Bugün o bilindik griliğiyle pencerenin ardından bana gülümseyen şehir. Yağmur hafiften yağıyor. Kulaklığımı bulur bulmaz sokaklarını arşınlıyor olacağım.
trafiğine, olmayan ulaşımına sıçtığımdır.
sözlük çok istediğim bir yere saatinde otobüs bulamadığım için gidemedim. şuan geldim odama bilgisayarda sinirli sinirli asosyalleşiyorum. bu güzel havada yaşadığım şeye bak.
beni de toprağına kabule edeceğine gönülden inandığım gri şehrim.
sevdiklerim hep burada, sevdiğimi söyleyemeden toprağa koyduklarım hep burada, acılarım hep burada, az da olsa sevinçlerimde burada. beni ben olduğum için, bana ekstra misyon yüklemeden kabul eden şehir. allahım senden bugüne kadar çok bir şey istemedim. hakkımda hep hayırlı olanı istedim. şunum olsun bunum olsun demedim. sağlık sıhhat bahşet demedim. şimdi senden üç tane dileğim var. sen ki ol deyince oldurtan öl deyince öldürtensin. annemin canını benden önce alma, sevdiceğimi bana geri ver ve son olarak gri şehrimde ölmeyi bana nasip et.
Yarım saate beni sarıp sarmalayacak eski sevgili...lakin ben sıkıldım kendisinden iki üç saate kadar yeni bir valiz hazırlayıp başka bir kente aşık olmaya gideceğim...
yerel seçimler nedeniyle dikkatimi çeken kedili amblemi beğenmedim ki kedileri en az mısır tarihi kadar severim. hitit güneşinin nesi vardı da kaldırıldı acaba.
eskiden geceleri buz gibi olurdu, ayaz inerdi. şimdiyse ılgıt ılgıt yeller esiyor dışarıda. güzelim şehir ankara, eskisinden daha sıcak. eskisinden daha sevecen...
başıyla sonu alakasız olan şehir. bir şehir düşünün ki her ilçesi ayrı telden çalsın, her ilçesi birbirine düşman olsun. bir de ayazı var ki sorma gitsin. hep çok resmi gelmişti bu şehir bana, sanırım öyle gelmeye de devam edecek ömür boyu.