bir duraktan bin tane paralı otobüs geçiyorsa bir tane ego otobüsü geçen ildir. paralıda aktarma yok ya tabi egoyu az tut paralıyı çok tut. ne güzel herkes işini biliyor tabi.
Ankara'da insan tanıyamıyor kimseyi. insanların yüzüne çöreklenen somut bir ifade var. Genel ve somut Somurtkan ve somut Her yetişkin bireyin yüzüne yerleşmiş. Hatta bazı çocukların bile O kadar somut ki, silmeye kendi gülümsemeniz yetmez. Bu aynı ifade maske gibi yapıştığı yüzleri tanımaya da fırsat vermiyor işte. Bu yüzdendir ki, Ankarada insan tanıyamıyor kimseyi, kolay kolay. Derine inmek, o somut maskeyi çıkartmak gerek. Altından ne çıkacağını bilmiyoruz belki, renklere hasret biri belki de maskeyi özümsemiş gerçekten mutsuz kişi. Her somurtkan insan mutsuzdur diyemeyiz elbette. Çok mutlu birisi bile otobüse bindiğinde ya da sokakta yürürken somurtuyor. Özellikle yanında bir arkadaşı, sevgilisi ya da ailesi yoksa. Yapacak hiçbir şeyi olmadığındandır belki. Ama geçenlerde ispanya'da çekilmiş sağanak yağmurun altında çiçekli elbisesiyle tek başına dans eden bir kızın fotoğraflarını görünce hiçbir şeyin bahane olamayacağının farkına vardım. tek başına da mutluluğunu yansıtabilir insan. biraz rahat olmak gerek sanırım. Ankara'nın eksiği bu. Herkes kaskatı kesilmiş durumda. Hayır, soğuğuyla da ilgisi yok bunun. insanın içindeki minik ışığı kendi elleriyle ve kısmen isteyerek söndürmesiyle alakalı. Üstelik salgın hastalık gibi yayılan da bir durum bu. Kişi öyleyse yanındakini de o biçime dönüştürüyor. Herhalde o kızın yanında somurtkan ve tepksiziz bir arkadaşı olsaydı, kız ne kadar dans etmek istese bile vaz geçecek, erteleyecek sonuç olarak yapmayacaktı. Biz de renkli insanların varlığından habersiz gri dünyamıza dönecek içimizdeki umut kıvılcımı yeniden sönmeye yüz tutacaktı o vakit.
Boşuna gri şehir demiyorlar Başkente. Güneşli günleri bile gri. Bunun sebebi somurtkan insanları olabilir mi? Ama dürüst olmak gerekirse, grilik yakışıyor bu memlekete. Turuncu bir Ankara düşünülemezdi bence, ya da pembe. Ciddiyetini, eskiliğini, hatıralarını bozardı renkler. Gri güzel Şehir için güzel. insanları rengarenk olmalıydı sadece. Somurtkan somut maskeyi çıkarıp kendi renklerine bürünmeliydiler. Ankara o zaman griliğine rağmen içinde gökkuşağını barındıran zevkle yaşanabilir bir şehre dönüşürdü.
Ankaranın en ücra köşelerini keşfetmeli insan. En bilinmedik, en eski cafelerine gitmeli, en ıssız yerlerindeki restoranlarda yemek yemeli. O zaman tanıyabilir ve sevebilir bir şehri. Bir şehri sevmek bir insanı sevmekle eşdeğerdir aslında. Bir şehirde yaşayan bir insanı seviyorsanız o şehri de seversiniz. Aradaki fark şehrin kalıcı olmasıdır. Anılar kaldıkça şehir de var olur sizin için. Sevdiğiniz insan gider, onunla buluştuğunuz sokak lambası orada kalır.
Hiç düşündünüz mü Ankaranın bir mahallesinin bir sokağındaki bir sokak lambasının anılarını? Kesinlikle düşünmeye değer. Ankara ayazında lapa lapa yağan kara rağmen o lambanın altında kaç memur otobüs bekledi, kaç genç o lambanın altında buluştu ve kaç evsiz o lambanın altında uyudu. Tek başına lambaya yaslanarak telefonda konuşan bir kadının o anki derdini veya mutluluğunu paylaşan tek cisim oydu belkide. Şehir dediğin; kaldırımlardan, lambalardan, sokak aralarından, duvarlardan, cafelerden, sinemalardan ve nadiren de olsa ağaçlardan oluşmaz mı zaten? Şehri yaşatacak damarlardır buralar. Anılar kan gibi o damarlardan geçer, şehir can bulur, insanlar da o canı sebepsizce sever.
Ayazıyla geçen kışlarına rağmen donmadan akıyorsa o kan damarlardan, denizi yok diye yargılanamaz. Hele Ankarada hiç yaşamamış biri bu şehrin denize nasıl da ihtiyacı olmadığını anlayamaz. Soğuğudur Ankara'yı Ankara yapan, iklimidir hatta genellersek. Ankara'da deniz olsa, Ankara Ankara olur muydu?
Teknoloji tüm fırsatları öldürüyor deniyor ama bir şehir için bence yaşanacak hatıraların en büyük düşmanı arabalar. O şehrin sokaklarını yürümeden nasıl yaşamış sayabilirsin kendini? Merdivenlerini çıkmalı, ağaçlarına yaslanıp sigaranı içmeli, yeni yerler keşfetmelisin ki tanımalısın tamamen. Tanımalısın ki yaşamış olmalısın o şehirde. Alışveriş merkezleri de diğer düşmanıdır hatıraların. Tek anınız dünyaca ünlü yemek yerleri ve birkaç mağaza olur. Tüm gün orada geçmiştir fakat anı değil kıyafet kalır geriye. Esnafı dolaşıp muhabbet ederek yeni yüzler tanıyarak alışveriş yapmak varken bu koca binalar niye? Zamanı yok kimsenin artık tüm sebep bu olsa gerek. Somurtkan somut maskelerini çıkarıp sabah gördükleri çöp toplayıcılara bir günaydın demeye yerinen bir toplumsak eğer bu Ankaranın değil tüm dünyanın suçudur aslında. O kadar standart ki hayatlar, bu döngünün içine girmeye korkuyor insan. Henüz gençken korkuyoruz en azından. Eleştirdiğimiz o insanlara istemsizce dönüşmekten. Hem aynı yollardan geçip hem de özümüzü korumak mümkün olmaz mı ki? Yaşayıp göreceğiz sanırım. Dönüşürsek farkına bile varmayacağız belki. Ama yine de yaşayacağız.
gece 11den sonra ne idüğü belirsiz adamlar tarafından ulus kızılay gibi yerlere 10 adımda bir yerlere masaj ve tro kartları serpiştirilen şehir. Büyükşehir Belediyesi çalışıyor, sokaklarda baliciden, yankesiciden, sapıktan, spor ayakkabıyı zorla boyamaya kalkan kürt bebelerinden, suriyeli dilencilerden, ihaleli dilenci çetesinden, legal yol kenarı otopark mafyalarından, apaçiden, berduştan, itten kopuktan eser yok fakat talihsiz bir şekilde bu kart serpenler asayişin gözünden kaçıyor işte.
not: artık alıştık bunlara, eğlencemize bakıyoruz. o kartlarda cep numaraları var. arayınca sabit telefona yönlendiriyorlar. güvenlik sistemleri bu şekil.
Meclisin 2 km capi icerisinde yerlere utanmadan travesti kartlari serpistirilen sehir. Hayir ben onu da gectim atin tamam ama niye travesti lan? Arz-talep iliskisi mi?
Not: gecenlerde saat 15.00 - 16.00 siralarinda bunlari kizilay ile sihhiye arasinda gordum. Kadinin teki boyle gayet rahat ve normal bir sekilde esofmanli halde elindeki kutudan avuc avuc alip yerlere serpistiriyordu. Boyle pembis pembis de giyinmis gozume takildi tabi sonra dusundum ulan kesin bunu birileri takip ediyordur, bir baktim arkasinda da pezevengi. Vay nomissizlar dedim.
Maltepe/Cankaya ya yeni taşınmış biri olarak ciddi ciddi soguk lan bu şehir. daha şimdiden böyleyse aralık ocak ayında napıyosunuz siz abiler?
Bi de bu kaldırımlara atılan masaj kartvizitleri ne ayak. bu kadar legal mi oldu bu işler.
deli gibi yağmur yağan kışın gün itibariyle varlığını hissettirdiği gri şehrim. ha bu arada cumartesi günü soğuk havanın neşeli sözlük yazarlarının hoş sohbetleri ile ısınacağı zirvenin olacağı şehir. ankarada olupta gelmeyen yazarların kaynanası ölsün.
an itibarıyla yağmur yağan gri şehir. şaşılması gereken yağmurun yağması değil havanın birden soğumuş olması. şahsen çok üşüdüm bugün.
8 sene sonra editi: Bugün yine hava kapalı. Yağmur yağmakla yağmamak arasında gidip geliyor. Havalar da son bir kaç gündür soğudu gibi. Yine değişen bir şey yok. Yine gri, yine soğuk, ama bu sefer hem gri, hem soğuk, hem de kalabalık.