen, hangi ananın gözleri dolsa;sen...
ön bahçeye diktiğin ağaçlara sarılasım geliyor bazen, kokun vardır kimbilir!
kimbilir annem!
hasret anne...bu yolun sonu gelesi değil gibi.
çarçabuk geçse bir şu zaman,bir geçse,kapılar açılsa bana..
ben artık yaşamı sevmiyorum anne.
hiç bu kadar yalnız kalmamıştım,resimlerin konuşmuyor benimle...oysa ben attığım her adımda,aldığım her solukta seni yaşıyorum ve diyorum yoksun.
korkuyorum anne,binalardan,evlerden,ağaçlardan,herşeyden korkuyorum.
bütün bunların arasında senin bebeğin kaybolmaktan korkuyor.ellerimi tutan yok anne,ne de kokumu senin kadar seven...saçlarımı öpüp koklayan, ağladığımda \"ağlama yavrum, kıyamam gözyaşlarına\"diyen yok.
çok özlüyorum seni anne.
o kadar güzelsin ki..
tıpkı bir melek gibi...beyazlar çok yakışırdı sana,hani hep söylerdim ya sana da.
hiç gelinlik giyememiştin sen anne ve bir gün kına yaktılar ellerine,ayaklarına...bembeyaz giydirdiler sonra seni...ve götürdüler,benden aldılar...tertemiz sularla,dualarla yıkadılar..gelin oluyordun öyle ya!!! beyaz yine yakışmıştı sana,o gün söyleyememiştim,şimdi söyleyeyim bari:
yine çok güzeldin anne! melekler kıskanmış mıdır acaba?
elimden aldılar seni anne,musalla taşına koydular. hoca başında,cemaat....\"iyi bilirdik\" dediler anne....oradaydım...ya da değildim.
iyisi azdi annem...sen bu dünyanın en tatlı annesisin,annelerin en güzeli en şefkatlisi...
herşeye kızıyorum anne, aklının alabildiği herşeye.
koşuşturuyor insanlar sağa sola sebepsiz yada sebepli, bense onların bu kadar mutlu olabilmesine bile kızıyorum.
diyorya hali sezai \'\' nerden buluyor bu insanlar ben mutsuzken gülünecek şeyleri \'\' diye
düşünüyorum acaba hiç anneleri ölmedi mi?
ölmediyse yaşamasınlar zaten bu acıyı anne,
senden öncesi ve sonrası diye ayrılmasın hayatları onların da
belki bu yazıyı da okuyorlardır anne, belki değerini bilmiyorlardır az ilerisinde şu anda uyuyan annelerinin, yada uzakta başka bir evde.
çünkü sahipler anne, benim gibi yoksun değiller.
bir kereliğine empatik davransınlar anne.
benim sahip olamadığıma sahip olanlar bir kere empatik davransın ve koşsun hayattaki en çıkarsız varlıklarına sarılsın.
çok geç olmadan bunu yapsınlar.
oradaki tüm annelere de selam söyle anne.
onların hepsinin acıyla yoğrulmuş ve yoğrulmaya devam eden yavrularının selamı var.
hepsinin ellerinden öpüyorum.
seni çok özledim anne.
Ha bu arada anne, sen gittiğinden beri değişen en önemli şey, artık hiçbirşeye karşı çok kelimesini kullanmıyorum.
Hiçbirşey bende çok etkisi yaratmıyor.
Gülsem bile hiç çok olmuyor.
Sevsem aynı.
Konuşsam aynı.
Ne yaparsam yapayım çok kelimesini kullanamıyorum.
tam 18 defa hamile kalmasına karşın, bunlardan sadece 5'ini dünyaya getirmeyi başarmış; bu 5 çocuktan sadece birisini büyütmeye nail olmuş britanya kraliçesi. ileride bu çocuk da yaşamını yitirince, varisi kalmadığından flemenk bir kraliyet evladına tahtı bırakmıştır.
çocuğunun içler acısı durumundan ne yapacağını şaşırıp, iki gram bilgisayar bilgisiyle eski sevgili fotoğraflarını silendir. ve tabi geri dönüşüm kutusunun varlığından habersiz olan.
asla kalbini kırmamak gereken tatlı varlıktır. biraz önce arayıp "dikkat et oralarda kendine, bak kime diyorum gece markete gitmek yok, bayıltırlar, kaçırırlar, onu bunu şunu yaparlar... " diye ortada hiçbir şey yokken atarlı bir şekilde saymış, "anne noluyo şimdi durup dururken? " deyince de "sen pek iyi gününde değilsin herhalde." deyip telefonu şak diye kapatmıştır. Olsundur. her halükarda evladını düşünendir, atarlanılmamalı ve el üstünde tutulmalıdır.
40 yaşında bile olsanız, yolda yürürken bir tanıdığıyla karşılaştığında sizi gösterip "bak bu oğlum" der. ("bu" siz oluyorsunuz bu durumda.)
bunu kötü anlamda söylemedim tabi, gurur duyarak tanıtır sizi.
sizin 40 yaşında olmanız, karşılaştığınız teyzenin siz yokmuşsunuz gibi davranarak "naptı evlendi mi?" diyerek annenize sormasını ve sizin süs maymunu gibi gülümseme zorunluluğunuzu engellemez.
elinde poşetlerle sokağın ortasında dikilip annesinin komşusuyla muhabbetini gülümseyerek dinlemek zorunda kalanlar ne demek istediğimi anlayacaktır.
40 yaşına bile gelseniz annenizin yanındayken 10 yaşındaymış muamelesi göreceksiniz bunu unutmayın...
başına bir şey gelmeden önce ona bakarken gözleriniz dolmaz.
bakmaya doyamadığınız ama gözlerinizden bile kıskandığınız.
sözlerini pek önemsemez evlatlar... neden? en çok onun sesini duyar çünkü.
halbuki o ses... her an size bir tehlike gelmesin diye çırpınan, yırtınan tek sestir.
annedir o ... sevdicektir. bir tanedir. tektir. sevilmelidir o... değerini bilmemiş ümidi ile...
mezun olup askerliği bitireli 3 ay olmuş neredeyse ve ben hala iş bulamadım. babam vefat edeli 8 yıl olmuş. hemen bir iş bulup anneme bakmalıyım diyordum kendi kendime. bu düşüncelere dalmışken annem geldi yanıma. "oğlum üzülme. ben seni bana bakman için sevmiyorum ki. nedensiz seviyorum. ve ben inanıyorum ki sen gerekirse dilencilik yaparsın yine de annene bakarsın" dedi. bir evlat için bundan daha güzel bir söz var mı bilmiyorum ama bazen içimden keşke anneler bu kadar mükemmel varlıklar olmasa diyorum. böylece annesi olmayan milyonlarca insan daha kolay alışır yokluklarına.