istanbul ve izmir'i adım adım gezmiş, oralarda yaşamış birisi olarak söylüyorum ki: grisi bile sizi kendine çeken şehir.
şimdi "ıyy deniz yoğk" diye ağlayanlar sanki istanbul'da, izmir'de yaşayınca her gün denizi seyrediyorlar. ulan en son ne zaman deniz kenarında içtin, oturdun desek hatırlayamayacaksın. daha ne kasıyorsun?
tam 91 yıl önce bugün ulu önderimiz mustafa kemal atatürk'ün geldiği şehir. atam o gün ankara'da seymenler tarafından o kadar iyi karşılanmış, onlardaki vatan sevgisinin ne kadar büyük olduğunu o kadar iyi görmüş olacak ki; bu seymenler diyarı şehri daha sonra türkiye cumhuriyeti'nin başkenti yapmıştır.
başkent olmanın, kurtuluş savaşı'nda en çok şehit veren il olmanın, anıtkabir'e sahip olmanın haklı gururunu yaşayan şehirdir ankara. atatürk'ün kurduğu bu ülkenin yılmaz bekçileridir ankaralılar da.
ne var ki bu şehirde? en iyi dostumun burda olmasını geç, okulu geç, barlarını geç ne kalır ki geriye? havası hava değil, yerleşimi bir garip, dolmuş desen 1.85tl çok acayip, ego desen gelmez, arabayı park edeyim desen otoparkı mesele... sıkıcı, sakin ve sessiz bir yer ankara benim için. bir insan bir şehirden ne ister sorusunun cevabı yoktur kesinlikle burada; ama sevdiği birkaç şey uğruna uzunca bir süre katlanılabilir. bir gün tiyatroya gidersin, hayvanat bahçesinde şöyle bir turlarsın, hava güzelse gençlik parkına gidersin bir iki kere, birkaç iyi yerde yemek yersin, üç beş bara gidersin, baharda göllerin birinde piknik yapsan, kışın da avm'leri turlasan, zaten bir ay otuz gün. tüm bu aktiviteleri de hoş bir döngüde tekrarlarsan hepi topu oniki tekrar eder. insan günün ya da haftanın bir vaktinde şöyle doya doya konuşabileceği birini bulabiliyorsa karşısında, orada çok uzun bir süre yaşayabilir. yoksa ankara da hikaye manzarasına öldüğüm karadenizim de.
kimi memur kenti der, kimi denizi yok der ama nedense ben o bozkırı çok seviyorum. bu hafta sonu ordaydım.dilimde şiirlerle gezdim ankarayı, bir kez daha sevdim ankarayı, ahmed arifi andım.
En kısa tanımıyla başkent.
Gözlerimi açtığım ve belkide burada tekrar kapatacağım o 4 tarafı dağlarla çevrili soğuk memleket.
insanlar soğuk değil ama şehir itici, belkide seneleri burada tüketmenin bir eseridir bu.
Yinede hayatımın derin çizgileri bu şehre kazılı, ilk aşkım, sonsuz arkadaşlığım, nefretim.
Bu şehri sevdiğimle, sevdiklerimle olduğum için seviyorum, yoksa hiçbir önemi yok benim için.
her gün kendisine haykırmak istediğim şeyler olan şehir.
sevemedim seni amına koduğumun gri şehri. kimi senin için çıldırıyor, deli dolu aşklarından, tutkularından bahsediyor fakat sen benim gözümde terk edildikten sonra kaçılan ilk durak olduğun için asla ve asla candan ve gerçek bir memleket olmayacaksın, olamayacaksın..
tamamen nefret duyduğum ve en ufak bir sevgi beslemediğim şehirdir. belki de hayatımın en kötü günlerini burada geçirdiğim, geçiriyor olduğum ve geçireceğim içindir. buraya geldiğim zaman bütün hayatım değişmişti ve sanırım buradan gittiğim zaman da bütün hayatım değişecek. iyi yönde mi yoksa bundan da kötü yönde mi ona zaman karar verecek.
sebebi bir türlü anlaşılamayan bir cazibeye sahip şehirdir. büyük şehir olmasının yanında çok da küçük bir şehirdir. alışana kadar insanın canına okur. sabredip alıştıktan sonra bağımlılık yapar.