sadece yılmaz erdoğan şiirlerinde katlanılabilir kent.
içinde barındırdığı insanlar gibi soğuk, sanki toplu halde ölmek için yaşayan bir kent.
ayrıca istanbula gidip gelmeyenlerin yaşadığı şehir.
ya mecburiyetten kalanlar ne yapacak?
benim naçizane beton şehrimdir. her ne kadar soğuk görünse de insanları sevecen tiplerdir. kendimden biliyorumdur. ayrıca kedimiz de ünlüymüş onu da öğrendik. her şeye rağmen ankara'nın amblemi her zaman hitit güneşi olarak kalmalıdır.
giden biz değilmişiz. kaldırımlarmış. biz aynı kaldık. iyi huylu temennilerimiz aynı kaldı. ihtimalleri seviyoruz. ankara değişti ama. kısa camel gibi değişti. içindeki tütün değişti. paketi değişti. deve kayboldu. değişen senmiydin benmiydim bilemedim ankara? görmek isteyenin de istemeyenin de bahtı hep kara. sanırım gitmek lazım.
Kedisi, tiftik keçisi, hosta döneri, kıtır'ı, 06 gazinoları,ayazı, kuğulu parkı, karumu, 7.caddesi, tunalı hilmisi, seğmenler ve botanik parkı, papazın bağı, hoşdere caddesi, aspavaları, rumeli işkembecisi,kebap49'u, kumsal meyhanesi, gar lokantası ve bir çok değeri meşhur bir ilimizdir.
gri ve soğuk şehirdir. evet tanım kasamadım da... ebemi gang bang şeklinde sikertmektedir efendim. gelmeyiniz buraya okumaya falan. defolunuz gidiniz. hayat 11de biter mi mk ya.
Müdürlüklerin değil bakanlıkların olduğu şehirdir. Ankara'da okuyan kime sorsanız "Ya abi fazla resmi bir şehir şimdi bak ben bara veya kafelere gittiğim zaman takım elbiseli milletvekilleri görüyorum" tepkisini alabileceğiniz havasıyla, üniversiteleriyle canına can katmış türkiye'nin en büyük 2. şehri ve başkentidir.
hayatı boyunca deniz kenarı şehirlerde yaşamış, 1 gün bile karasal iklimin hüküm sürdüğü bir şehirde konaklamamış biri olarak, kendisinin havasına, gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkına alışamıyorum özellikle son 1 aydır. bugünü değerlendirecek olursak; gündüz 15 derece, gece -1 ne lan. gece -1 derece olan hava sabah işe gittiğim saatlerde taş çatlasın 2-3 dereceye çıkıyor, donuyorum. öğlen olduğunda hava oldukça sıcaklaşıyor, kalın giyindiğinizde daralıp terliyorsunuz. akşam iş çıkışında sıcaklık yine 2-3 dereceye düşüyor neredeyse. bir terle bir don, öldürür insanı bu hava.
beştepede okul için kaldığım yer. ankara kalesine gittiğiniz zaman, kalenin en tepesine çıktığınızda bir tarafı modern, hatta güzel sayılabilecek bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. fakat arkanızı dönünce çinçin i görüp şok oluyorsunuz. ulan o nasıl bir doğu-batı sentezi. o yüzden 2 şehir var ankara nın içinde resmen. benim en sevdiğim yer ise çankaya. zaten istanbul ve ya büyük şehirlerden gelen herkes çankaya yı ankara sanır. diğer kesimler köy gibi geliyor insana.
bir sonbahar ve kış şehridir ankara memur şehrinden ziyade. parklar ve bahçeler sarı, turuncu ve kahverengi yapraklarla ışıklandırılmıştır. yer gri, gök gri. hava soğuk kasvetli, bir hayal ilk sevgiline dair. siyah beyaz resimdeki kırmızı rujlu kadın gibi. cat stevens özlemine acı katar lady d'arbanville i duyarsan.
şimdi olay şöyle gelişir. mısır güneş tanrısı RA birgün canı sıkılmış dağ tepe dolanır yanına aldığı piknik sepetinden birşeyler atıştırır. uzakta bir dişi bir erkek geyik görür ve geyikler fışfış yapmaktadır. canı fena halde fışfış çeker RA nın. yoluna devam eder tabi ama dalga dimdik akıl uçmuş. bir bakar ANKA kuşu gökte süzülüyor. alttan kuşun g.tü görür kafa dirik atar hemen. yerden bir taş alır atar ANKA şakk yere baygın. RA sonra çıkarır aleti ANKA ya yapıştırmaya başlar. RA kardeşimiz pancar motoru gibi devam eder. RA işi bitirir çıkarır bir maltepe sigarayı yakar. ANKA uyanır mecbur namus gitmiş baş göz edilir bu iki mitolojik varlık ANKA ile RA. işte RA nın ANKA nın ırzına geçtiği yere ANKA ile RA demeye başlar insanlar. gel zaman git olur orası ANKARA.