Bende egeliyim ama kıyaslanamaz bile egeyle ama Ankara'da şu dikkatimi çekti çok lüks arabalarda gencecik insanlar var nasıl o yaşta o arabalara sahip oluyorlar tartışılması gerekir gibi.
aşık olduğum şehir. kurtuluş parkı nda oturup bakla falı baktırabilirsiniz, sonbaharda çınar ağaçları yapraklarını dökerken cinnahtan kuğuluya doğru , ağzında bir şarkı yürüyüş yapabilirsiniz, kuğuluda çimenlere oturup simit yiyip çay içebilirsiniz. çıkrıkçılar yokuşunda eski ankaranın içinde kendinizi kaybedip, kalede herhangi bir konakta gözleme yiyebilirsiniz. hacettepenin ankaraya hakim tepesinde oturup şehre karşı bir kadeh içebilirsiniz. bahçelinin arka sokaklarında sakin sessiz yürüyüşler yapıp kendinizi dinleyebilirsiniz, şehrin göbeğindeki papazın bağına gidip elinizde bir kitap ve semaver dolusu çayla kendinizi ağaçların gölgeliklerine bırakabilirsiniz, kocatepe kahvecisinde bir fincan türk kahvesi içip etrafı izleyebilirsiniz, vs. vs. vs.
ankara sadece kendine sadık olanlara gösterir sırlarını. sakin, ciddi, sadık bir yardir ankara, sizi sürekli şaşırtacak, heyecanlandıracak süprizleri yoktur belki ama ona güvenebilirsiniz, değişmeyeceğine , orda olacağına.
evet kesinlikle aşığım ona, seni seviyorum ankara, denizin, ormanın, nehrin olmasa da seni seviyorum.
ilginç manzaraları olan şehir. yolda giderken bakarsınız: yol gri, binalar gri, gökyüzü gri. sanki her şey siyah beyaz ya da doygunluğu azaltılmış gibi. ama yol kenarlarına bakarsınız, yeşilin en yeşiline doymuş çimler ve ağaçlar... işte ankara böyle bir şehir, soluk gri ile doygun yeşilin harmanı. hani olur ya kliplerde falan, her şey siyah beyaz ama kadının ruju muju kırmızı? işte bu da öyle bir şey, anladınız siz onu.
bugün yağmur yağdırmasın diye dua ettiğim, açık mı olacak kapalı mı karar veremeyen şehir. bugün yağma, yarın sabahtan akşama yağarsın, oldu mu sevgili ankara?