dört sene üvey analığımı yaptı, derdimden dert çıkardı ve çok dolandırdı beni kızılay'da, tunalı'da, bahçeli'de, cebeci'de, kurtuluş parkı'nda...
yüksel caddesi'nin meşrutiyet caddesi'yle kesiştiği noktada bir apartmanın çatı katında, ankara kalesi manzaralı yalnızlıklarım oldu çok. ama dostlukları bakiydi ankara'nın, soğukluğu sıcaktı, griliği mavi, soğuk gecelerde sevişen çocuklar sıcak. ankara'da hiç sevişmeyen yılmaz erdoğan, disiplin kurulunda tartışılmayan sevebilme ihtimali'ne nazire; ankarada aşık olmak zor diyen vedat sakman ve ona ses veren hüzünlü bakış zuhal olcay, yarım gün uzakta ankara, sokaklarında uslu kentliyi oynamak için diye deniz kokusu getiren bülent ortaçgil, hiçbir ayrılığı anlatamazdı ankara'da aşık olana, sevişene, kaçana, kalana, istanbul düşü kurana. murathan mungan'ın bir zamanlar oturduğu evin sokağında; "geçsede yolumuz bozkırlardan, denizlere çıkar sokaklar" diye bağıra bağıra şarkı söyleyen fırtınalı çocuklara, mazhar alanson'un mevlayı aradığı yollarda, leyladan geçme faslında olanlara, buselik makamına, pilli bebeksiz uyuyamayan, olsun demeden, çocuk düşleri yok olanlara, aşti'de el sallayacak kimsesi olmayanlara, beni severmiş o diye avunanlara daha ne anlatabilirdi ankara?
aşti'den çok el salladığımı bilirim gidenlere, tanımadığım insanların asker halaylarında elimde gözyaşı dolu bir mendille halaybaşılığımı da, arife günü otobüs bulamayıp çocuklarla koyun koyuna yatıp sabahladığımı da, bir gece yarısı deli gibi evden çıkıp atladığım ilk otobüsle hiç bilmediğim samsun'a gittiğimi de bilirim, ankara'ya gelen her yolda durak durak, şehir şehir ilk bestemi yaptığımı da bilirim, ama o bilmez, ankara'nın en garip huyudur bu, kimse bilmez
ankara'ya gelirken durak durak, şehir şehir yaptığım beste'nin sözünü yazdığım gün geldi aklıma;
sabaha karşı balgat'ta bir balkonda, ışıklar kenti ankara tam karşımda, ben bana beni anlatırken döküldü kelimeler;
" ışıklar kentinde ışıksızım
sensizlik demekmiş benim yalnızlığım
şimdi anladım.
o kadar kalabalığım ki kendimle
orada bile seni bulamadım
o kadar yalnızım ki seninle
sende bile kendimi bulamadım,
şimdi anladım.
karanlıklar kentinde ışıl ışılım
sana gelmekmiş kendime yolculuğum
şimdi anladım;
ama ne zaman dönsem kendime
benden başka kimse yokmuş
geride bıraktığım. "
ankara'da benden başka kimse kalmadı geride.
ve cemal süreya der ki,
ne der cemal süreya;
"sen temiz hava saklı su
sen bayan nihayet "
ne der anakara'dan kaçanlara, hızlı hızlı geçen neon lambalarının göz kırpışında, otobüs ve tren uğultularında şebnem ferah;
Bilmiyorum daha önce yazıldı mı ama bana gore turkiye nin boy ortalaması en yüksek 2 şehrinden biridir. Digeri de bursa dir. Yahu sanki 1.80 nin altında erkek yok bu şehirde.
okunmamak üzere girilmiş zilyon tane entrye bir tane de ben eklemek isterim.
5000 yıl geçse de ankara'da yaşamayanların nefret ettiği; ankara'da doğup büyüyen ya da öğrencilik gibi bir nedenle bir süreliğine de olsa ankara'da yaşayanların sevdiği şehir.
ben anlamsızca seviyorum ankara'yı mesela. neden? çünkü ilk ankara'da sokaklarında oynadım. ilk orada okulu asıp bilardo oynamaya gittim. ** ilk kez ankara'da aşık oldum birine, el ele tutuştum, öpüştüm ilk kez. bin milyon trilyar anım var her köşesinde, saçma sapan. yüzlerce kahkaham var benim ,orada havada asılı. yüzlerce gözyaşım var, hayal kırıklığı/terkedilmişlik sonrası. ilk aşkımda ankara'da benim, ilk ciddili ayrılığım da; ilk aldatılışım da ankara'da benim, ilk terk edilip dehlenişim de. süper mutlu günlerim de; katran karası günlerim de hep aynı şehirde.
bilmeyene dışarıdan gıpgri, sıkıcı, bir sikim olmayan bir şehir ankara. bize renk skalasının bir en başı, bir en sonu.
39° 57.0' enlem ve 32° 51.0' boylamlarının kesiştiği yerde bulunan, Türkiye'nin başkenti, güzide bir şehir. Konur sokak marjinallerini içinde barındırır. Yüzölçümü 2.516 km² dir.