doğduğumdan beri yasadığım, en çok da insanını sevdiğim şehirdir. ancak, bir yerden sonra herkes birbirinin tanıdığı çıkıyor, keşfedecek vizyonu genişletecek hiçbir şey kalmıyor. gezmek lazım görmek lazım. okul bittikten sonra da hep aynı insanlarla aynı yerlerde çalışacağım muhtemelen. bu sebeple okul biter bitmez terk edip uzunca bir sure donmek istemediğim yerdir aynı zamanda.
460 milyona satılan "orta sınıf aile tipi" evlerin bulunduğu lüks "başkent". Vay anasını, evde soyunma odaları bile varmış. Sanki alacak aile bir demet tiyatro çalışanlarından olacak.
23 yıldır içinde bulunduğum, doğduğum, büyüdüğüm ve hala beni büyütmeye devam eden gri şehir. ayrıca buralı olmayıp da buraya laf eden örneğin ''ankara'da deniz var mı?'' diye aşağılama amaçlı sora soran insanlara ''varmıştı ama asmışlar'' demek büyük zevk verir.
Bu sabah kendisiyle 7 günlüğüne ayrıldığımız şehrim. Şimdiden özledim sokaklarını, caddelerini. Manita gibi pezevenk, ayrı kalmaya gelmiyor özlettiriyor hemen.
Pek gezilecek görülecek bir yeri olmayan, istanbula göre biraz tek düze gibi duran şehir. Doğrudur, lakin istanbul da bir yaşa kadar çekilir. Evet istanbul dünyanın sayılı metropollerinden biridir. Ancak bu maalesef bir şehri yaşanabilir ve huzurlu kılmıyor. Ankara yaşanabilirlik açısından istanbulu geçer. Aradığınız huzur, rahatlık, bir yerden bir yere gitmenin çok kolay olması ankarayı diğer büyükşehirlerden üstün kılar. Şu anda istanbulda yaşayan birisi olarak çocuklarımı Ankara'da büyütmek isterim ve de fırsatım olduğu zaman mutlaka Ankara'ya yerleşeceğim.
Ankara'nın bilinen ilk resmi, halen Amsterdam'daki Rijksmuseum'da sergilenen yağlı boya bir tablodur.
Yapılış tarihi ve ressamı bilinmeyen tablonun 1730'larda yapıldığı tahmin ediliyor.
Müze kayıtlarında 'Ankara Manzarası' olarak geçen ve yakın zamana kadar Halep'e ait olduğu zannedilen bu resmin Ankara'ya ait olduğu Prof. Dr. Semavi Eyice tarafından kanıtlanmıştır.
Ankara Manzarasının üst tarafında; o zamanlar kentin merkezi olan Ankara Kalesi, alt tarafında ise 18. yy Ankara'sının ticaret hayatının esasını teşkil eden tiftik keçisi ve dokumacılığından sahneler yer almaktadır.
Bu yağlı boya tablo, yaklaşık 500 yıl önce 16. yüzyılda yapıldı, Hollanda'da bir müzede bulunmaktadır. Önemi şu; Ankaranın o dönemde Halep'e benzetilecek kadar görkemli bir 'Kale Kent' olduğu, kenti çevreleyen üç sur bulunduğu, anıtsal yapıların yerleri ve konumları ile bazıları günümüze kadar yok olsa da belirlendiği bir tablo bu.
Prof. Semavi EYiCE hocamız bu konuda bir kitap yazmış 'Ankaranın Eski Bir Resmi' adıyla. ilgilenenlere bu kitabı bulmalarını tavsiye ederim. Ressam, tablonun önünde o dönemde Angora olarak anılan kentin en önemli sanayi ürünü olan ve Ankara keçisinin dünyaca meşhur yününden yapılan 'Angora Sof' unun üretimini resimlemiş. Koyunların, keçilerin kırkılmasından, çıkrıklardan eğirilmesine, meviçli ve hareli kumaşların tezgahlarda dokunmasından yerli yabancı tüccarlara satılmasına kadar tüm üretim ve ticari süreç bu tabloda var, hatta geri planda 'Akköprü' den kente doğru bir kervanın gelişi de bu senaryoyu tamamlıyor.
Ankara'nın Roma Döneminden sonra yüzyıllarca Kaleiçine çekilip yaşadığını söylemek olasıdır. Ancak, 13-14 yüzyıllarda Kale dışına çıkılıp, Atpazarı, Koyunpazarı, Samanpazarı çarşıları ve Çıkrıkçılar yokuşu yolu ile Suluhan'a kadar gelişen bir ticaret kentidir Ankara... Bunun başlıca nedeninin ise, ünlü ingiliz Kralı VIII. Henry'nin dahi giydiği 'Sof' dan dokunan kumaşlarının olduğunu söyliyebiliriz.
Osmanlı imparatorluğunun Anadolu'da birlik ve barış sağlaması (Pax-Ottoman) ile, yükselme dönemindeki güçlü otoritesinin Anadoludaki pek çok Kale Kent'in dışa açılması, sosyo-ekonomik ve nüfus gelişmesinin bir benzeri Ankarada da yaşanmıştır.
yaklaşık 20 dakika önce arka arkaya 15-20 kere gümbür gümbür sesler gelen şehir. sanki bir yer patladı ama haber sitelerinde de bir şey yok. evim yüksekte olmasından dolayı ufukta oluşan bulanıklığı da görebiliyorum. noluyo lan.