yağmur yağdığı zaman denizin değil bit gibi türemiş göletler ve şelalerin manzarasının izlendiği şehir. bir de yağmur esnası göletleri var ki, demeyin haline.
türkiye'nin en yaşanılası şehridir, her gidildiğinde ağır, kaotik havası çarpar yüze, derindir. izmir, istanbul gibi güzel değildir; gerçek, ağır ve sakindir. zaten bizim bu popüler ucuzluklarımızdan gına geldi; illa tropik, "güzel" falan olacak, nedir bu tek tip şeyleri, bariz, görünen şeyleri yani yüzeysel olanları, yani kolay olanları isteme hali..
ankara iyidir, yaşanması, anlaşılması gereken bir yerdir.*
arkadaşımın telefonundan alın lan size ankara manzarası diye gösterdiği sadece binaların olduğu bir resme baktığımda ne kadar harika bir şehir olduğunu anladım.*
okul için gittiğim şehir. öyle sağlam bir iğrençliği var ki içinde iki haftanın dolmasına birkaç gün kala mide bulantısı yapar. kendi şehrinin kokusunu içine çekip avunup geldiğin ilk saniye seni çileden çıkarır. hani öyle böyle iğrenç değil.
gittiğime bin pişman olduğum karışık kalabalık çok beton olduğunu düşündüğüm şehir.başkent olmasına rağmen yollar çok karışık minibüsleri otobüsleri çok eski vs. kısacası anıtkabir den başka bir güzelliği olmayan kesinlikle bilmeyen birinin başkent olduğunu tahmin edemeyeceği şehir.
istanbulu görmeyen sefil insanın kulu kölesi olduğu, aslında bir boka benzemeyen, işsiz insanların bir işleri varmış gibi sağa sola koşuşturduğu, adresleri sadece menepoza girmiş kadınların bildiği ulusumun başkentidir.