sevap point kasmaktır. arapçasını oku daha çok sevap alırsın diye bir şey var tabi. ayrıca pragmatik olarak bakarsak okuduğun kitap sana bir şey katması lazım ki bir işe yarasın.
bakıyoruz islam toplumuna sabah akşam okuyorlar bunu ama hiçbiri gerçek islamı halen daha anlamadı ve uygulamadı. kafasındaki ütopyayla yaşayıp günü kurtarıyor.
blr ömür sürmüş olsa dahî, insanın tam manasıyla işte bunu anladım, idrak ettim, iliklerine kadar kavradım dediği ne vardır ki?
“anlamak yok çocuğum anlar gibi olmak var
akıl için son tavır saçlarını yolmak var”
sevdiklerimizin anlamsız hareketlerini dahî sempatik buluruz; yahut şöyle söyleyelim, ana dilini bilmediğimiz bir sevgili’yi anlarız, o da bizi anlar!
anlamak meselesini dar kalıplardan çıkartmak icab eder; batılı bir filozof, insanın kainattaki durumunu, muhteşem bir kütüphanedeki kediye benzetmektedir; bütün esrara karşı vaziyetimiz batı’lı filozofun gözünde bir kedinin anladığı kadar ve böyle!
meşhur bir mide profesörü, 40 yıldır mide üzerine ihtisas yaptım, hakkında henüz tam olarak bir şey bilmiyorum diyor; 40 yıllık ihtisasın ardından “bilmiyorum” diyen adamla, mide hakkında bir şey “bilmeyen” adamın yani iki “bilmiyorum” arasındaki fark, herhangi bir şeyi birisinin “anlamaması” ile diğerinin “anlamaması” arasındaki fark gibidir!
Arapça bilmeyen birinin kuran okuması anlamadan okumaya girer. Fakat sevabına engel değildir. Aynı zamanda meal, tefsir ve açıklamaları da okunarak üzerinde düşünerek anlayarak yaşayarak okumak temel görevimiz.
Sultanbeylide suriyelinin açtığı turşu dükkanı önüne tülbent bağlayan bile vardır. Çünkü, tabelalarda turşu, turşucu, pancar turşusu, biber turşusu falan yazmaktadır. Ama arapça.