bünyeme bir miktar zerk etmek istediğim şehir.
ankaradaki şeyler bana daha gerçek gelir. belki gri duvarların yekpareliğinden, bozkırların sadeliğinden, tahmin edilebilirliğinden ve bunun gibi tipik turistik önyargılarla sayılabilecek bir kaç şeyden daha kaynaklanır bu durum. tek boyutun verdiği bir gerçeklik hissi, tek boyutu yaşanılır kılmak için insanlarının çok boyutluluk çabası vardır. kıvrılıp bükülüp dallanmamıştır. bazen iyi gelir sanki.
ankara.başta; 'denizsiz bir şehirde yaşanır mı' sözlerine tepki verdiğiniz ama sonunda buna hak vermenizi sağlayan şehir.denizsiz büyük bir şehir saçma geliyor.bi su birikintisi arıyosunuz orda, doğal(!) olan.alabildiğine yerleşim yeri..ama gün geçtikçe sevdiğim ve önümdeki 5 yıl içinde de seveveğimi hissettiğim şehir,çorak ankara.
yakışmadığı halde 15 yıldır giydiğim; dilini bilmediğim, anlamadığım bir ilahi,
bir öküze şiir yazdıran. erken gelmiş huzur. usul usul sis yağan.
beni üzen.
yasamak zorunda birakildiginizda nefret ettiginiz, her gece uykuya dalmadan once uzak sehirlerin hayalini kurdugunuz, eskimis ustunuze sinmis kokusunu yine de nereye giderseniz gidin en mutlu aninizda bile icinizde hissedip huznunu yine size bulastirabilecek,yasadigim yasamayi sevmedigim sehir
yoğun bürokrasinin varlığından dolayı eğlence anlayışı bakımından önyargıdan yeterince nasibini almış bir şehirdir. oysa, içi başka dışı başkadır. dıştan beton yığını gibi görünen ankara gece maskesini takar ve çok değişik, istanbul kadar kaliteli eğlence merkezleriyle dikkat çeker. (bkz: manhattan) eğlence anlayışı kızılaydaki ssk ile sınırlı değildir.
varoşu kadar burjuvası da boldur. heryer için geçerli olan paranız ve vaktiniz varsa orada canınız sıkılmaz düşüncesi ankara için de geçerlidir.
şarkısı vardır,şiiri vardır,romanı vardır adına yazılan.
renksizdir,siyah beyazdır,asildir.
özletir,bezdirir,terk ettirir,
öğrencidir,memurdur,bürokrattır.
Sonbahardır,kardır,soğuktur.
Denizsiz,bahtsız,ve yalnızdır.
Sivilleşemiştir.
25 senedir bu şehirde ikamet etmekteyim ve daha da edicem ama anlamadığım şey Ankara'ya* 1 veya 2 kere gelmişlerin hepsinden duyduğum "olum sizin insanınız beton gibi hiçbiri gülmüyo" ya kardeşim ne demek gülmüyo bu şehre biz jupiter'den kopan bi parça ile düşmedik'ya.Ha eğer kasıtedilen ota boka gülmemekse evet öyle ota boka gülmeyiz.*
hayatımın şehri bu şehir... ankaram... nazlı güzelim benim... beni korur, saklar; ben de ona biad ederim... sevgilimdir bu şehir benim... beni aldatmaz, kandırmaz, oyunlar oynamaz, yok yere bulmaz beni... bulduysa beni vardır bir nedeni, öyle yok yere çağırmaz beni... seviyorum aşığıyım bu kentin!!!
yıllar sonra bile gittiğimde bana 30 eylül 2006 günü bahçelideki puzzle cafeden beşevler metro istasyonuna giden yolda konuştuğum, dizlerimi titreten o kızı hatırlatacak olan gri binalarını pişmanlıklarım ve keşkelerimle özdeşleştirdiğim bu sıralar adına yazılmış şarkıları hüzünle dinlediğim şehir.*
gri kentim, yaşadığım güzide şehrim. insanıyla sıcak evim, huzur timsali insanın yanlızlığını en iyi paylaşan her sokağında ayrı güzellikler barındıran yağmurun en çok yakıştığı bana ait özellikleri barındıran sisler evim.
Ankara yaşanması gereken bi şehir.Ayrıca ankara'yı ilk kez başkent yapan ve adını veren kavmin Keltler, Anadoludaki adıyla Galatlar olduğunu belirtmem gerek.