Yarından itibaren önümüzdeki 1 yılı geçireceğim taşkent. Yeni hayat tecrübemde varlığının bile büyük yardımının dokunacağı ponçik insanların yoktan sebeplerden ötürü bendenize sırt çevirdikleri için onlara teesüflerimi iletiyorum. iyi şanslar bana.
hiç özlemedim, insanlarından da, kendisinden, havasından, suyundan nefret ediyorum. yarın yola çıkıcam şimdiden sıkıntı bastı. inşallah her şeyi bi günde halledip geri dönerim. lanet olsun sana ankara !
otogarı ve simidini kaybeden şehrin damarlarında Melih Gökçek dolaşmaktadır. Yanına oğlunu da almıştır. Ben sizin babanızım deyip billboardlara resimlerini koymanın hazzını yaşamaktadır. nasıl bir memleket bu böyle...
berbatlığını ve kötü insanları dışındaki bütün kötü özellikleriyle birlikte çoğu şeyini özleyip ardımda bırakarak terk edeceğim şehir. ama henüz bitmedi.
çakma solcularıyla ünlü karanfil ve konur sokak, sakin gecelerimi geçirdiğim küçükesat, kafamı milim farkla biber gazının sıyırdığı atatürk bulvarı'ndaki üst geçit, yine aynı bulvardaki "bu sefer sanırım ölüyoruz" dediğim ve insanlarla içeride mahsur kaldığımız starbucks, aragorn tostunu yediğim ama ortamı hiç orta dünyaya benzemeyen kafe orta dünya, bir zamanlar sevdiğim kızı tutup ortasında öptüğüm kızılay meydanı, aşık olduğum için metroya binmekten vazgeçip kulaklıklarımı takarak yağmur çamur demeden yürüdüğüm kızılay-tandoğan yolu, sevdiğim kıza açılıp da reddedildiğim o bank, gecenin bir vakti çimlerinde uzanıp kanyak içerek gökyüzünü seyrettiğim üniversitem, yeri gelip tek bir simidi paylaştığım arkadaşlarım, hayatımda hiç gitmediğim ama hep gitmek istediğim ama nedense bir türlü gidemediğim seğmenler parkı, çoğu kişinin normal olarak takım elbiseyle gidip benimse kapşonlu kıyafetle gittiğim opera, sarhoşken gecenin köründe arkadaşımın sırtına binip -ki kendisi kızdı ama iman gücü vardı- koşarak bağırdığımız o sokaklar, kanyak içip yastık adam'ına gittiğim tiyatro, kafam bozukken tek başına oturup iki tek attığım zula bar, herkes yanımda kendini kaptırmışken sıkılıp tepkisizce yarısında çıktığım gökhan türkmen konseri, kitabımı alıp gittiğim ve huzur bulduğum aylak madam, her gittiğimde küfür ettiğim aşti... ve daha aklıma gelmeyen bir sürü şey.
dediğim gibi; geri döneceğim elbet bir gün, ne zaman olur bilinmez. biliyorum ki bu şehr-i gri, terk etsem bile silinmez.
Behzat Ç yi izlediğim zamanlarda nedense hiç görmeden Sevdiğim şehirdi. Daha sonra yatay geçiş için gittiğimde fikrim biraz Değişti. Yerlerde anlam veremediğim kartvizitler, parklarda sapıklar vs. Sonra kazanamadım zaten iyi ki de kazanamamışım diyorum şimdi.
Benim mucizeler şehrim. Yaşamam etmem yol üstü geçtiği yer. Birkere 2 günlüğüne arkadaşın yanına gelmiştim ama. Herneyse
O geldiğimdeki mucizeyi saymıyorum bile zaten. Simdikine bakalim. az önce aşti de, ortak tanıdık olan sürekli resmine baktığım biri vardı onu gördüm. O beni bilmiyor bile ama ben onu canlı gördüm. Çok garip bi andı.
adana'nın sıcağını erzurum'un soğuğunu yemiş biri olarak diyebilirim ki ideal iklime sahiptir , ne kışları öyle abartıldığı kadar soğuktur (soğuk diyen antalya izmir falan oralardan geliyordur , soğuk görmemiştir) ne de yazları aman aman sıcaktır