ben lisedeyken bir hip hop modası vardı ankarada. kocatepe camiinin altındaki parkta bunlar toplanıp kafalarının üstünde falan dönerlerdi. bende çıkıp parlayan güneşin altında kocatepenin bahçesindeki banklara oturur hafiften esen rüzgarın ferahlığıyla eğlenirdim. akaydan tunalıya çıkıp kuğulu parkta ördekleri besleyenleri izler ordan karuma çıkar muazzam merdiven yapısının bir laz müteahhit tarafından inşa edildiğine dair hikayeler dinlerdim. oradan kızılaya inip sakarya caddesindeki barları asayiş berkemal mi dışardan kontrol ederdim. sıhhiyede tavuk döner yedikten sonra gençlik parkının içinde bir kaç tur atar ulus dolmuş duraklarına gelirdim. koca gün öyle geçerdi. günler geçti yıllar geçti. yaşım ikiye katladı ama o anılar hep taze kaldı.
Benle dalga geçiyor.
Güneş gözüküyor, hava gayet sıcak. Üstüme bir hırka alıp çıkıyorum. Amma ve lakin 1 saat içinde göt donduracak kıvama geliyor.
Hava kapalı oluyor, üstüme mont alıyorum, kalın giyiyorum. 1 saat sonra terliyorum, sırılsıklamım.
istanbullu bünyemi bozdu yemihn ederim.
sabah götünüz donuyor, öğlen keşke daha ince bir şey giyseydim diyorsunuz, akşam tekrar götünüz donuyor. insanı hallerden hallere sokuyor. işte bunun için seviyorum seni. monoton olamazdık zaten. karmaşık olmalıydık. yarın ne bok yiyeceğimiz hiç belli olmamalıydı. bize de yakışan bu değil miydi?
sabahın ayazı dedikleri durumu -3 ile bugün yaşamaya başladığımız kışı boktan beton yığını şehir. hoş yazından da bir bok olmuyor ama işte en nihayetinde yazdır diyip güneye akıyoruz...