insanları yer tarif etmede yeni bir çığır açmıştır.
şahsım bir arkadaşımla atatürk kültür merkezindeki kitap fuarına gitmek için metroya binmiştir. metrodaki güvenlik görevlisine akm nin yerini sormam üzerine doğuştan ankaralı amcadan gelen cevap:
-bak herkes ordan geliyor.
artık benim için de yol tarif etme devri bitti. herkes nereden geliyorsa sen de oraya git diye cevaplayacağım. hayata bakış açımı değiştirdi o amca. sağolsun varolsun.
fotografik açıdan estetik bir boku olmayan yer. gerçi hiçbir açıdan hiçbir estetik bi şey yok da fotoğraf açısından sıfır. lan ben ki dijital makineyle bi yere gittim mi çektiğim şey içime sinmese bile 300den aşağı fotoğraf çekmem. filmli makinede 6-7 filme kadar da yolu vardır. ankarada iki makara filmi zorlaya zorlaya bitirdim lan. bugün elime geçti fotoğraflar. bi baktım hiçbir şey çekmemişim. iki makara da arkadaşların fotoğraflarıyla dolu. en sevmediğimn şeydir lan bi de milletin fotoğrafını çekmek. boşa gitmesin makara dedim öyle çektim.
içinden deniz geçen şehri herkes sever. bozkır şehrini sevmek herkesin harcı değildir. düzenli, karizmatik, belediyesi sorunlu olsa da entellektüel birikimi yeten şehirdir. isteyen istanbula dönüşlerinde zevke gelebilir. kimseyi zorla tutmuyoruz.
--spoiler--
"yollarına hep sevdiğimiz insanların
adlarını vermediler ama
biz her duvara
bilvesile onların adını yazarak yaşadık"
--spoiler--
birçok insanın kurtulmak için can attığı, küçük bir kalabalığınsa özlediği şehirdir. abi soğuktur sıcaktır bilmem ben... bunlar her şehirde, her ülkede var. lakin ne bileyim lan, insanlar bi' garip değil mi? yani yardım sevmiyorlar, gülmüyorlar ve yol tarif etme konusunda tamamen beceriksizler. kabalıklarını da tenzih ederim, bu doğuştan gelen bir genin ürünü diye düşünüyorum. lakin bıktım homua koyim, anlıyor musun? bıktım ulan. koduum okulu bitse de gitsem.
sırf cso burada olduğu için bile yaşanabilecek şehir. ama çok daha fazlası var. garip. alışmış olmalıyım. her yere gitmek fakat hep burada kalmak. üstelik aynı anda. nereye gidersen git, sen hep o tanıdığın eski sensindir ya; böyle bir şey işte. garip. oysa iki nefeslik yoldur hepi topu dört bucağı. oysa sığmaz olur çoğu zaman insan. ve akşamlar, bozkıra düşer gibi erkenden ve aceleci ve eski bir tanıdık gibi sokulur eviçlerine; sokaklar rüzgara kalır.
insan, çok yalnızdır ankara'da; az kalabalıktır. yine de bu şehri sever işte ve duyduğun gerçek sevginin nedenini asla bilemezsin.
istanbul'a gelirken mükemmel olan bahar havasına aldanıp, üzerime sadece ince bir sweatshirt alan bendenizi geri döndüğümde karşılayacak karlı hava yüzünden deli gibi korkutan şehir.
memur şehri olarak bilinir, doğrudur. eğlence için genelde bahçelievler, tunalı, çayyolu tercih edilir. resmidir, soğuktur. bu durum insanlarına da yansımıştır malesef.
dün (cebecide) bir öğrencinin bıçak, silah, sopa kullanılarak ablasının ve benim gözümün önünde dövülen şehrin ögrencisi. aynı zamanda üniversitesinde okudugum, bursamın eline su dökemeyen şehir.
hayatımın en büyük, en acıtan iki aşkını barındıran şehirdir. ikisinden de şutu yemişimdir. ikisi de demetevlerde arka arkaya sokaklarda oturmaktadırlar. uzunca bir süre adını dahi duymak istemediğim şehirdir bu yüzden.
memleketimdir. hüznü orada öğrendim ölümü, yaşamı, gerçeği, düşü, kendimi bile. geceleri bir başkadır yaşamak gerekir bir gece ankara'da. sakindir, sessiz, ıssız. herşeyden önce 'hayat kırıklığımın başkenti' dir.
cümlelerim garip oldu duygulandım lan anlatamıyorum da.